1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "FETÖ’den Farkımız Olsun!"
"FETÖ’den Farkımız Olsun!"

"FETÖ’den Farkımız Olsun!"

Yazısında FETÖ ile mücadelede düşülen yanlışları mercek altına alan İbrahim Kiras, “Mesela fırsattan istifade siyasi ve ticari rakiplerimizi bertaraf etme aracı yaparsak bizim de anlayış olarak FETÖ’den farkımız yok demektir." diyor.

A+A-

İbrahim Kiras’ın konuyla ilgili bugünkü Karar’da (18.05.17) yayınlanan yazısı şöyle:

FETÖ’den Farkımız Olsun

Sinsi ve habis Fetullah organizasyonu Türkiye’nin başına gelmiş en büyük bela. Bundan hiç kimsenin en ufak şüphesi olmaması lazım. Dolayısıyla bu karanlık yapıya karşı mücadele bütün güçlüklere ve özellikle dış dünyaya kendimizi anlatmanın zorluklarına rağmen kararlılıkla sürdürülmek zorunda. Ne var ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle “at izinin it izine karışması”na engel olmak şart…

Bunu yapamazsak ve mağduriyetler her geçen gün çoğalırsa FETÖ ile mücadelenin toplum vicdanındaki meşruiyeti zedelenir öncelikle. İkincisi derdimizi dışarıya anlatmak iyice zorlaşır.

Özellikle 15 Temmuz sonrasında çok hızlı şekilde yürütülen soruşturmalar kapsamında sayıları yüzbinlerle ifade edilen çok sayıda kişinin mercek altına alınması gerektiği için arada birçok masum kişinin de mağdur edilmiş olması mümkün. Bazılarını Fetullahçıların kendilerinin yaptığı anlaşılan ihbarlar veya itirafçıların ifadeleri yardımıyla hazırlanan listelere bu şebekeyle uzaktan yakından ilgisi olmamış kişilerin de eklendiğine yönelik iddialar ciddiye alınmak durumunda.

Bu bakımdan haksız yere FETÖ davalarına adı karıştırılarak mağdur edilen vatandaşlarımızın hukukunu korumak gayesiyle OHAL İnceleme Komisyonunun nihayet oluşturulmuş olması önemli bir adım. Hem bu komisyonun hem de ilgili yargı birimlerinin hızlı ve titiz çalışmaları sonucunda gerçek suçlularla masumların ayırt edilmesi vatandaşlarımızın yargıya güveninin ve devlete bağlılığının korunması için de gerekli.

***

Ne var ki bugünün konjonktüründe FETÖ’cü suçlaması bir insanın üzerine yapıştırılabilecek en ağır damga olduğu için siyasi ve ticari rakiplerini etkisizleştirmek için bu çamuru silah olarak kullanabilen ahlak yoksunları az değil maalesef. Kişisel çıkarları için FETÖ silahını gözlerini kırpmadan ateşleyebilen bu alçakların birçoğunun geçmişte söz konusu yapının yanında veya içinde yer aldıkları da vakıa.

Bu zümrenin haricinde önüne geleni FETÖ’cü ilan eden bir zümre daha var ki bunlar da esas olarak paranoyaları ilk gruptakilerin etkisi altında gelişmiş birtakım fanatiklerden oluşuyor.

Oysa söz konusu karanlık yapının devlet ve toplum hayatı için oluşturduğu riskleri 7 Şubat 2012’den önce dile getirebilen çok az kişi vardı. O günlerde FETÖ henüz yüzündeki maskeyi çıkarmadığından siyasi iktidarın himayesi altında olduğu için ve kriminal nitelik taşıyan faaliyetleri pek su yüzüne çıkmamış olduğundan sözünü ettiğim uyarılar mümkün olduğu kadar üstü kapalı veya diplomatik bir dille dolambaçlı yollardan ifade ediliyordu. Buna rağmen bizim gibiler o dönemde tehlikeyi işaret ettikçe, “hükümetle cemaat arasında fitne çıkarmaya çalışmakla”suçlanıyordu.

MİT krizinden sonra durum biraz daha netleşti ve eleştiriler nispeten daha açık yapılmaya başlandı. Sayımız da arttı. 17-25 Aralık sürecinden sonra artık saflar iyice ayrışmış bulunuyordu. 15 Temmuz’un ise tabiri caizse tövbe kapılarının kapandığı tarih olduğu tartışma götürmez bir hakikat.

Bugün gelinen noktada FETÖ’nün ihanetinden, karanlık ilişkilerinden, hırsızlıklarından, cinayetlerinden bahsetmenin fazlaca bir kahramanlık değeri kalmadı. Kahramanlığı bırakın, şimdilerde kendinizi FETÖ’yle mücadelenin en ön saflarında göstererek ve bu arada önüne geleni FETÖ’cü diye suçlayarak çıkar elde etmeniz bile mümkün. Çünkü artık FETÖ ile mücadele bir devlet politikası. Dolayısıyla kişilerin ve kurumların bu doğrultuda hareket ediyormuş gibi görünmekten zarar görmesi söz konusu değil. İşin fayda kısmı da midesi kabul edenler için doğal bir sonuç.

***

Gelgelelim birileri kendilerine bu işten fayda sağlamaya çalışırken FETÖ ile mücadelenin zemini sulandırılmış oluyor. Özellikle 15 Temmuz’un ardından oluşan elektrikli ve puslu havada FETÖ’cü suçlamasının yöneltilmediği hemen hemen hiç kimsenin kalmadığı düşünülürse bu mücadelenin kimlere karşı yapılacağını sorgulamak gerekebilir.

Şunu akıldan çıkarmayalım: Toplumda bir hegemonya oluşturmak ve bunun için devlet kurumlarını ele geçirmek için kendisine her şeyi mübah gören sapkın FETÖ’ye karşı mücadele devleti ve milletin hukukunu bu uğursuz şebekenin şerrinden korumak gayesiyle yapılmak durumunda. Eğer bu işe başka hesapları karıştırırsak, mesela fırsattan istifade siyasi ve ticari rakiplerimizi bertaraf etme aracı yaparsak bizim de anlayış olarak FETÖ’den farkımız kalmaz. Yarın bir gün bize karşı da birilerinin mücadele bayrağı açması mukadder olur.

 

HABERE YORUM KAT

3 Yorum