1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Fadlallah’la son fotoğraf...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Fadlallah’la son fotoğraf...

A+A-
Lübnanlı Şeyh Ayetullah Hüseyin Fadlallah vefat etti...
“Hepimiz Allah içiniz ve Allah’a dönücülerden...”
Onun ismi hep Hizbullah ile anıldı. İsrail’in 1982 yılında başlattığı Lübnan işgaline karşı direnen Şii milis bir hareketti Hizbullah. Başlattıkları bağımsızlık mücadelesi, İsrail’in Lübnan’ı terketmesiyle sonuçlandıktan sonra da Hizbullah varoluş kararlılığını hep bu bağımsızlık alanına teksif etti. Bu konudaki kararlılığı sayesinde Lübnan’da legal ve saygın bir isim olarak halen devam ediyor Hizbullah...
Yoksa bir yanıyla Hristiyan ve Dürzi nüfus, diğer yanıyla sünni İslam Cepheleri bir arada düşünüldüğünde Lübnan, hem etnik hem de dinsel açıdan parçalı bulutlu ve çok taraflı bir havaya hakimdir... Ve bu bölgede en ufacık bir iç karışıklık, sürtüşme, o Ortadoğu palmiyesini yerle bir ederek yakmaya yetecek kuvvettedir...
Bu yüzden Fadlallah’ın pek çok din otoritesine liberalmiş gibi gelen fetva ve çözüm önerileri, zor koşullarda boy atmaya çalışan bu “palmiye”nin koruyucu iklimi gibidir...
Bizler onu özellikle kadınlara duyduğu saygı ve özen üzerinden tanıyoruz. Kadın ve erkek arasındaki hak bağlamından neşet eden eşitlik anlayışı, insan olma, insan onuru ve kul sorumluluğu cihetinden kadınlar lehine çizdiği saygın özel hukuk fikirleriyle tanıyoruz.
Bendeniz onu bir din adamından çok, felsefeci ve şair kimliğiyle tanır ve takip ederdim... Şiirlerini divanında toplayacak kadar edebiyata titizdi Fadlallah... “Zilal-ül İslam” İslamın Gölgesinde ismini verdiği kitabı mesela, lirik gücüyle Çağdaş Arap Edebiyatı’nın en beliğ eserlerinden birisidir. Onun bu eserini rahmetli şehit Seyyid Kutup’un “Fi’zilal” adını taşıyan büyük tefsiri ile isimlerinin çağrıştırdığı benzerlik üzerinden hep karşılaştırmışımdır... Biri Şii, diğeri Sünni ama aynı çağın yolcusu bu iki edip Batı’nın nazarında iki sakıncalı İslamcı düşünür olarak telakki edilse de, zannedildiğinin tersine; pek çok konuda aynı fikirde değildir... Ama bu aynı fikirde olmayış, akidevi ve inanç bağlamında değil, meseleleri, kendi eksenlerinde, kendilerine ve uluslarına dayatılan Batıcı istila güçlerine karşı geliştirdikleri coğrafi ve politik koşullar altında değerlendirmekle ve günlük yaşama halleriyle ilgilidir kuşkusuz...
Açık ve sıcak savaşı yaşamayan ve kısmen ekonomik bağlamda daha rahat koşullarda olan bizler için, bu tür farklılıkların, birbiriyle tokuşturulacak sert çelik küreler halinde algılanmasına karşı çıkıyorum... Bizler oturduğumuz sıcak koltuklarımızda hemen her düşünceyi bir kalemde bühtan altına koymayı, eleştiri adı altında yaftalayıvermeyi çok seviyoruz... Bunlar genel ve rahatça verilmiş hükümler... Fadlallah’a liberal derken veya Ladin’i kaba softa sert yobaz olarak damgalarken de, hep aynı kolaycılık üzerinden gidiyoruz. Oysa ne Lübnan’ın kan çanağı gözlerinde yaşadık ne de Hindukuş’un dondurucu soğuğunda geçti hayatımızın tek bir saati... Her nehrin kendine has bir tadı, kendince taşıyageldiği kumu, aktığı devindiği kayalık yatağı, döküleceği bir okyanus var oysa kendince...
Tabii bu demek değil ki, konuşma masasında sıra bize geldiğinde susalım hep susalım. Bizler de konuşacağız, fikrimizi, varsa eleştirimizi ortaya koyacağız. Ama sosyal, politik ve hayat şartları bizlere göre daha zorlu ve maceralı olan iklimlerden çıkan sözü, salt dış kalıbıyla değil, içinden çıktığı şartlarla birlikte değerlendireceğiz...
Fadlallah’ı çağımız saatlerinde önemli kılan hız da bununla ilgiliydi sanırım. O, patlayan bombalar, faili meçhuller, jurnaller ve keskin İsrail işgali şartlarında bile, kadınlara, çocuklara, hayatın entelektüel olmayan ama gerçek aralıklarına, hep özen gösterdi...
Onun cenazesinde taşınan pankartlar arasında bana ziyadesiyle tesir eden bir veda cümlesiydi: “Yetimlerin Babasına Elveda” yazılıydı bu dövizde ve gözyaşları sel olmuş çarşaflı kadınlar tarafından taşınıyordu... Ağıtlarla gözyaşı denizine çevirdikleri taziye kortejlerinde, ellerinde cep telefonları ve Sony marka dijital kameralarla çekim yapan bu kadınlar, geleneksel şii taziye anlayışını oldukça modern bir tarzda devam ettirme gücünü, öyle zannediyorum ki veda ettikleri yetimler babasından alıyorlardı... Modern ve gelenek çaprazlama, iç içe geçmişti bu fotoğrafta... Bu kare kuşkusuz tezatlarla, sorunlarla, soru işaretleriyle ve hüzünlerle doludur... Taziye, gözyaşı, veda, cep telefonu, çador, dua, tespih ve Sony kamera... Tam Lübnan’ı andıran paramparça bir tablo...
Şeyh Fadlallah, bu paramparça tablodan çıkarttığı bir yanıyla liberal ama diğer yanıyla fundamental tempoyu, şimdiki zamanın modern kadrajında birleştiriyordu...
Yetimlerin Babası’nın son fotoğrafına ben de kısık sesli bir duayla iştirak ettim, çünkü kalbim ağrıyordu, sızlıyordu; Rabbimiz bize dünya ve ahirette güzellikler ver, bizi ateşin azabından koru!

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT