1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Ezan ve bayrak üzerine
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Ezan ve bayrak üzerine

A+A-

“Ezanlar susmasın, bayrak inmesin” kulağa hoş gelen bir slogan. Hoş gelişi, politik oluşundan. Fransız ihtilalinin de kulağa hoş gelen enfes bir tarifi vardı.

 “Kanun diye diye kanun tepelendi...”

Yoksa, bizim yerli slogandaki ‘hoşluğun’ ardında yatan ezanların suskunluğu ile bayrakların inmişliğini görmemek ne mümkün...

IMF ile yeni bir borç anlaşmasının antresine girmiş bulunuyoruz. Alacağımız borç para ile hükümetlerin millet adına dahildeki para babalarına yaptığı borçlanmanın yettiği kadarını tasfiye için kullanılacakmış... Yani, borçların yeni borçlanmalarla ve yetmemesi durumunda da mülk ve kaynak satışıyla kapatılmasında...

Peki, bayrak nerede...

Eğer, atkı çözgü, boya apre gibisinden katma değer üzerinden giderek ‘Nerede bu bayrak’ diye soracak olursanız, bayrakların en büyüğü galiba Şişli Belediyesi’nin el üstü tutulan eşyalar ambarında. Bayram resmi geçitlerinde çıkarıldığında bir ucu Harbiye’de olduğu zaman diğer ucunun da Taksim meydanlarına eriştiğinden bahsedilir... Türkiye’nin en uzun, yüksek ve büyük bayrak direği ise, Bursa Yıldırım Belediyesi önündeymiş.

Şimdi söyleyebilir misiniz, hangimizin mahallesindeki müzik kulağı açık yanık sesli hafız efendisi, müstakilen ve münferiden mahallenin minaresinde vakit ezanını okumaya ruhsatlı...

Merkezî ezan gerekçesi, gürültü olmasınmış... Memleketimiz icra ve infaz otoritesinin gürültü tarif ve anlayışı da bu...

Maraş’ın meşhur ve maruf Sütçü İmam’ı, sanırız hayatı pek dar çerçeveden iskandil eden bir kimse imiş. Sevr günlerindeyken pek kestirememiş, Cumhuriyet’in üçüncü çeyreğinde siyasi ve sosyal ve de kültürel ve ahlaki halimizin şeker pembesine bürüneceğini.

Zavallım, bu dar görüşlülüğüyle bir de kalkmış, ‘Bayrak ile Ezan’ arasında bir illiyet, bir münasebet ve bir ilişki arayarak, bunları bağımsızlık ve istiklal keyfiyetiyle harmanlamaya yönelmiş...

Yok efendim, Bayrak yoksa Ezan da olmazmış. Ezanın sustuğu ve duyulmadığı yerlerde de Cuma kılınmazmış. Ve daha neler neler...

Ne çocuksu tümevarımcı felsefe...

Haydi, Sütçü İmam’daki bu çocukluğu eski zamanların mürteciliğine, ilim irfan dışı gericiliğine verelim... Yahu, ne idi şu Kardak Bayrakçılığı?..

Türkiye ile Yunanistan, alt tarafı üç metremikaplık kayalık için ölümüne silahlı bir bayrak yarışına kalkışmışlardı... Türk Deniz Kuvvetleri’nin SAS komandoları birkaç boyun farkıyla yarışı kazanınca kayaların tepesine bir Bayrak dikilmiş ve enik encek, asker sivil ve de kadın erkek hep birlikte günlerce bayram etmiştik...

Milliyet’teki Ecanım kardeşimiz, umulur ki hatırlamaktadırlar bu yarışın ortaya çıkardığı Kardak Fatihini... Kimdi o sahi...

Ece Temelkuran, gürültü kirliliğinden müşteki... Oturmuş bir yazı patlatmış. Amma ne çare, çam balı ile kestane balı arasındaki renk, koku ve tad farklarından habersiz...

Kestane, botaniğin az gelişmiş yoksul takımının temsilcisi olup, bedevidir... Ihlamur ise, hoş rayihasıyla zoolojinin varsıl kesiminde kalemlere ilham kaynaklığı eder. Tadına doyum olmaz...

Ece Temelkuran acaba hiç gördüler mi, kara gözlüklerini rimeli akmış gözlerine giyinik ve ıhlamura sevdalı modern hanımların, Al Bayraklı tabutlara sarılıp da ‘vatan sağ olsun’u, silik rujlu dudaklarından döktürenini?..

Ihlamurun gölgesinde, hiç şüphesiz, “Ezanlardır kafa şişirici gürültünün kaynağı.” Elde mikrofon hoparlör, “soğan patlıcan” bağıranlarla, şerefelerinden “Allahü Ekber” nidalarıyla insanları namaza çağıranlara yollar kapalıdır... Ihlamurluklarda...

“Vatan sağ olsun”la Al Bayraklı tabutlara kapananlar, “soğan patates” seyyarları ve şerefeleri hoparlörlü minarelerle sarmaş dolaş yaşarlar, kestaneliklerde...

“İnsan için gaye, kestanenin dikeninden kaçıp ıhlamurun dingin gölgesine yerleşerek Bayrağa sarılı tabutların ürkütücü görüntüsünden uzaklarda aheste beste bir hayat sürmek olmalıdan başka ne olabilir ki” izlenimini veren yazısında Ece Temelkuran soruyor,

“İnsanın aslında ekmek için, sevilmek için yaşadığını ne zaman öğrenecek çocuklar...”

Evet, Ecanımın da görerek idrakine erdiği gibi, tepelerine bayrak dikilmiş acaib bir memleket burası... Tüm bu acaiplikler yetmiyormuş gibi, bir de Deniz Komandoları kalktılar, Kardak kayalıklarına bayrak diktiler... Öff be...

Maraş’ın tepelerine Yunan bayrağının dikildiği 20’li yılların ateş içindeki Türkiyesinde zamanın Ece Temelkuranlarının namusları paçavraya çevrilmesindi, Sütçü İmam’ın bayrak yarışındaki gayesi...

Kardak’a Bayrak dikilmesindeki aculluğun amacı da, ıhlamurlar altındaki günümüz Temelkuranlardaki namus safiyetinin tağşişe uğramaması...

Emir kipiyle isteyelim...

Ezanı ve Bayrağı, çocuklarına böyle öğret, e mi Temelkuran...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum