“Faşist İtalya ile Kemalist dostluğun asıl kıymeti nedir?”

25.12.2011 08:48

Yavuz Bahadıroğlu

Sayın Cumhurbaşkanı tarafından “Atatürk Kültür-Tarih Kurumu” üyeliğine atanan Prof.Dr. Mümtazer Türköne de bu refleksten nasibini aldı: “Atatürk Kültür-Tarih Kurumu’na bir Atatürk düşmanı atandı” yaygarası kopardılar.

Bunun sebebi ise “Atatürkçülük” konusunda yazdıkları: Belli ki, Türköne’nin, çeşitli tarihlerde “Atatürkçülük”le ilgili olarak yazdığı eleştirel yazılar, “eleştiri” ile “düşmanlık” arasındaki farkı fark etmeyenlerin “Atatürk düşmanı” olarak damgalamasına yol açmış.
Zaten ne zaman Atatürk ve “Atatürkçülük” konusuna eleştirel yaklaşılsa, belli çevreler bu damgayı çakar: “Atatürk düşmanı!” Çünkü sadece övmeye izin vardır, yermeye izin yoktur!

Bakalım ne yazmış Türköne: “İnönü ve CHP’liler çok kuvvetle muhtemeldir ki, Hitler hayranıydı. Ancak İnönü, daha çok Mussolini’nin Türkiye şartlarına uyan bir kopyasıydı. 1930’lu ve 40’lı yılların CHP’li faşistlerinin takip ettiği fikir ve eylem modeli İtalyan faşizmi, kişi kültü ise Mussolini’dir.”

Bunun neresi yanlış peki? Az bile söylemiş. O tarihlerde Türkiye’yi yönetenler (CHP kadroları), bıyıklarını bile “Hitlervari” kesmiyor muydu? Ülke dışına çıkmayı hiç sevmeyen İnönü, nadir ziyaretlerinden birini Mussolini’ye yapmamış mıydı?

Hadi gelin, CHP’nin “nâşır-ı efkârı” (yayın organı) gibi yayın yapan Cumhuriyet Gazetesi’nin 22 Mayıs 1932 tarihli birinci sayfasına bir bakalım.

Manşet: “Kemalist Türkiye’den Faşist İtalya’ya Selam!” Bundan daha da vahimi, gazetenin yayınladığı fotoğrafta Türk bayrağının içine, Benito Mussolini’nin liderliğini yaptığı Faşist Parti’nin ambleminin yerleştirilmesi…

Ayrıca aynı fotoğrafın iki ucundaki iki portre dikkat çekiyor: Bunlardan biri Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü’ye, öbürü ise “Dost ve Faşist İtalya’nın Başvekili Mussolini”ye (yazıda böyle deniyor) ait…

Yorumunun başlığı ise şöyle: “Faşist İtalya ile Kemalist dostluğun asıl kıymeti nedir?”

Şimdi sıkı durun: Manşetten verilen bu haber-yorumun altında, Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibi ve altıncı döneme kadar CHP milletvekili Yunus Nadi’nin imzası var. Şöyle döktürüyor: “İtalya’da İtalyan milletini asrın en mütekâmil bir cemiyeti haline yükselten Faşizmin gittikçe artan takdirlerine ve muhabbetlerine mazhar olmaktan kuvvet buluyorduk.

“Zâhirde hatta biraz hissi bile görünebilecek olan bu mütekabil (karşılıklı) itimat ve muhabbettir ki, Büyük İtalyan milleti ile inkılâpçı ve behemehal teceddüt (yenileşme) ve itilâya (yükselme) azimkâr Türk milleti arasında en sağlam bir dostluğa müntehi (ulaşmış) olmuş oldu.

Başvekilimizin Roma’yı ziyareti bu büyük dostluğun pek tabii bir neticesi olduğu kadar onu en samimi ve en parlak şekilde tes’it (saadet) edecek bir tezahürdür de.

Roma’da yekdiğerini müsaraat (girişim) ve hararetle sıkacak eller, mensup oldukları milletlerin selâmet ve saadetleri kadar Akdeniz’de sulh ve müsalemeti de temin edecek kudretli manivelâlardır. Bundan her iki tarafın zimamdarları (idarecileri) ne kadar memnun ve müftehir olsalar haklıdırlar.”

Birinci sayfadan manşet olarak verilen haber-yorum, 2. sayfadan İtalyan diktatörü Mussolini’ye övgülerle devam edip gidiyor.

Zaten “CHP’nin altı oklu amblemi, CHP Genel Sekreteri olarak gittiği (1932) İtalya’da, Mussolini’nin 12 oklu faşist felsefesinden etkilenen Recep Peker tarafından oluşturuldu” diyorlar. Gerçi bunun doğru olmadığını, ilkelerin İsmail Hakkı Tonguç tarafından belirlendiğini söyleyenler de var.

Bir fikir vermesi açısından Mussolini liderliğindeki Nasyonal Sosyalist Parti’nin ilkelerinden birkaçını dikkatinize sunuyorum…

1. Liderlik (Devletin başında bir “Şef” bulunacak, herkes itirazsız onu dinleyecek)

2. Nasyonalizm (Milliyetçilik-ırkçılık anlamında)

3. Militarizm (İktidar orduya dayanacak. Formül şu: Parti=devlet)

4. Korporatizm (Devlet, millet yerine, partiye bağlı meslek gruplarının [sendika, baro, yüksek yargı, üniversite] katkılarıyla yönetilecek)

5. Antiliberalizm (Her alana “devletçi” mantıkla yaklaşılacak)

6. Devrimcilik (Siz buna “inkilâpçılık” da diyebilirsiniz).

CHP ideologlarından Falih Rıfkı Atay’ın 16 Şubat 1931 tarihli yazısını bir kez daha hatırlayalım: “Türk yığınlarının terbiyesi için Moskova’nın yığın terbiyesi metodları, devletçi Türk iktisatçılığı için de faşizmin korporasyon metotları benimsenmelidir.”

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim