1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. “Ferhat” ile “Devlet”
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

“Ferhat” ile “Devlet”

A+A-

Bir medeniyet hakkındaki en temel bilgiler, o medeniyetin çocuklarının işiterek büyüdüğü masallarda gizlidir. Uykudaki bir tohum gibidir çocukluk. Ağacın dalları ve yapraklarının kaderi, o uykulu ilk şifrelerde, rüyalarda, ninnilerde, masallarda yatar.

 “Ferhat ile Şirin” masalında olduğu gibi. Leyla ve Mecnun, Kerem ile Aslı, Mem u Zin, Tahir ve Zühre, Hüsn ü Aşk’da olduğu gibi... Biz daha doğmadan evvel, alnımıza yazıldığını gizli gizli biliriz sanki; aşk denilen şey, karşılıksızdır. Fena bulmadan, erimeden, mahvolmadan, sevgilinin varlığında kaybolmadan, can vermeden er’lik tamam olmaz... Aşk işi cesaret ister ve bu ülkeye ayak basacak yiğit, daha işin başından bilir ki, kul yapısı değil, Tanrı vergisi bir zor halin içindedir... Gönül dendi mi, başı da sonu da birdir işlerin, Leyla gibi gözükse de ilkin, ahiri Mevla’ya çıkar. Yedi zorlu vadiden nice belalar eşliğinde geçen kişi ise, evvel ve ahirin sırrına vakıf olarak Mevla’yı tevhid eder... Nefsini imha edemeyenin tevhidi aşkta yürüyeceği yol da yoktur... “Başsız ve ayaksız” derler adına o erin ki, Sevgili’ye vasıl olan yolunda belki binlerce kere ölümle yüzleşmiş olsun...
Ferhat sıra dağları deler deler de bitiremez... Mecnun çölleri geçer geçer de sonunu getiremez... Tahir’in yatmadığı zindan, Hüsn’ün atılmadığı ateş denizi kalmaz... Siyamend ile Xece bitmeyen akşamlar içinden geçerek ulaşmak istedikleri şelalelere bir türlü varamazlar, Mem ile Zin’i mezarlar boyunca arayanlar izlerine rastlayamazlar... Aşık olan kişi, Sevgili için her türlü mihnete tahammül eder. Ferhat ile Şirin minyatürlerindeki Ferhat figürlerine bakın misal olarak... Dağ yamaçları dikleştikçe Şirin’in dermanı kesilir, Şirin adım atamayacak hale geldiğindeyse, onu bindiği atıyla birlikte sırtlayan Ferhat’ın yükü arttıkça artar... Ferhat bu: Kaderi yük taşımak. Tüm bunlar, çocukluğumuzdan bu yana dinleyerek büyüdüğümüz masallar, öğretilerdir... Bu, Doğu’ların hayat bilgisidir ki ölümü belki bin kere yutmaksızın tecrübe edilmez... Doğu’da hayat, ölümün içinden geçen bengisudur.
¥
Demokrasi konusundaki deneyimlerimiz, Sened-i İttifak’tan bu yana birkaç yüzyıldır ağır aksak işlerken, bize kriter olarak sunulan Batı tipi kurumlaşmayı, bir türlü tamam edemiyoruz.
Hazırladığı iddianameden dolayı önce Cumhuriyet Savcılığı görevinden, ardındansa tüm mesleki imkanlarından yoksun bırakılarak cezalandırılan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı dinlerken de benzer şeyleri düşündüm... Hakkını aramak konusunda; “Ben devletimi şikayet edemem, muhakemeye konu edilerek cezalandırılmasını düşünemem” şeklinde cevaplar verirken... Onu dikkatlice seyrettim... İsmiyle müsemma gibi geldi bana. Bir adamın ismi Ferhat olursa, ondan başka nasıl davranmasını beklersiniz ki?
Ferhat Sarıkaya’nınkisi, modern zamanlarda kadim ve imkansız bir aşkın öyküsünü anımsatıyor. Tek taraflı bir aşktır bu, insan ve devlet arasında... Bunu Strasbourg’daki yargıçların, Russo’nun, Verges’nin anlayabileceğini sanmıyorum. Çünkü bu; karşılıklı özgürlük alanlarının çatışkısı ve sınırları üzerine kurulu demokratik haklar algısının kabul etmeyeceği, hatta patolojik bulacağı bir durumdur. Özgürlük, aşktan anlamadığı kadar, Doğu’ya has kulluk bilincinden de anlamaz. Çünkü Şarka dair devlet öğretisinde, uğrunda canlar verilesi bir Tanrı Kapısı tezahürü vardır. Kul ile Yaratıcı arasındaki ilişki ne ise, insan ve Devlet arasındaki ilişki de benzeri bir minval üzere gider. Devlet kutsanan, tanrısal saygınlığı olan, aşk ile bağlanılmış, ram olunmuş, huzurunda fena bulunmuş yüce bir kapıdır... Gazilik, şehitlik mertebeleri, can verme töreleri buradan boy atarak kurar ve yüceltir Devlet’i...
Günümüzdeyse, bu bilgiyi anlayıp kıymet verecek ne göz, ne izan kalmıştır... Ferhat Sarıkaya’yı, eski ve nazenin bir masalı dinler gibi dinlemişsem de bundandır... Sarıkaya, Ferhat’lara has romantizmini, geç zamanların anlamsızlık dolu boş gözlerine söylerken, ben onun yüzündeki kederle karışık onuru, yapayalnız bırakılmış cesareti, iyi cins küheylanlara has koşacak arsaları yitirmişliği, eriyen mumun rızasını, yenilgiyi görkeme dönüştüren karşılıksız aşkı... Masalları, fedakarlığı, şiirin titrek ama sonsuz gücünü gördüysem bundandır...
Şarkılar, “dilşad olacak diye kaç yıl avuttu felek, boşuna yaz beklemek!” dese de... Bu, Ferhat Sarıkaya’nın seçimidir. Hatta isminin kaderidir bile denebilir.
Aynı fikirde değilim, ama önünde saygıyla eğiliyorum bu aşk masalının...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT