"Fatma, Jana, Kejal ve Gûlizer'in şiiri"

11.05.2010 23:00

Yıldız Ramazanoğlu

Kürtçe Yazan Kadın Şairler (Kırdım Kaderin Bildik Aynasını) belgeselini Diyarbakır'da izlemek heyecan vericiydi.

Farklı ülkelerde yaşayan, Kürtçe şiir yazan sekiz kadını bir araya getiren yönetmen Deniz Mukan, hiçbir gösterişe başvurmadan olabildiğince doğallık içinde 2008'de çekmiş filmini. Cîgerxwîn Kültür Merkezi'nin büyük salonu gençlerle doluydu. Gösterimin ardından edebiyatçı Ayşegül Devecioğlu'nun oturum başkanlığında gerçekleşen panel, iç içe ya da komşu olarak yaşadığımız ama hakikatlerine oldukça uzak olduğumuz olağanüstü kadınların ruhuna doğru bir açılma idi. Suriyeli şair Jana Seyda ve Diyarbakırlı hikâye yazarı Lorin Doğan yazmanın zorluklarını anlattılar. Bölge kadınlarının benzer süreçlerden geçtiği açıktı.

Jana Seyda'nın dedesi bölgede önemli bir mutasavvıftı, onun tasavvufi şiirleriyle büyümüş, ailede şiir bir ders olarak mevcuttu ve şiir tarafından seçilmişti çoktan, resme ve oyunculuğa da merak salmıştı. Ailede genel bir özgürlük ortamı vardı, ailenin erkekleri de iyi eğitim almasını istiyorlardı ama belli ölçüler vardı elbet. Dayısı da şairdi ve ona çok destek olmuştu. Varlığım beden dilim baskı altındayken hayallerim yara aldı dedi yine de. Kürtlerin ruhuna çöken ağırlıktan payını aldığını söylüyordu. Hiçbir yerde dili birinci sınıf görülmemişti mesela. İstanbul onu reddeden uzak bir ülke gibiydi.

Okuduğu şiir: İstanbul Denizin Yok Senin

İstanbul/Bulutların yok senin, ne de yıldızların tarihi/yazılmaz senin sarı ve sisli dünyanın kitaplarında/Sadece arzu kaçkını birkaç dalga ve anların/şenliği var,/Kar fırtınaların yok.

İşte böyle İstanbul denizin yok senin/Yalnızca bir denizin gölgesi var gözlerinde/bahtın gibi kara ve hatıralardan birkaç dalga/gelinlerinin gözyaşı gibi kara/Sahilin soğuk çehren gibi../Haberin var mı yaseminlerden, yanmış/kumlarının içinde cansız gövdeleriyle duran/Acaba haberin var mı kumun içinde canlıymış/gibi duran yüreklerden..bir dokun onlara..

Bağışla İstanbul denizin yok senin..

Diyarbakırlı Fatma Savcı'nın şiiri bu ülkenin hakikatinden bir hikâyenin parçası olarak uyanmıştı. "Tam yanımda bir arkadaşımın öldürülmesinden sonra diğer arkadaşım düştü yere ağlamaya başladı, ben öyle kaldım. Ağlayamadım, şiir yazdım." diyordu. Çoğu şair başka dillerde konuştukları halde ağladıkları dil o olduğundan Kürtçe yazıyorlardı. Cezaevinde yatmış bir kadın Savcı. Tutukluluk hislerini kuş üzerinden anlatmış. Kuşun kanatları muazzam bir rüyaydı onun için. Anadile kalbimle varlığımla katılarak yazıyorum, diyordu. Bu, başka dillere de sevgi ve şefkatle bakmasını sağlamış. Yaralara karşı tutunma, dostlarla anlayan insanlarla sohbetti, direnmeydi, zor zamanlarda yaşama sebebiydi şiiri. Yaşam bahanesi dirim için manaydı. Diyarbakır'la konuşmasıydı. Sessizlik sesine güç vermiş, derin acıları şiirinde coşmuştu.

Gönül Verme Ölüme:

O parlayan bir mercandı. Gökkuşağının/ saçaklarından bir damla çiyle, kutsal bir sehere/ yağmıştı... Görülmemiş bir inci, denizin göz/ kıvılcımlarından gümüşsü bir güzellik, dökülmüş...sonra tutamayıp kendini uslanmaz bir ses misali/kimsesiz vadilerin kulağında yankılanmıştı/(eski süvariler yerine belleksizlerin kulağında)/mavi bir renk gibi geçit vermez bir dağın göğsüne/yansımıştı.../Amansız bir yarayı taşırken gidip çıkarmıştım/onu, sedef bir dağın yüreğinin kabuğu içinden,/kendi acıma.../Soran'ı ilaç yerine annesi dağdan ödünç almıştım/kederim için./Soran bir mercan kayasıydı...ömür parmağımın/yüzüğünde uyuyordu./Görkemli bir kır çiçeği susuz yurtsuz yalansız/rüyalarıma yaslanmıştı./Ceylansız bir yaban geyiği/Çığlığın kanatları üstünde/Fırtına neslinin rehberi

Gülizer idi yine Türkiye'den sanırım. Şiirini söylerken birden şarkıya geçiyordu aradaki farkı bize hissettirmeden. Ezgiler öyle güzel yerleşiyordu ki araya, hangisinin şiir hangisinin şarkı olduğunu anlamak zordu. Ses birçok şekilde ortaya çıkabilir demek. Aslında şiirden önce ses var. Kelimeden önce bir boğulma yutkunma sayıklama hissi belki.

Kelimeler kutsaldı onun için. Kelimelerimizden korkmayın, kelimelerin heybeti kadına yakışıyor, diyordu belgeseldeki konuşmasında. Bahar sivri bir yalan sonbahar acı gerçekti ona göre.

Şiiri ses olarak geldi notaların arasından mırıltıyla terennüm edildi, bu yüzden bıçakla muhtelif yerlerinden hafifçe çizildi izleyenler sanırım, tıpkı benim gibi. Bunu sonra fark ettik.

DO..(Godot'nun içinde gizlenen do'ya):

(Do yedi notadan biri, halayın başını çeker,/Doğadan almış sesini. Dünya kendi etrafında/ döndüğünde, dansının ritmi olur do./Dünya döndükçe kendi etrafında, do sesinin/âşığı olacağım)/Ama do zavallıdır, bilmez kalbimin sarayını/onun için inşa ettiğimi, kim bilir şimdi o hangi/şarkıda zıplayıp oynuyor./Bir buluttur yağmurunu/Gözlerime bırakır hep....

Hiç olmazsa gözlerini bıraksaydı bana/Ortadoğulu yaralarımın sargısıdır onlar

Irak'tan gelen Kejal Ahmed enfalin kızıydı. Enfal büyük kıyımın adı. Saddam Hüseyin'in Kürtlere yönelik yok etme harekatlarının kuşağından bir şair. Derin lezyonlar vardı söyleyişinde. Bir yandan da tarifsiz bir incelik. Seslendirmede şeffaf bir bedene dönüşmüştü sanki ve kalbi açıktan bir görünüp bir kaybolmuştu.

Kırdım Aynayı:

Kırdım kaderin bilindik aynasını/O çok zamandır boynu bükük kızların/önünde durduğu/Kaç zamandır görmüyor beni ve görmüyorum/Onu o gün bu gündür. Coğrafya ve tarihin aynasını/Toprak yaptım Mesture* gibi/Şiirinin berrak suyunun önünde/Olgunluk ve aklın hotozunu bağlıyorum

Kırdım yıllarımın puslu aynasını/küçük olanı büyük ve/büyük olanı küçük gösteriyor diye

Bilmiyorum nasıl/Düştüler elimden/Mehwi ve Mewlana'nın kalbindeki/Ayna şiirler?/Nasıl ayrıldı gözlerimden/Tanrının parlak nurunun aynasının parçaları?/

Bağışla aşkımı/Ki ben çağının/En nefret edilen kızcağızıyım/Ki bana gelen o güllerden/Verdim payını ve/Düşmanlarımın bana fırlattığı taşlar sana geldi

Nahide Hüseyni de İranlı Kürt şairdi. Sert bir muhalefeti vardı oradaki yasaklara karşı.

Şiirleri duvara asılı yaprakların resmini çekip sonra bilgisayarda büyüterek çözdüm. Çözdükçe bir kez daha çözüldüm doğrusu. Kürtçe yazan kadınların şiirine bir aşinalık olsun onların hissiyatından bir parça bize değsin, kardeşliğimizin nişanesi olsun bu yazı. Acayip bir geceydi, hem de ne acayip.

Kaynakça: (Şair Mesture Kürdistani 1804-1847); Jana Seyda, Ber Evarî, Avesta, ist, 2007; Gulîzer, Keziyen Jinebi, avesta, ist, 2006; Fatma Savcı Xewnen Zîvîn, aveste, ist, 2007; Kejal Ahmed, Awenem Sikand, Wezareta Rewsenbîrî, Süleymaniye, 2004. Bu kitapların mütercimi: Osman Mehmed

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim