1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. "Eylem Planı"nın temel dersleri
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

"Eylem Planı"nın temel dersleri

A+A-

Genelkurmay Başkanlığı'nın, eski adıyla "Psikolojik Harp Dairesi" tarafından hazırlandığı iddia edilen "İrticayla Mücadele Eylem Planı" belgesi ile ilgili araştırmasını henüz sonuçlandıramamış olması, medyada belgenin sahte olduğu iddialarına, "gerçek mi, sahte mi" tartışmalarına yol açtı. Başbakan'ın dediği gibi, eğer bu belge sahte ise vahim, gerçek ise büsbütün vahim.

Belge eğer sahte ise tabii ki, birilerinin hükümet ile TSK'nın arasını açmak, TSK'yı halkın gözünde küçük düşürmek çabası içinde oldukları anlaşılacak. Bu durumda bu çabanın sorumlularının, kim olurlarsa olsunlar, en kısa zamanda yakalanıp yargı önüne çıkarılması ve hak ettikleri cezalara çarptırılması şart. Eğer belgenin gerçek olduğu, yani TSK içinde belirli bir grubun Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dahilinde ya da dışında böyle bir eylem planı hazırladığı ortaya çıkacak olursa, birinci durumda Genelkurmay Başkanı dahil, sorumluların TSK'dan uzaklaştırılmaları ve cezalandırılmaları kamuoyunun beklentisi olacak.

Doğrusu, belgenin gerçek olduğuna dair pek çok karine var. Bunların başta geleni, maalesef TSK'nın geçmişte de "andıç" olarak da anılan bu tür iftira kampanyaları düzenlemiş olmak gibi kötü bir sicile sahip olması. İkincisi şu: Eğer belge sahte olsaydı Genelkurmay bunu derhal tesbit edebilir ve gerekeni derhal yapabilirdi. Oysa araştırma sürüyor... Üçüncüsü, genelkurmay başkanı olacak iken emekliye sevk edilen dört yıldızlı generalin Taraf'a yaptığı açıklamada, bu belgenin TSK içindeki bir "ekip" tarafından, Nisan değil Ocak 2009'da hazırlandığına dair açıklamaları. Dördüncüsü, düzenleyicisi olduğu iddia edilen albayın imzasının Jandarma tarafından sahiciye benzediği sonucuna varılması ve söz konusu albayın askerî savcılığa verdiği ifadede imzasını değiştirdiğinin Emniyet tarafından tesbit edilmesi.

Bugüne kadar ortaya çıkan bütün unsurlar dikkate alındığında beliren en güçlü olasılık, "Eylem Planı"nın Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi olmadan, muhtemelen Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantılı muvazzaf subaylar tarafından, en azından Ergenekon davasını kundaklamak için hazırlanmış olması. Yine de belgenin sahte çıkması olasılığı yok değil. Ne var ki, belgenin sahte olduğu sonucuna sivil değil askerî yargı varacak olursa, kamuoyunda belgenin ve arkasındaki tezgâhın örtbas edilmek istendiği yönündeki kuşkuları izale etmek mümkün olmayacak.

Belge gerçek ya da sahte, "Eylem Planı"ndan çıkarılması gereken iki temel ders var. Birincisi, 12 Eylül askerî diktatörlüğünün getirdiği 1982 Anayasası ile kurumlaşan iki başlı yargı sisteminin son bulması gereği. Askerî yargının yetki alanının, askerî disiplinle ilgili suçlarla sınırlandırılması, geri kalan bütün suçlarda sivil yargının yetkili kılınması. İkinci ve esas ders ise ülkenin güvenliğini sağlamakla görevli olan TSK'nın halk nezdindeki saygınlığının, dolayısıyla etkinliğinin korunması için, asker ile siyaset arasına kesin bir duvar çekilmesi zamanının gelip geçtiği. Artık sert ya da yumuşak askerî darbeler, cunta girişimleri, e-muhtıralar ve sair muhtıralar, andıçlar ve askerî yetkililerin kendi görev alanlarına girmeyen konularda konuşmaları, hepsi son bulmak zorunda. Askerin siyasete gırtlağına kadar bulaşmış olması, ne yazık ki TSK'yı yıpratıyor ve aslî görevini ihmal etmesi sonucunu doğuruyor.

TSK'nın aslî görevine dönmesinin birinci şartı ise gerek asker-sivil bürokrasi, gerekse bir kısım seçkinler arasında yaygın olan, Türkiye'de halkın kendi kendini yönetmekten aciz olduğu, dolayısıyla bürokratik velayete ve vesayete ihtiyaç duyduğu anlayışının aşılması; ordu saflarında Kemalizm'in otoriter bir yorumuna sadakat yerine özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzene ve hukuk devletine bağlılığın güçlendirilmesi. Şurası bilinmeli ki; Türkiye laikliği de, ülke bütünlüğünü de, askerî-bürokratik velayet ve vesayet ile değil, ancak ve ancak hukuk devletini ve demokrasiyi güçlendirerek güven altına alabilir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT