Ezidiler Versus Suriyeliler mi?

05.09.2014 06:59
Ezidiler Versus Suriyeliler mi?
Özlem Albayrak, Suriyeli mültecilere kin kusan CHP'nin Ezidileri nasıl baş tacı ettiğini yorumlamış.

ÖZLEM ALBAYRAK / YENİ ŞAFAK

Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO gündemi üzerinden, Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez olarak ortaya koyduğu yeni özgüven hakkında bir şeyler söylenebilirdi; ya da Etyen Mahcupyan'ın sözettiği 'sol'un vesayetine terk edilmiş öznellikler' mevzusu da bugünün yazı konusu olarak bereket vaat edebilirdi.

Oysa, benim aklım IŞİD'den kaçan Ezidiler ve Esed'den kaçan Suriyeliler'de. Bu iki grup üzerinden yapılan politik manevralara bakarak, vicdansız siyasetin bu ülkede neden kaybetmeye mahkum olduğunu bir kez daha kavramakta...

Habere bakın;

'İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal; Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD)'in saldırdığı ve göçe zorladığı Ezidiler Türkiye'ye sığınma talebinde bulunmak istedikleri halde, pasaportu olanlara dahi Habur sınır kapısında zorluk çıkartıldığı, bu şekilde de Türkiye'nin taraf olduğu 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı hareket ettiği, ayrıca Şırnak ilinin Silopi İlçesi'ne gelen Ezidilerin barınma ve diğer sorunlarını Silopi Belediyesi ve yerel halkın çözmeye çalıştığı, 700 kişilik bu Ezidi mülteci kampına devletin hiçbir şekilde insani yardımda bulunmadığı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ezidilere tamamen sırt çevirdiği iddiaları üzerine İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi.'

IŞİD'in zulmünden kaçarak Türkiye'ye sığınan ve sayıları 25 bine ulaşmış bulunan Ezidiler, elbette Türkiye'nin misafiri ve misafirlere yapılması gerektiği gibi ağırlanmak zorunda. Öte yandan aynı CHP'nin Suriyeli mültecilerin Türkiye sınırlarından girmeye başladıkları günden itibaren yaptığı siyaset de ortada. Kılıçdaroğlu başkanlığındaki Esed ziyaretinden bahsetmiyorum sadece, ya da CHP'li ilçe belediyelerinin parklarda yatıp kalktıkları gerekçesiyle Suriyelileri ilçeleri dışına sürmelerinden bahsetmiyorum...

Yine bir haberle örneklendireyim;

'CHP Parti Meclisi üyesi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, Suriyeli mültecilerle ilgili TBMM'ye araştırma önergesi verdi... Güneş önergede Suriyeli mültecilerin kötü şartlar içinde bulunduğunu, yıl sonunda sayının 1.5 milyona ulaşacağını ve bunun da toplumsal yaşama ve ekonomiye zarar vereceği görüşünü savundu. Güneş önergesinde, araştırma komisyonu kurulmasını, mültecilerin detaylı istatistiklerinin çıkarılabilmesi amacıyla 81 il için ayrı ayrı kapsamlı liste hazırlanmasını da istedi. Hurşit Güneş, hükümetin Suriyeli mültecilere 2 milyar dolar harcandığını söylemesine karşın, Birleşmiş Milletler verilerine göre Türkiye'nin harcadığı paranın 2.5 milyar dolar olduğunu vurguladı.'

Elbette Ezidiler ve Suriyeliler aynı ilgiyi, yardımı, aynı şartları hak ediyor; ölümden kaçarak sınırlarımıza dayanmış insanların hiçbirinin dilinin, ırkının, dininin ne olduğunun sorulmaması gerekiyor; ancak özetle 'Suriyelilere harcadığımız para da 2 buçuk milyar doları geçmiş' diyerek hem hükümete hesap sormaya kalkıp, hem de toplumun bir kesimine ve elbette kendi doğal seçmen kitlesine kin, nefret, ırkçılık tohumu ekmek; bir gruba yönelik değil Türkiye'nin tamamına hitap edecek şekilde siyaset yapması beklenen bir partiye yakışır mı? Mensuplarının Suriyeli mülteciler hakkındaki şüphecilikleri/aşağılayıcı ifadeleri neredeyse resmi görüşü haline gelmiş bir partinin Ezidiler'e yönelik pozitif ilgisi; ya samimiyetsiz ya çifte standartlı bulunmaz mı?

Ülkelerinde yaşadıkları ölüm korkusu; evlerini, sevdiklerini kaybetmeleri yetmezmiş gibi bir de Türkiye sokaklarında maddi-manevi hırpalanan Suriyeliler'in başına gelenlerin sorumlusu biraz da bu ırkçı siyaset, bu ırkçı açıklamalar, Türkiye'nin Suriyelilere harcadığı parayı hatırlatmalar değil mi? Ana muhalefet partisi olan CHP, siyasetini belirli kabuller, deruhte edilmiş roller, ezberler yerine vicdan üzerine kurmuş olsa; seçmenlerini acı içindeki bu insanlara en azından nötr davranmaya çağırmış, bu konuda tansiyon yükseltmenin değil düşürmenin yolunu aramış olsaydı; Suriyeliler, aylardır insanların kendilerine düşmanca yaklaştıklarını söyleyip 'can güvenliğiimz kalmadı' deyip, aynı ölüm tarlasına geri dönmeye çalışır mıydı?

Ana muhalefet; nefret tohumu ekmek, kin yaymak, en hafifinden sorumsuz olmak mı demekti?

Hükümetin Ezidilere ayrımcılık yapmaması gerektiği açık, ancak zaten böyle bir durum pek ihtimal dahilinde de değil. Zira, Davutoğlu'nun dizayn ettiği yeni dış politika, ilkelerini kısa dönemde kaybetme pahasına insani değerler üzerine inşa etmiş bir siyaset etme biçimi ve Ezidiler'in gözardı edilmesi gibi bir durum bu siyasetin çerçevesine oturmazdı.

Çünkü siyaset kabaca; genelde toplumun, özelde o toplumu oluşturan bireylerin iyiliğini, güzelliğini, mutluluğunu amaçlar. En azından idealde böyledir. Siyasetçi, o iyilik-güzellik-mutluluk perspektifini çizerken, toplumun ortak değerlerini de dikkate alır. Almayan, siyasetini çifte standartlar, hinoğlu hinlikler, çelişkiler üzerine kurup, toplum değerlerinden habersizmiş gibi yapanlar da hep kadük, hep muhalefette kalır. Nokta.

 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim