Faili Meçhuller Meçhul Kalmasın!

20.08.2010 10:58
Faili Meçhuller Meçhul Kalmasın!
Otuz yıllık savaşın kurbanı onlar. Kimi evinden götürüldü, kimi yolda yürürken alındı. Geri dönmediler. Binlerce insan...

"Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız; Peki ölüleri ne yapacağız, neden öldüler?" Cesare Pavese.

"Kayıp", "yargısız infaz", "faili meçhul" cinayetler... "...evinden çıkarken vurmuşlar", "...kaçırmışlar", "Beyaz telsizli Toros marka araçlar var ya onlara dikkat etmek gerek", "...cesedi falanca yerde bulunmuş..." 1990'lı yıllarda Güneydoğu'da en çok duyduğumuz kelimeler oldu bunlar... Birileri kaçırılıyor, gözaltına alınanların birçoğundan bir daha haber alınamıyordu. Köprü altlarında, dere yataklarında, yol kenarlarında, kimsesizler mezarlıklarından cesetler çıkıyordu. Bazılarından ise aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ haber alınmıyor.

Düşünün ki, sevdiğiniz bir insan aniden kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor. Hatta "artık arama" diyor ve tüm başvurularınız sonuçsuz kalıyor. "O kayıp" deyip de artık unutmaya mı çalışırsınız? Bir güven sorunu, yitirilmiş adalet duygusunu yaşamaz mısınız? Sevdiğiniz, kaybedilmiştir, öldürülmüştür, cesedini bulamamışsınızdır, ya da parçalanmış cansız bedenini almışsınızdır, ancak yine de faillerininin yargılanmasıyla adaletin yerini bulmasının yaratacağı rahatlama duygusunu yaşamak istemez misiniz? Kim, sevdiği insanın mezarına gidip bir dua okumak, bir çiçek bırakmak, sadece kemikleri kalmış olsa da ruhu şad olsun diye mezarına bir ağaç dikmek istemez ki?..

Her Cumartesi aynı yerde

Bu ülkede bunu yaşayamayan yüzlerce insan var. Ve bu özlemle verdikleri hukuk mücadelesinden bir sonuç elde edemedikleri için yıllardır seslerinin duyulmasını istiyor. İstanbul'da Galatasaray Lisesi önünde ve Diyarbakır'da Koşuyolu Parkı önünde her cumartesi günü biraraya gelerek, yıllardır ses oluyorlar. Sevdiklerinin kendilerine verilmesini, faillerin bulunarak cezalandırılmasını istiyor. Asıl çoğunluk ise susarak, yaşadıkları acıları içlerine gömerek yaşıyor.

Bu yazı dizimizde, çıkarabildiğimiz kayıp ve yargısız infaz, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin kısa öykülerini okuyacaksınız. İçlerinde, gazeteci, yazar, doktor, eczacı, sağlıkçı, sendikacı, çiftçi, köylü, çoban, üniversiteli, yaşlı, genç, erkek, kadın ve küçük çocuklar var. Yediden yetmişe, her meslekten birileri kaçırılmıştı. Dikkat çeken bir özellik, birçoğunun hikâyesinin aynı olması. Ya telsizli kişiler, ya operasyon esnasında güvenlik güçleri tarafından ya da maskeli kişilerce alıkonuluyorlardı. Gözaltı resmî olmadığı için ilgili makamlar hep inkâr ediyordu.

Başvurular sonuçsuz

Bu öyküleri yazarken, anladım ki acının ne rengi ne de ırkı vardı. Bu acı herkese bulaşmıştı. Bu acıların dindirilmesi için adalet de gereğini yapmamıştı. Bazı dosyalarda soruşturmalar başlatılsa, davalar açılsa da etkili bir yargılama yapılmamıştı. Hiçbir fail yargılanmamış, dosyalar tozlu raflara terk edilmişti. Faillerin kim oldukları bir türlü açıklanmadı. Ailelerin yaşadıkları da benzerdi. Kaçırılmadan sonra en yakın karakollara, savcılıklara koşmuşlar, Valiliklere, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığı'na başvurmuşlar. Kendi oylarıyla seçilen milletvekillerine sormuşlar. Ancak verilen cevaplar hep aynı olunca aileler soluğu AİHM'de almış. Sonuç: Mahkûmiyet.

Faili meçhuller 'Diyar'ı

Kısa öykülerini vererek anlatmaya çalıştığımız bu acıların, rakamlara yansıması da en az sözler kadar korkutucu, can yakıcı... Bu konuda resmi olarak net bir sayı yok. Ancak yaklaşık 17 bin faili meçhul cinayet ile kayıp olduğu belirtiliyor. İHD, TİHV ve YAKAYDER'e yapılan başvurulardan ve basında çıkanlardan derlenen bilgilere göre ise, 2 bin 324 faili meçhul yargısız infaz yaşandı. Bunların dışında bin 251 kişi ise kayıp ve kendisinden hâlâ haber alınamadı. 1990'dan önce başlayan cinayetler, 1992'den itibaren aniden yükselişe geçiyor. En çok cinayet ve kayıp vakası ise 1993-1994-1995 yıllarında görülüyor. İller bazında ise Diyarbakır birinci sırada yer alıyor. Diyarbakır'ı, Şırnak, Batman takip ediyor.

NAZIM GÜLMEZ / TUNCELİ/1994

Hozat'ın Taşıtlı Köyü'nde yaşayordu. 61 yaşındaydı. İddialara göre, Bolu Komando Tugayı, 1994 yılında operasyondaydı. Aliboğazı bölgesinde operasyon yapılacaktı. Komandolar köye geldi. Nazım'ı evinden alarak 'kılavuz olacaksın' dediler. Köylüler tanıktı. Ancak kendisinden o günden sonra haber alınamadı. Ailenin başvuruları sonuçsuz kaldı. İç hukuk yolları tükenince aile, AİHM'e başvurdu.

İLYAS DİRİL - ZEKİ DİRİL / ŞIRNAK/1994

İlyas kuzeni Zeki ile birlikte İstanbul'da bir kuyumcunun yanında çalışarak biriktirdikleri parayla memleketi Şırnak'ın Kovankaya Köyü'ne dönmek üzere yola çıktı. İddiaya göre, Uzungeçit Jandarma kontrol noktasında 6 Mayıs 1994'te gözaltına alınarak, Uludere İlçe Jandarma Karakolu'na götürüldüler. Yetkililer, İlyas ve Zeki'nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak serbest bırakıldıklarını öne sürdü. İki kuzenden o günden bu yana haber alınamadı. Köylüler, Diril ailesine, kuzenlerin helikopterden atıldığını anlattı. İç hukuktan sonuç alamayan aile, AİHM'e yaptığı başvuruda Türkiye'yi mahkûm etti. (AİHM karar tarihi:19 Ekim 2006-Başvuru No:68188/01)

ŞEMSETTİN YURTSEVER-MİKDAT ÖZEKEN-MÜNÜR SARITAŞ / HAKKARİ/1995

İddialara göre, 27 Ekim 1995'te, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburu ile Tümgeneral Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı'na bağlı askerler, Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'ne bağlı Ağaçlı Köyü'ne askerî bir operasyon düzenledi. Bu operasyonda 73 yaşındaki Şemsettin, 18 yaşındaki Mikdat ile 13 yaşındaki Münür askerler tarafından gözaltına alındı. Yüzlerce köylünün tanıklığına rağmen resmi kurumlar "gözaltına alınmamışlar" dedi. İtirafçı Kahraman Bilgiç, "Münür Sarıtaş ve Mikdat Özeken taburun içinde kazılan bir çukura bırakılarak tarandı. Daha sonra ölmüş olan Şemsettin Yurtsever de getirilip o çukura atıldı" dedi. İtiraflar üzerine ailelerin yaptığı başvuru sonucunda, 13 Haziran 1997'de Hakkari Cumhuriyet ve Zeki'nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak serbest bırakıldıklarını öne sürdü. İki kuzenden o günden bu yana haber alınamadı. Köylüler, Diril ailesine, kuzenlerin helikopterden atıldığını anlattı. İç hukuktan sonuç alamayan aile, AİHM'e yaptığı başvuruda Türkiye'yi mahkûm etti. (AİHM karar tarihi:19 Ekim 2006-Başvuru No:68188/01)

HÜSEYİN MORSÜMBÜL / BİNGÖL/1980

Lise öğrencisiydi. Henüz 18 yaşındaydı. 12 Eylül askerî darbesinin ardından 18 Eylül 1980'de Bingöl'deki evinden Albay Durmuş Kıvrak komutasındaki askerler tarafından gözaltına alındı. Olay, bütün aile fertlerinin gözü önünde oldu. Annesine "ifadesini alıp bırakacağız" dediler. Oğlunu sormaya giden babası Hanifi'ye işkence yapıldı. Elektrik verildi, askıya alındı. Her gün karakola gidip gelen anne oğlu hakkında bir bilgi elde edemedi. Daha sonra bir asker "Hüseyin'in öldürüldükten sonra bir battaniyeye sarılarak Murat Nehri'ne atıldığını" gördüğünü söyledi. Hüseyin'den bir daha haber alınamadı.

FEHMİ TOSUN / İSTANBUL/1995

İstanbul Avcılar'da ikamet eden 36 yaşındaki Fehmi Tosun 19 Ekim 1995'te evinin önünden, hem de eşi ve çocuklarının gözü önünde 34 UD 597 plakalı araca bindirilerek gözaltına alındı. Gelenlerin ellerinde telsiz ve silah vardı. Fehmi Tosun'u bir daha gören olmadı. Ailenin tüm resmi girişimlerine rağmen gözaltına alındığı inkar edildi. Dosya AİHM'e taşındı. Soruşturmanın eksik yapılması ve AİHS'nin 2. maddesinin ihlali nedeniyle Türkiye mahkûm oldu. (AİHM Karar tarihi 6 Kasım 2003. Başvuru no:31731/96)

ADNAN BAĞCA / ŞANLIURFA/1990

Adnan Siverek'te taksicilik yapıyordu. 11 Haziran 1990 sivil giyimli bir şahıs 42 yaşındaki Adnan'ın aracına binerek kendisini Diyarbakır'a götürmesini istedi. O günden sonra kendisinden haber alınamadı. Aracı altı ay sonra Van'da bulundu. Aile, Siverek Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı'na başvurdu. Ancak sonuç alamadı.

AYDIN AY / BATMAN/1993

Batman HEP üyesi Aydın Ay, 14 Temmuz 1993'te akşam yemek sonrası evin yakınındaki bakkaldan sigara almak için çıktı ve bir daha geri dönmedi. Komşuları Aydın'ın sivil kişilerce zorla bir arabaya bindirildiğini anlattılar. Aile, oğullarının Batman İl Emniyet Müdürlüğü'nde olduğunu öğrendi. Anne Raziye gözaltına alınan oğluna 14 gün boyunca her gün yemek ve sık sık temiz giysi götürdü. 15. gün yemek götüren anneye yemeği alamayacakları, Aydın'ın kendilerinde olmadığı söylendi. Aydın'ın izine bir daha rastlanmadı.

AYŞENUR ŞİMŞEK / ANKARA/1995

Ayşenur Şimşek eczacıydı. Henüz 25 yaşındaydı. Ankara Sağlık-Sen'in kurucusu ve yöneticisiydi. Sendikal faaliyetleri nedeniyle sürekli tehdit ediliyordu. 24 Ocak 1995'te gözaltına alındı. Kendisinden haber alınamadı. Karakollara, Emniyet Müdürlüklerine, Savcılığa, İçişleri Bakanlığı'na yapılan başvurular sonuçsuz kaldı. Hepsi "Bizde yok" dediler. Yoğun bir arama kampanyası sonucu 78 gün sonra 12 Nisan 1995'de işkence edilmiş cansız bedeni Ankara Gölbaşı'nda bir mezarda gömülü bulundu.

MENDUH ÖKMEN / MARDİN/1993

Dört çocuk babasıydı. Mardin'in Sürgücü Beldesi'nde Jandarma Karakolu'na "ifaden var" denilerek çağrıldı. Gözaltına alındıktan sonra Savur Jandarma Komutanlığı'na götürüldü. Oradan da Mardin İl Jandarma Komutanlığı'na götürülerek 16 gün sorguda kaldı. Mardin savcılığınca serbest bırakıldı. Ancak savcılık çıkışında ailesinin direnmesine rağmen bu kez sivil giyimli üç kişi tarafından, Mardin İl Jandarma Komutanlığı'na götürüleceği belirtilerek, beyaz Renault marka bir otomobile bindirildi. O günden sonra kendisinden hiçbir haber alınamadı. Ağabeyi Fikri Ökmen, Mardin Savcılığı'na, Valiliği'ne ve OHAL Bölge Valiliği'ne başvuruda bulundu ancak bir sonuç çıkmadı.

(Burhan Ekinci / Taraf)

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim