Ezik PKK'nın şiddeti ve sağ kalan Kürt evlatları?

17.09.2012 00:32

Yasin Aktay

PKK'nın devletin şiddet tekelini kırmış olduğu günlerde yaşıyoruz. Yaşamaz olaydık bu günleri ama bu bir gerçek. Bugün PKK adeta devletin bu tekelini kırmış olduğunu göstermek için akıl almaz bir hiperaktivite örneği sergiliyor. Ne kadar çok insan öldürebildiğini göstermeye çalışıyor. Zaman zaman hareket halindeki askerlere, zaman zaman da karakollara saldırılar düzenleyerek operasyon kabiliyetini ispatlamaya çalışıyor.

Her girişiminde TSK'ne verdirdiği kayıpların birkaç katı kendi kayıp veriyor. Bunların detaylarına dair Türk basınında hiçbir şey duymuyoruz. Kim bunlar, kimlerin çocukları, kaç yaşındalar, ne işleri var dağlarda, ne hayalleri vardı, aileleri onların ölümünü nasıl karşıladı, arkalarından ağlayan sevgilileri, arkadaşları, kardeşleri, anneleri, babaları yok muydu?

Haberlerde bir bilgisayar oyununda saf dışı bırakılmış puanlar gibi geçiyor 'etkisiz hale getirilmiş PKK'lılar'. PKK'dan nefret edenler için bunun bile heyecanlandırıcı bir etkisi olduğu açık, ama bunlar PKK için, BDP'li siyasetçiler için de bir anlam ifade etmiyor mu acaba? 'Ölen ölür, sağ kalan Kürt evlatları bizimdir' mi diyorlar? Yoksa onların kolay ölümleri, hiçbir şekilde hesabı sorulmayan ölümleri sayesinde ortak oldukları 'devletin şiddet tekeli' üzerinden kazandıkları pozisyonları pekiştirdiklerini mi düşünüyorlar?

Hayatıyla ilgili hiçbir detayı öğrenme fırsatı bulamadığımız her Kürt delikanlısının, ölümüyle BDP'li siyasetçilere 'söylemiştik işte, silahla çözüm olmaz, ya dediğimizi kabul edersiniz veya olacaklara razı olursunuz' mealinde bir gözdağı tonunda konuşma fırsatını mı miras bırakıyor? Bu mirastan konuşmanın sağladığı iktidar vehminin zehirleyici bir vehim olduğunu söylememe bile gerek yok. Bu iktidar vehminin etkisi altında, yazık ki, bunu kendiliklerinden anlayacakları yok.

Devletin şiddet tekelinden bahsetme ihtiyacı Türkiye'de genellikle devletin meşhur tanımında yer alan 'meşruiyet' bahsinde duyulmuyor. Aksine o devletin, sahip olduğu meşruiyeti, gayrı meşru sınırlara kadar uzatıp faili meçhuller, cinayetler, baskılarla vatandaşı sindirmeler, vatandaşın en temel insan haklarını şiddet kullanarak ihlal ettiğine işaret etmek üzere kullanılır.

Aslında devlet de olsa, şiddet kullanma tekeline sahip de olsa, bu sınırları geçtiğinde meşruiyetinin sınırlarını ihlal suçlamasından kurtulmuş olmaz. Devlet olma keyfiyetinin dayandığı meşruiyet eninde sonunda bu ihlallerin faturalarını o devlet adına yetkiyi kullanan 'gerçek şahıslara' çıkarır. Kimsenin işlediği cürümleri devlete yüklemek gibi bir lüksü olmuyor sonuçta. Bir zamanların en haşmetlu devletlileri o yüzden devlet adına yaptıkları işlerde sınırları ihlal ettikleri durumlardan dolayı hesaba çekilirler; devlet adına! Devletin meşruiyeti öyle bir şeydir çünkü. Bugün çok şükür geçmişte devlet adına işlenmiş cürümlerin hesapları yine devlet adına iş görme sorumluluğu olan kişilerce soruluyor. Aslında bunlar sormazsa bir sonraki sorumlularca sorulmayı bekler. Devletin şiddet kullanma tekeli, şiddeti keyfi olarak kullanıp hiçbir kural tanımaksızın başkalarına zulmetme tekeli anlamına gelmiyor çünkü.

Oysa bugün PKK'nın kullandığı, kullanabildiğini gösterdiği şiddetin hiçbir kuralı, ahlakı ve hukuku yok. Ne kadar çok sayıda ve ne kadar acımasızca insan öldürebildiğini gösterme yarışına girmiş durumda. Onun için sivil ölümlerin, çocukların, kadınların, hamile kadınların eylemleri sonucunda ölmüş olmasını üstlenmiyor olmasına bakmayın. O ölümlerin günlerce konuşuluyor olmasından bile bir propaganda geliri elde ediyor. Bu sayede şiddetinin ölçüsünü hissettirmiş oluyor ya! Devlet de nasılsa şiddet gösterebilme kabiliyetiyle kendini ifade eder ya! Bundan daha iyi bir propaganda yolu olabilir mi?

Batı'da Türklerin bu şiddet gösterilerinden dolayı harekete geçecek tek veya ilk duygu nefrettir elbet. Ama hesaplanmayan şey, PKK'nın bu eylemleri sayesinde tam da hedef kitlesi olan Kürtler üzerinde hedefini onikiden vurduğunu hissetmesi. Bu yolla Kürtler üzerinde şiddetinin boyutlarını göstermiş oluyor, asıl Kürtleri korkutuyor, bu yolla onları esir alıyor.

PKK'nın Kürtleri özgürleştirmek, haklarını temin etmek gibi bir stratejisi yok. Onun kendini var edebilmesi için bir halka ihtiyacı var. O halk isteyerek veya istemeyerek, severek değilse korkarak kendisine 'halk' olacak. O, mevcut devletin halkı olan Kürtlerin kendi halkı olmasını temin etmeye çalışıyor, bunun içinse devletin şiddet tekeliyle rekabet etmesi gerekiyor. Sergilediği şiddetin meşruiyetini, ahlakiliğini, hukukiliğini düşünecek hali de yok.

Kürt meselesinde baştan beri en vicdanlı ve en empatik yazıları kaleme almış olan Yıldıray Oğur sönmüş bir vicdanı bile alevlendirecek bir duyguyla yazmış ve PKK şiddetini ezilenlerin asimetrik ve tepkisel-savunmacı şiddeti olarak niteleyenlere sormuş: PKK'yı doğuran şartlar Kürtlere Kürt olmalarından dolayı hangi şiddetin uygulandığı şartlardı? PKK devletin Kürtlere karşı şiddetine bir cevap idiyse neden bu cevabı ilk kez bölgedeki bütün Kürt siyasi hareketlerine karşı sergiledi de 1984 yılına kadar devlete karşı hiçbir eylemde bulunmadı? Dahası, bugün siyasetin bütün kapılarının açık olduğu bir ortamda PKK şiddeti neye cevap oluşturuyor? İzmir'de bir pusu kurma hazırlığı içinde olan militanların kendilerini fark eden üç çiftçiyi, deşifre olmamak adına öldürme kararını bir çırpıda veren bir iradenin 'ezilenlerin şiddetini' sergiliyor olduğunu kime anlatabilirsiniz?

Açıkçası, Şemdinli'deki PKK-BDP sarılmasını eleştiren Oğur'a BDP milletvekili Aysel Tuğluk'un cevabî yazısı beni tek kelimeyle ürküttü, endişeye sevk etti.

PKK şiddetini 'ezilenlerin şiddeti' olarak kutsayan ve bunu devlet şiddeti ile bir tutmaya karşı koymak üzere sergilediği şaşırtıcı entelektüel performans insanda başka bir duygu oluşturmuyor. Oğur'un haklı olarak sorduğu gibi o 'Ezen devletin Meclis'inde koltuğu, medyasında istediği anda her şeyi söyleyebileceği, yazabileceği bir tam sayfası olan bir milletvekili 2012 yılı dünyasında bu cümleyi Türkiye solundaki çılgın fanlarından başka kime anlatabilir?'

PKK devletin şiddet tekelini kırmış görünüyor, ama bu sergilediği ahlaksız şiddetin ne meşruiyeti olduğunu gösteriyor ne de kalıcılığını. Şiddet sergileyebilme kabiliyeti son tahlilde hiçbir şeyin işareti değil. Bunun için gözü kara bir haydut olmak yetiyor da artıyor bile.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim