1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Eyvallahım demokratik siyasete
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Eyvallahım demokratik siyasete

A+A-

Kürt sorununda çözümün “ovada siyaset yapmaktan” geçtiğini tartışmayı bile abesle iştigal saydığımı defalarca yazdım.

PKK’yi ortaya çıkartan koşulların da, yerel ve küresel koşullar demokratik hak taleplerinde silahlı mücadele alternatifini çöplüğe attığı halde gencecik çocukların hâlâ dağda tutulabilmesinin de siyaset kanallarının tıkalı olmasından kaynaklandığını savundum, savunuyorum.

Bu gerekçe artık, Türk ve Kürt cephesinde de varlığını “iki halka düşmanlığa” borçlu olan savaş baronlarının elinden alınmalı.

Sedat Laçiner gibi, mevzua topyekûncu bir zihniyetle yaklaşırken, aslında devletin kadife eldiven içinde muhafaza ettiği demir yumruk metaforunu meşrulaştırdıklarını fark etmeyenler bir yana, bölgede değil, tüm dünyada infial yaratan o meşhur plastik kelepçeli sanıkların fotoğrafıyla zihinlerimizde yer eden KCK davasına, daha radikal bir perspektifle yaklaşanlar da var.

Bu kesime göre davayı yalnızca seçilmişlerin tutuklanması perspektifiyle eleştirmek kısır bir yaklaşım. Haliyle de PKK bir realite ve onun da üzerinde yer alan KCK’nın siyaset yapması tartışmalarında yapının “dönüşümü” tali bir husus.

Ne var ki, ayrılık ve federasyon da dahil olmak üzere nice talep varsa, tehditsiz, silahsız bir mecrada ifade edilebilmesini savunacak kadar radikal bir demokrat olsam da, bu yaklaşımı oldukça sorunlu buluyorum.

Bir defa son dönemlerde sıkça ağına düştüğümüz, olmayı bilmeye ve hatta doğrulamaya-kabullenmeye eşitleyen ontolojik hata tartışmayı kısırlaştırıyor.

Dağdaki silahlı gücünün himayesinde kentlerdeki halkın, sivil toplum örgütlerinin ve seçilmiş siyasilerin üzerinde fiili ve moral baskı kuran bir yapılanmanın siyasi örgüt olduğu kuşkusuz ki su götürmez bir gerçek. Ama bu tesbit bizi, söz konusu yapının evrensel hukuk ve demokrasi kriterleri açısından meşru olduğu sonucuna götürmüyor.

Doğal olarak da, kendini ulusal ve pek çoklarına göre kutsal bir perspektifle tanımlasa da, mafyavari yöntemlerle çalışan yukarıdan aşağı örgütlenmiş paramiliter (evet paramiliter) bir yapının siyaset yapma hakkını savunmanın, demokratlığın mütemmim cüzü olduğunu düşünmüyorum.

Dolaysıyla PKK’nın ya da KCK’nın ovaya inmesi projesine koyduğum şerh, söz konusu yapının, ağır silahlarının yerine daha hafiflerini ikame etmesine ya da dünkü imajının himayesinde takım elbise giymesinedir; KCK’nın, tarz-ı siyasetini de demokrasinin teamüllerine göre dönüştürmesini talep etmek bence demokratların önünde bir görevdir.

Ne zaman bu konu hakkında ağzımızı açsak, çevresini çizmeye çalıştığımız sağlıklı dönüşüme hemen “ne kadar mümkün ki” diye çıkışanlar, demokratik siyasetin argümanlarını dillendirmenin her zaman ve her koşulda “siyaseten doğruculuk” anlamına gelmediğini anladıklarında, “mümkün” ezgisine sarılmanın çoğu zaman kendisini dayatan çözümün önündeki en büyük engel olduğunu da tartışamaya başlayabiliriz belki.


Şaşıfelek çıkmazı

Canımız Hrant’ın katili Ogün Samast’ın çocuk mahkemesinde yargılanma talebine en güzel yorum, Rakel Dink’in “Çocuklardan katil yaratan sistem” sözlerine atıf yapan BirGün gazetesinden gelmişti: “Katilden çocuk yaratacaklar.”

Yazıya başladığımda karar verildi ve Samast’ın dosyası çocuk mahkemesine sevk edildi. Bu kararın Samast’ın daha hafif bir ceza alması anlamına gelmediğini söylüyor emekli Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel. Ama zaten mevzu da bir çocuğa karşı duyduğumuz kini bastıracak diyet olmasa gerek. Şahsen bana rahtsızlık veren, kararın, suçun niteliğinin kamuoyu nezdinde kemik yaşının düşürülmesi gibi son derece huzursuz edici bir algıya yol açması tehlikesi.

Ki biliyorsunuz, 19 şubatın ardından beyaz bere modasının başladığı, nüfusunun büyük ölümü çocuk olan bir memleket burası.

Samast’ın yaralandığı hak, taş atan çocuklar hakkında, bizlerin de çağrıcısı olduğumuz yasal düzenlemeden kaynaklanıyor. Ve o dönemde imza attığımız çağrı metninin altında da “çocuk çocuktur” yazıyordu. Şimdi kalkıp da “bizim sizin çocuklar” diyemeyiz elbette.

Biliyorum, isyan günlerindeyiz, itidal, hümanizm çok naif kalıyor böyle anlarda. Kuşkusuz intikam değil talebimiz; aman olmasın da. Yoksa ne farkımız kalır cellâdımızdan. Elbette Samast’ın (adıyla seslenemediğimi fark ediyorum) kemiksiz ağabeylerinin yaşını da biliyoruz. Derdimiz de tetikçi çocuk frankeştayndan ziyade onlarla zaten.

Ama yine Nâzım’ın, ta o zamandan sanki bugüne yazdığı mısraları yâd etmeden geçemiyor değil mi insan, haklısınız:

Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların

Zarurî neticesi bu!

Deme, bilirim!

O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.

Ama bu yürek

O, bu dilden anlamaz pek.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT