1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kurucan

  3. Farklı bir boyutu ile tarihsellik ve tarihselcilik
Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan

Yazarın Tüm Yazıları >

Farklı bir boyutu ile tarihsellik ve tarihselcilik

A+A-

Yanlış anlaşılmaların, farklı yorumlamaların önünü kesmek adına kendi görüşümü başta ifade edip, sonra konuya geçeyim; Kur'an'ın siyasi, içtimai ve ahlaki bir zemin üzerinde nazil olduğu inkâr edilemez.

Bizim siyasi, içtimai vs. diyerek sıraladığımız şeylere isterseniz toptan "tarihsel zemin" de diyebilirsiniz. Fakat ayetlerin tarihsel bir zemin üzerinde nazil ve varid olması, o değerleri tarihsel yapmaz. Aksine onlar tarih-üstüdür ve kıyamete kadar da bu hüviyetini muhafaza edecektir. Yeri gelmişken bir cümle ile belirteyim; tarihsel kavramının karşıtı evrensel değil, tarih-üstüdür.

Şimdi konuya girelim. 15 asırdır defalarca üzerinde konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş bir mevzudur tarihsellik bana göre. Çünkü tarihsellik, (historicity) bizim ulaştığımız sonuca göre anlama yöntemi ve metot manasına gelmektedir ki biz bunları başlangıçtan bu yana sebebi nüzul, sebebi vürud, Mekki-Medeni, nasih-mensuh, makasıd-i şeria, ed'dal bi'l iktiza, bi'l işare, bi'l ibare vb. usul-ü fıkıhta kullandığımız kavramlarla uygulamaktayız. Fakat tarihselciliğe (historicism) gelince o, metnin eylem ilkesinden hareketle yeniden yasamaya gitmek manasına gelmektedir ve bizim kabul edilemez bulduğumuz olgu da budur.

Günümüzde samimiyetlerine inandığım ama bu ayırımı yapmayan, yapamayan veya yapmak istemeyen bazı çevrelerin olduğu muhakkaktır. Radikal veya mutaassıp olarak tanımlanan bu kişi veya gruplar, haklı olarak tarihselciliğe karşı çıkacağım derken, yukarıda belirttiğimiz gibi tarihsellik kapsamı içinde mütalaa edilebilecek bizim usul-u fıkıh, tefsir ve hadiste kullandığımız metotlara da farkında olmadan karşı çıkmakta ve tarihin belli bir zaman dilimini adeta döndürüp idealleştirerek, nassları değişen-değişmeyen, gelişen-gelişmeyen, gerileyen-ilerleyen ama son tahlilde mutlaka farklılaşan tarihsel şartları hiç hesaba katmadan anlama çabası içine girmektedirler. Hatta onlar bu çerçevenin dışında yerini alan Müslümanları İslam'a ihanetle suçlamaktadırlar.

"Ed-Din" olan İslam'ın ideoloji haline geldiği veya getirildiğinin en büyük göstergesi olan bu yaklaşım, ister istemez siyaset sahasında etkisini göstermektedir. İslam dünyasındaki anti-demokratik, monarşik, oligarşik ve diktatoryal yapıların varlığı bu zihniyetin yansımasından ibarettir. Daha ötesi, mevcut yapıların varlığı ve devamı, sözünü ettiğimiz ideolojik yaklaşımın kökleşmesine hizmet etmektedir.

Pekala bundan en çok kim istifade etmektedir? Bugün herkesin şapkasını önüne koyup derin derin düşünmesi ve cevap araması gereken doğru soru budur. Kim bu yapıların varlığı ve devamından nemalanmaktadır? Özelliklerini ben sıralayayım, ismini siz koyun. İslam dünyası üzerinde ekonomik rant elde eden devletler ve şirketler ile siyasi hakimiyetini devam ettirmek isteyen güç ve çıkar odakları. Neden? Çünkü, farklı bir yaklaşım onların kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projelerini altüst edecektir.

Eğer bu tesbitimiz doğruysa, rahatlıkla denilebilir ki İslam dünyasındaki kurulu düzenin devamı için gayret gösteren perde önü ve arkası güçlerle, radikal olmayan uyanışlara hayat hakkı tanımayan güçler yukarıda iki özelliğini sayıp ismini siz koyun dediğim devletler, şirketler, güç ve çıkar odaklarıdır.

Başarılı olabilirler mi? Tarihsellik özelinde öteden bu yana yapılan tartışmalara, müzakerelere ve özellikle entelektüel camiada elde ettikleri sonuçlara bakınca teorik açıdan başarılı oldukları belki söylenebilir. Ama aynı başarının pratik hayata yansımalarını göremiyoruz. Kim ne derse desin, halk kendi doğrularında ısrar ediyor. Sözüne, yaşayışına inanmadığı kişilerin düşüncelerine kulak asmıyor.

Yazının başlığına 'farklı bir boyutu ile tarihsellik ve tarihselcilik' dedik. Gerçekten bu meseleye bir de bu boyuttan bakmayı deneseniz! Umarım zihniniz çok farklı ufuklarda seyahate çıkacak. Deneyin, bir şey kaybetmezsiniz..

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT