1. YAZARLAR

  2. Nuh Gönültaş

  3. Farkında olmadan...
Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Farkında olmadan...

A+A-

Sevgi dahi derece derecedir.

Bir şeyi seversin ama o şey içinde bir şeyi daha çok seversin.

Bu durum bende daha çok Kuran-Hadis ve şiir konusunda oluyor.

Kuran'ı seviyorum ama bilemiyorum neden Hücurat Suresi'ni daha çok seviyorum.

Hücurat suresi bana bir başka anlamlı, bir başka güzel geliyor.

Hatta diyorum ki, bir şey ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. Üzerine geçmişte, gelecekte söz söylenemeyecek derecede güzel yani.

Bilmiyorum böyle bir yaklaşım içinde günaha giden bir yol açar mı?

Allah affetsin ama böyle geliyor bana.

Mesela Peygamber Efendimiz'in söylediği bir sözü duyuyorsunuz.

Duyunca "Allahuekber" diyorsunuz. Ne de güzel ifade etmiş ne de güzel söylemiş.

Dahası yok, ötesi yok, berisi yok.

Şiir konusunda da öyle.

Bazı şairlerin ifadeleri ilk duyuşta sanki her şeyiyle tam tamına söylenmiş sözler izlenimini uyandırıyor insanda. Tekrar tekrar okumak istiyorsunuz.

Hatta bağıra bağıra okumak, herkesin duymasını sağlamak istiyor insan.

Necip Fazıl Kısakürek'in çoğu şiirleri, Sezai Karakoç'un bazı şiirleri, Ziya Osman Saba'nın o güzel ve sade üslubuyla yazdığı şiirleri...

Hücurat odalar demektir. Hz. Peygamber'in aile efradı ile birlikte kaldığı odalar anlamına geliyor. Bu sure daha çok Müslümanlar'ın kendi aralarında ve Kainatın Efendisi'ne karşı uymaları gereken görgü ve ahlak kurallarını anlatıyor.

Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir bir konuda tartıştılar. Tartışırken seslerini yükselttiler. Bunun üzerine,

"Ey iman edenler, Allah'ın ve Resulü'nün huzurunda öne geçmeyin... Seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin... " ayeti indirildi.

Bedeviler bazı konuları Peygamberimiz'e sormaya geliyorlar ya da ona bir şey söylemek istiyorlar. Gelip onun penceresinden "Muhammed dışarı çık" diye bağırıyorlar.

Siz kime bağırıyorsunuz be!

Görgüsüz, terbiyesiz, bağırdığın Allah'ın Elçisi. Bilseydin eğer değil bağırmak tek kelime etmez, huzurda konuşmaya dermanın olmazdı...

"Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. Eğer gerçekten yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde bu kendileri için daha hayırlı olurdu..."

Bu sureyi en çok Abdülmünim Tuhi'den dinlemek hoşuma gidiyor. Sanki en güzel biçimde o seslendiriyor. Çok sık dinlerim. İnternette rahatlıkla bulabilirsiniz.

Her ayetin bir iniş sebebi var. Her birini burada yazamayacağım. Ama Hücurat Suresi'nden bazı ayetleri yazayım:

"Ey iman edenler eğer bir fasık size bir haber getirirse, onu etraflıca araştırın. Yoksa cehalet sonucu bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize pişman olursunuz.

Ve bilin ki Allah'ın Resulü içinizdedir. Eğer o size birçok işlerde uysaydı elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsleyip çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi..."

Hatırlarım, eskiden küçükler büyüklerin huzurunda yüksek sesle konuşmazdı. Ayaklarını onların huzurunda uzatmazlardı. Onların sözlerinin üzerine söz söylemezlerdi.

Yeni gelinler özellikle kayınpeder ve kayınvalideleri ile konuşurken seslerini asla yükseltmezler, onlara kısık sesle cevap verirlerdi.

Bu çok önemli bir terbiye kuralı olmalı ki, Kuran'da dahi geçiyor.

Allah'ın Elçisi huzurunda tartışmak, ses yükseltmek, onun sözünün üzerine söz söylemek ne kötü ki, ayet devamında insanları uyarıyor:

"Eğer böyle yaparsanız farkında olmadan kazandığınız sevapları kaybedersiniz..."

Farkında olmadan kim bilir ne çamlar deviriyoruz. Allah affetsin!

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT