Fark varmış...

09.07.2009 02:00

Atilla Özdür

Evveliyatını yaşamadığımız için bilemiyoruz. Göregeldiklerimize bakarsak, Türk siyasetinin kısır döngü benzeri bir kör döğüşünden geri kalır yanı yok.

Tepeden devrimin miras ve hatırası olarak rejimin temellerine getirilen yorumun tek boyutlu olması, böyle oldurulması, politik aktörleri her zaman ve zeminde birbirlerine karşı siyasi zeminde kanlı bıçaklı kılıyor.

‘Laiklik şudur’ denilmiş ve bütün millet, aktörleriyle birlikte laikliği öyle anlayacak. ‘İrtica budur’ denildiğinde çizilen çerçevenin dışına taşınmayacak. İrticanın, iktisadi ve sosyal gelişmelere paralel bir başka yorum ve tarifi yok...

Rejimin temellerinden cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü, vs, vs, hepsi tek boyutludur. Bunları, sıkıştırıldığı daracık yorum çerçevesinden çıkarmak katiyetle yasaktır... Rejimin temellerini dinamitlemekle eş anlamlı vahim birer tehlike suçudur.

Yorumlardaki bu tek boyutluluğun değiştirilemezliği, değiştirilmesinin teklif dahi edilemezliği tüm politikacıları yorum kısırlığına mahkum ediyor. Yorum kısırlığı ise icraatları verimsizliğe yöneltiyor. Dört unsuruyla birlikte fiziki hayat bile güzellik ve canlılığından oluyor. Politikacı bu ‘De-facto’ kaderi kabullenmeyip de gerçek hayat için verimliliğe yöneldiğinde de rakipleri tarafından yumuşak karnından hedef tahtasına yapıştırılıyor.

Başörtüsünün anlamı mesela rejimin lügatında ‘İsyan Bayrağı’ olarak tarif edilmişse, o artık öyledir... Siz istediğiniz kadar ‘Estetik tercihimdir, moda akımlarından gel-geç kabilinden bir nüanstır, dini yorumlayış tarzımın bana dikte ettiği bir giyim kuşam aksesuarıdır, ya da, Allah emrini algılayışımın fizik aleme yansımasıdır’ deyiniz.

Hayatınız kaymış, kaydırılmıştır... Parti iseniz kapatılırsınız. Gerçek kişi iseniz, sizinle birlikte efrad-ı ailenize de ‘Nafakadan kesilme’ cezası hükmolunur.

YAŞ kararlarının son tahlildeki ‘misket bombası’ niteliğindeki etkisi de esasen, bundan başka ne ki...

*

‘Selamet’ çizgisi üzerinde evveliyle ahiriyle yer alan siyasi partilerin kapatılış gerekçeleri her seferinde rejimin temellerindeki yorum darlığını genişletme ‘niyeti’ olmuştur. Teşebbüsü değil de ‘niyeti’.

Sosyal ve siyasi hareketlerin kökenindeki dinamik gücün menfaat ve çıkar beklentilerinden farklı bir şey olmaması, ‘daraltılmış yorum mihraklarına’ fırsatını yakaladıklarında kendi kendilerine yarattıkları fırsatları ‘fırsat’ bilerek ‘Selamet’ çizgisindekilerin kafasına balyozlamaya zorlamıştır.

En son balyozlama hareketinden şartlı tahliyeye tabi tutularak kapatılmaktan kıl payı kurtulmadı mı mesela AKP.

Prof. Numan Kurtulmuş, ‘Selamet’ çizgisinde ana aktör olarak sahne alan en son oyuncudur... Bu yeni aktörün diğer klasiklerden, yaşlı fanilerden farklı yanı, kendisinin ‘farklı’ oluşudur gibimize geliyor... Bu farklılığını da ‘Fark Var’ sloganı ile sergilemeye çalışıyor...

Politikacıların merkezde olsun mahallide olsun iktidara gelmek istemeleri, buraların bölüşüm dağıtım mekanizmaları oluşundan... Bu mekanizmaların cezbediciliği politik aktörleri partiler arasında olduğu gibi aynı parti içlerinde de birbirlerine karşı siyaseten kanlı bıçaklı ediyor... A.K.P ile CHP komuta kademelerinin birbirlerine karşı dünlerden bugünlere dek sürdüregeldikleri atışmalar, sataşmalar, ithamlar ve her türden saldırılar, aynı politik inanç kökünden gelme, aynı dünya görüşünden beslenme ve aynı ‘Selamet’ toprağından filizlenme partiler arasında da aynen görülmekteydi...

Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının partisine karşı Recai Kutan’ın partisine baksanız, sanki Deniz Baykal’ın partisidir... Hatta Erbakan bile, zaman zaman, Tayyip Erdoğan’a karşı Deniz Baykal’laşıveriyordu...

Prof. Numan Kurtulmuş’un yarattığı “Farkı” Erbakan’ın tilmizlerinden Ali Mollasalih ile Tayyip Erdoğan’ın partisinde yer alan Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin arasındaki yakınlaşmada gördük...

İki ayrı siyasi parti. Erbakan’ın Saadet’i ile Erdoğan’ın AKP’si... Hizmet mizmet bir kenara, birinin elinde Bursa ili Yıldırım ilçesine ait “Bölüşüm dağıtım mekanizması” ve diğeri de bu mekanizmayı ele geçirmeye odaklanmış...

Amma bakıyorsunuz bu iki zıt kuvvet, ‘Ne olacak bu Yıldırım’ın hali’ üzerinde kafa kafaya veriyorlar... Hareketi kuvveden fiile çıkartan taraf da, “Fark Var” diyen taraf.

Dahasını bilemem amma galiba politik konsültasyon hareketi Türkiye’de ilk kez vuku buluyor. Bunlar, birbirlerinin yanlışını ortaya dökme haklarını mahfuz tutarak, birbirleriyle hizmet düzleminde halvet oluyorlar.

Umarız, Numan Kurtulmuş’un tohumu, ilk kez atıldığı Bursa’dan sonra diğer topraklarda da kök tutar ve ortalık güllük güneşlik olur.

*

Bir tesadüf, Ali Mollasalih komutasındaki Yıldırım Saadet ekibinin karşı yakadan Belediye Başkanı Özgen Keskin ile diyalog halindeki mekana düştüm. Fırsat bu fırsattır diyerek biz de Belediye Reisi’ne, çevresinde kendisinin yetki ve ilgi alanında gördüğümüz bir iki karelik içler acısı fotoğrafı aksettirmeye niyetlendik...

Yıldırım’da bir mahalle... Göçlerin meydana getirdiği birkaç sokak... Ahali birbuçuk iki metre derinliğinde açtıkları çukurlarda biriken yeraltı sularını kullanıyor... Helâ çukurları da bunların hemen yanıbaşında... Çukurdan çukura geçiş hareketi de toprağın yapısına göre pek uygun...

‘Burnunuzu tıkamadan geçemiyorsunuz’ dedim kendilerine. Ve ekledim: ‘Bir patlarsa, iyi patlar!...

Bursa Büyükşehir Belediyesi şimdiden ‘potasyum permanganat’ stoklarsa iyi etmiş olur, gibime geliyor...

Dediler ki, belediye reisi Keskin, “Büyükşehir ile hele bir yol görüşelim.”

Bol ve hayırlı görüşmeler efendim, hoşça kalınız...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim