Faizsiz kredi helâl midir?

03.08.2010 00:03

Atilla Özdür

Ankara’dan Mehmet Altunbaş 8 Haziran günü oturup bir güzel yazmış.

Okuyucularımızın ismini kendilerine sormadan açıklamamak temel prensibimiz ise de, vicdanî sorumluluğum ağır bastı ve benzeri Mehmet Altunbaş’ların da var olabileceğini düşünerek bu kişiyi Bay Enver Ören’e takdim etmek istedik…
Mehmet Altunbaş’lar doğru söylüyor olabilirler. Bunların iç dünyalarını bilmediğimiz için, yalancının tekleri de olmaları mümkündür.
Mehmet, 36 yıl öğretmenlik yapmış. 17 yıl önce emekli olunca Müslümanlığının hayat felsefesine yerleştirdiği kılı kırk yarıcı hassasiyetle memleketimizin kalburüstü saygın Müslümanları arasında önemli yer tutan Enver Ören’in İhlas bankasına götürüp yatırmış, ikramiyesini…
Bir zamanlar “ZÜHTÜ” modası pek revaçta idi. Otomobillerin arka camlarında bir avuç içi ya da ayak tabanı profilindeki karton plakacıklar yer alırdılar. Bunlar, hafif oynak bir yay ile cam içlerine yerleştirildikleri için, arabalar yürüdükçe üzerlerinde ‘ZÜHTÜ’ ibaresi bulunan bu el ayak resimleri, hokkabaz misali, sağa sola sallanıp dururlardı.
Bilahare bu ZÜHTÜ hokkabazlığı yerini banka batakçılığına terk etti. Modern Atatürkçülüğün yüz karasını oluşturacağı düşüncesiyle kesin hacminin açıklanmadığı bu batağın 60 milyar dolar olduğu söylenmekteydi… Devletimiz, rejimin namusu adına bu batağı bi-günah sab-i sübyanın üzerine yükleyip, koruyucu mevzuat gereği, batakçıların kılına dahi dokunmadı, dokunamadı, sıkmadı…
Yirmi yıl öncelerinin “ZÜHTÜ” salgını, batakçılık üzerinden vakıfçılık biçiminde günümüze intikal etmiş bulunuyor… Şimdi her mahallede bir vakıf üniversitesi…
Öğretmen emeklisi Ankaralı Mehmet Altunbaş 77 yaşında imiş. Bütün yetmişlikler gibi, prostattan ve kalbinden netameli. Dördüncü katta oturduğuna göre, kat başına onyedi basamaktan cem’an yetmiş basamak inip çıkacak. Çağdaş modern insanın asansör konforundan kendisini mahrum bırakanın Enver Ören olduğunu düşünüyor. Enver beyin İhlas Bankası da, milletin altmış milyar dolarını silip süpürerek iç edenler gibi, perdelerini indirmeseydi, şimdi o da merdiven başlarında çişini kaçırma tehlikesiyle baş başa yaşamak zorunda kalmayacaktı…
Enver Ören, avamın bilgisine göre, Müslüman idi… Tabii, Müslümanların takım tezgâhları da Müslüman olur. Helal olsun kendisine, bankasının Müslümanlığını dikkate alarak demiş ki, adamlarımın yaptıkları işletme ve yönetim yanlışlarından olsun, ya da kötü niyetli davranışlarının neticesi olsun, bankamın kapılarını kapatmak zorunda kalmışsam, onların günahı benim günahımdır. Müşterilerimin kuruşlarına kadar paralarını ödeyeceğim. Allah bana ben de kullarına…
İhlas’ın, enik encek tüm müşterileri sıraya konulmuş ve kendilerine de bildirilmiş. “Sıranız gelince paranızı alacaksınız. Telaşeye paniklemeye gerek yok…”
¥
Ankaralı Mehmet sırasını bekleyedursun, yıllardır kapısını çalan yok. İhlas canibinden ne bir ses, ne bir nefes… Zamanla prostatı azgınlaşıyor ve yetmiş basamak merdivenleri inip çıkarken başlıyor içdonu da kirlenmeye… Hoş, namaz niyazda abdestin özür kapısı her dem açık ise de, yine de her namaz için ezanla birlikte ayrı ayrı abdest almak pek kolay olmayabiliyor… Hem sonra canım, normal bir insan gibi yaşamak varken anormalliğin eksikliğine niye katlanalım. Mesela ben namazda gaz kaçırıyorum. Ne yapalım, bunun ayıbı mayıbı yok…
Müslümana yakışanın hüsn-ü zancılık oluşundan, Ankaralı Mehmet, Enver Ören hakkında sui zan’a kaçmıyor. Sırasının geleceğine yönelik umutlarını yitirme kertesine gelmiş olsa da, “Enver bey Müslümandır sözünden caymaz, mutlaka defterinin bir köşesine beni de kayıtlamıştır” demekten geri kalmıyor…
Adam yetmişleri devirmek üzere, bir ayağı çukurda… Parasının ne kadarını ne zaman kendisine tediye edileceğinin kesin bilgisine ulaşabilse, geleceğinin bütçe tahsisatlarını ona göre ha düzenleyecek.
Torunlarından birisi iki yıl sonra üniversiteli olacak… Merak ettiği, Enver beyin ne zaman, eğer niyetlenmiş ise, bir vakıf üniversitesi kuracağı. Torununun tahsili üzerinden Enver bey ile mahsuplaşmayı da düşünmüyor değil yani… Adamcağız yanmış…
Namazlarında dua niyetiyle Tebbet sûresini okumayı alışkanlık haline getiren Ankaralı Mehmet Altunbaş’ın hikâyesini burada noktalayıp, konuyla ilgili özel atmosfer yorumlarına sapalım…
Ödemeler, yapılıyorsa eğer, bankanın kapısını kapattığı günün değeri esas alınıyor o günden bugünlere sarkan kur farklarıyla enflasyon talaşlaması dikkate alınmıyorsa, bu farklar ve talaşlar kimin kasasında birikiyor… Nerede toplanıyor…
Ödemelerin yapılabilmesi için mevcut paranın sürekli olarak kendini yeniden, yeniden üretmesi gerekecek. Yani bu meblağ üretimde kredi olarak kullanılacak.
Bu kredinin de cari nisbetler seviyesinde bir faiz getirisi olması laik piyasa mantığının temel kuralıdır… Kapitalizmde faiz almak günah mı, günah ise kime ve kimlere günah… Faizsiz kredi kullanmanın, bir işverenin, bir patronun, müşterileriyle işçilerinin ya da mudilerinin alacaklarını faizsiz kredi biçiminde kullanmasının hükmü nedir ve ‘Saadeti Ebediye’ bu bağlamda ne der…
Sözün özüne gelelim… Çarşı pazara çıktığımda sonunda yumruklaşmaktan utanç duyacağım kişilerin yanına yaklaşmıyorum. Eğer, günah ise, benim günahım değil.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim