1. HABERLER

  2. HABER

  3. MEDYA

  4. Fehmi Koru'nun Gülen Cemaatine Bakışı Değişti mi?
Fehmi Koru'nun Gülen Cemaatine Bakışı Değişti mi?

Fehmi Koru'nun Gülen Cemaatine Bakışı Değişti mi?

Uzun dönem Gülen Cemaatini izleyen fakat aslında darbeci olduğunu göremeyen Fehmi Koru, 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında cemaate karşı yaklaşımını yazdı.

A+A-

Gazeteci Fehmi Koru, 17 Aralık darbe girişiminin yaşandığı gün "Benim yakından izlediğim, bildiğim cemaatin bu güne kadar böyle bir operasyon yaptığını görmüş değilim. O yüzden doğrudan cemaat yapmıştır demek bana şahsen güç geliyor" demişti.

Koru'nun 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin görüşü de merak konusu oldu. Uzun dönem FETÖ'yü izleyen fakat aslında terör örgütü olduğunu göremeyen Fehmi Koru, fehmikoru.com'da görüşlerini dile getirdi.

"NASIL BU HALE DÖNÜŞTÜLER" DİYE SORGULADI

"En başta amaç ‘bürokrasi içerisinde dindarlar da bulunsun da ülke yanlış yönlere savrulmasın’ iken, amaç, hangi düşünceyle, ‘devleti ele geçirme’ fırıldağı haline dönüştü?" sorusuna yanıt arayan Fehmi Koru, FETÖ'nün bazı kalkışmalarını sıraladı.

"CEMAAT'İN İÇİNE SOKAN KİŞİLER ŞİMDİ CANAVARLAŞTIRIYOR"

Fehmi Koru ayrıca sırtı sıvazlanarak "cemaatçi" yapılanların artık canavar muamelesi gördüğünü, bunda haklı olunduğunu ifade etti.

"Düne kadar onlarla birlikte olmuş, takdirlerini beyan etmiş, arkalarını sıvazlamış, önlerini açmış, yollarını kolaylaştırmış kişilerin" de canavarlaştıranların arasında yer almasının dışarıdan tuhaf göründüğüne dikkat çekti.

"ERGENEKON'DAKİ GİBİ YAPILMASIN"

Koru yazısının sonunda da "Onların ‘Darbecilerle savaş’ adını verdikleri Ergenekon sürecini farsa çevirmeleri yanlışlığına şimdi yeniden düşülmemeli" diye yazdı.

Koru'nun ilgili yazısı:

Ben de yazdım: ‘Cemaat’ derken… ‘Paralel Yapı’ derken…

Fehmi Koru / fehmikoru.com

‘Cemaat’ denilen, aslında, halkın en samimi hislerinin coşarak oluşturduğu, en olumlu sıfatların insanları harekete geçirdiği bir örgütlenmedir. Hiç değilse önceleri öyleydi.

Bir dinadamı, kendisini dinlemeye hazır kitlelerle sadece bilgisini paylaşmakla yetinmemiş, kendisini sevenleri en sevdikleri şeyleri başkalarının hizmetine sunmaya teşvik de etmişti.

En sevdikleri şeyleri ihmal pahasına mallarını, paralarını ve vakitlerini almıştı…

Bugün el konulan dershaneler, yurtlar, okullar, üniversiteler, hastaneler, daha neler ve neler…

Toplam değeri herhalde milyarlarla ifade edilebilecek bir varlık…

Üç ondan beş bundan toplanan (‘himmet’) paralarla gerçekleştirilen bir hizmet hareketinin varlıklarıdır.

Yalnız Türkiye içinde de değil, kimbilir kaç ülkede herhalde sayıları yüzlerle ifade edilebilecek okullar…

Dışarıdan bakan insanın, dindar olmasa bile etkileneceği, dindar ise ”Ben ne yapabilirim?” diye verilecek vazifeleri üstlenmeye koşacağı cinsten bir hizmet halkası…

Nitekim, dindarın da din konusunda lâkayt olanın da ilgi duyduğu bir harekete kısa sayılabilecek bir sürede dönüştü Cemaat…

Çekirdek kadrosu güçlendikçe sempatizanları da arttı.

Peki bu insanlar –tabii hepsi değil, ama en azından son 15 Temmuz darbe girişimine katılanlar ve öncesindeki karışık işlerde yer alanlar– ne zaman birer ‘Haşhaşi’ özelliği kazandılar?

Cemaat’in yetişmelerine katkıda bulunduğu polisler, savcılar, hâkimler ve bürokrasi içerisinde yer alan devlet görevlileri, başka hayatları karartmak üzere birbirleriyle paslaşarak, ne zaman devlet içinde‘paralel bir yapı’ oluşturdular?

En başta amaç ‘bürokrasi içerisinde dindarlar da bulunsun da ülke yanlış yönlere savrulmasın’ iken, amaç, hangi düşünceyle, ‘devleti ele geçirme’ fırıldağı haline dönüştü?

Bozulmanın başlangıcı

İlki 7 Şubat’ta (2012) MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın savcılığa çağrılması olan… İkinci olarak 17-25 Aralık (2013) süreci ile iyice belirgin hale gelen… Ve şimdi de 15 Temmuz’da darbe planlaması… Bunlarla mı?

Bugün karşımızda bir ‘canavar’ görüntüsüyle duruyorsa Cemaat, bu üç olayda fark edilen parmak izleri yüzündendir.

Daha öncesi de olmalı, pek az kişinin –aralarında ben de varım– kuşku duymasına yol açan bazı olaylar…

Ergenekon ve Balyoz davalarında ”Türkiye’nin bağırsaklarını temizliyoruz” diye arkalarına takılan demokrat insanları hayal kırıklığına sürükleyen aşırılıklar… Gerçekten ‘darbeci’ denilebilecek kadrolar ile Cemaat mensuplarının vaktiyle ayağına basanların aynı torbaya konulduğu aşırılıklar…

Şimdilerde Cemaat karşıtlığında zirve yapan pek çok kişi, o günlerde Cemaat’in intikam operasyonunun arkasına takılmış, benim gibi başta Ergenekon sürecini desteklese de aşırılıkları görünce kenara çekilmişlere, ”Susmakla davaya ihanet ediyorsunuz” ithamını savuruyorlardı.

Eskisi de var: Zaman gazetesinden 1998 yılında ayrıldım; 28 Şubat’ın bazılarının ahlâkını bozmaya başladığını fark ettiğim günlerde…

‘Güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar’ kuralı Cemaat için de geçerli…

Bütün darbelerin mağduru olan bir kitle, 2002 sonrasında iktidarda bulunan siyasilerden daha fazla‘iktidar şehveti’ duymaya başlamış ve siyasiler sayesinde sağladığı gücünü kuralsız kullanmaya kalkışmış olmalı.

Kalkışmışlar işte. Sonunda kendilerinin o güce sahip olmasına yol açanlarla iktidar mücadelesine girişecek kadar hem de…

Bugün ‘Cemaatçi’ diye suçlananlar, görevlerinden alınan, gözaltı ve tutuklama işlemine muhatap edilenler, bakıldığında görülecektir, son 15 yıl içerisinde memuriyete girmiş veya bulundukları konuma ulaşmış insanlar…

Geçmişte onları sırtlarında taşıyarak dev bir güç ve sonraları ‘paralel yapı’ haline dönüşmelerini mümkün kılanlar, bugün, o gücün kendi aleyhlerine kullanılmaya başlamasıyla birlikte ayılmış görünüyorlar.

Ayıldılar ve vaktiyle, her aşamada, kendilerine, ”Dikkatli olun ha, bu işin sonu iyi değil” ikazında bulunanların düşlerinde göremeyecekleri türden bir savaşın parçası haline dönüştüler.

Olan kime oluyor?

‘Cemaat’ denilen yapılaşmaya samimi hislerle bağlanmış, paralarını, mallarını ve vakitlerini bu yolda sarf etmiş, elle tutulur hale gelmiş çeşitli hizmetleri takdir ettiklerinden –ve daha da önemlisi, siyasilerin sürekli övgüsüne mazhar bir yapının içinde bulunduklarını hissettikleri için– o halka içerisinde yer almış insanlar…

Sonra, onların elinden tutup okumalarını, mezun olmalarını, devlet içinde görev almalarını sağladıkları gençler…

Yakın geçmişte, ellerine ”Sahib-i kart bizdendir” tarzı tavsiye mektupları vererek o gençlerin çeşitli devlet kurumlarına girmelerine sebep olanlar, bugün, aynı kurumlara gönderdikleri ”Bunları görevden atın”listelerine onların isimlerini yazıyorlar.

Cemaat canavar, onlar da yavru canavarlar…

‘1 numaralı devlet düşmanları’

Bugün samimi hislerle hizmet var diye bir kervanın arkasına takılmış insanlar da, onlar sayesinde okuyup devlette görev almayı başarmış genç bürokratlar da –herhangi bir eylemde aktif katılımda bulunmamışlarsa bile– ‘1 numaralı devlet düşmanı’ muamelesi görüyor.

Görsünler, bu bir şey değil de, düne kadar onlarla birlikte olmuş, takdirlerini beyan etmiş, arkalarını sıvazlamış, önlerini açmış, yollarını kolaylaştırmış kişiler bunu yapınca…

Hiç değilse benim baktığım noktadan, bu, hayli tuhaf görünüyor.

Tuhaflığı ortadan kaldıracak bir normali yakalamak şart.

Samimiyet fışkıran bir oluşumun bazı mensuplarını kendi halkına kurşun sıkacak birer cani haline kimler dönüştürmüş, onların cinayet şebekesi içerisinde görev almayı kimler kabul etmiş, kurdukları kumpaslara kimler âlet olmuş ise…

Tereddütsüz yaptıklarının hesabını vermeli.

Hepimizi kandırmak istedikleri ve çoğumuzu kandırdıkları için bunu hepimiz istemeliyiz.

Ancak bizi kandırdılar diye duyduğumuz öfkeye bir noktada gem vurmayı da bilmeliyiz.

Onların ‘Darbecilerle savaş’ adını verdikleri Ergenekon sürecini farsa çevirmeleri yanlışlığına şimdi yeniden düşülmemeli.

Yanlıştaysam yanlış deyin.

HABERE YORUM KAT

3 Yorum