Evlat Katili Annelerin İntiharı

19.07.2012 16:24

KENAN ALPAY

Toplumsal adalet ve huzurun ne seviyede olduğunu tespit etmek açısından birçok göstergeye bakmak gerekir elbet. Fakat en az cinayet, gasp, boşanma, hırsızlık, sahtecilik kadar intihar göstergesinin de üzerinde hassasiyetle durmak gerek. İntihara sürüklenen kişi toplumsal ilişkiler ağının deşifre edilmesinde en acı verici lakin en gerçekçi çözümleyicidir.

İntihar haberleri modernleşme-dünyevileşme süreçleri içerisinde hızla artıyor. Zenginler kadar yoksullar arasında veya şöhretliler kadar şöhret olmak isteyenler arasında da intihar oranlarında ciddi bir artış var. İntihar, bütün ümitlerin ve çıkış yollarının kapandığı bir bitiş kararının deklare edilmesi olarak izah edilebilir mi? Nasıl olur da azımsanamayacak oranda insan ümitsizliğe, çaresizliğe kendi canlarına kıyarak kesin ve keskin bir karar verir acaba?

Psikolojik ve psikiyatrik tedaviye duyulan ihtiyacın artması, antidepresan ilaç kullanımının yaygınlaşması, uyuşturucu ve alkol bağımlılığının artması gibi göstergeler ne anlama geliyor? Kuşkusuz en başta Türkiye’deki “huzursuz” ve “tatminsiz/doyumsuz” bireysel ve toplumsal yönelimini gözler önüne seriyor.

Yaygınlaşan, sıradanlaşan ve bir süre sonra adeta herhangi bir ölüm vakası gibi kanıksanan intihar olgusu inançsızlık, sapkın inançlılık, geride kalanlardan intikam alma gibi üst düzey bir anormalliği işaretliyor.

Karnındakine Kürtaj, Yanındakine Zehirli Süt

Geçen haftalarda yaşanan iki intihar girişimi üzerinden birkaç sorunlu alana dikkat çekmek yerinde olacaktır. İlki şu: Nur Ş. isimli 32 yaşındaki bir resim öğretmeni yurt dışına çıkmak isteyen eşi Ayhan Y.’den anlaşmalı olarak boşanıyor. Fakat Beşiktaş’ta beraber Aylak isimli bir barı beraber işlettiği eşinin kendisini başka biriyle aldattığından şüpheleniyor. Aralarında tartışma yaşanıyor. Kadın intihar etmeye karar verdiği gün 1.5 aylık bebeğini kürtajla aldırmasını şöyle anlatıyor:  "Ayhan'a hamile olduğumu söylediğimde bebeği istemedi, aldırmam için baskı yaptı. Ben de istediği gibi yaptım."

Üniversitede sanat eğitimi almış ve ekonomik olarak müreffeh genç bir kadın önce karnındaki bebeğe karşı bir cinayete zorlanıyor anlaşmalı olarak boşandığı eşi tarafından. Ancak acıklı hikâye burada bitmiyor.

Çünkü anne Nur Ş.’nin eşiyle anlaşmazlık sebebiyle dedesi ve babaannesinin yanında büyütülen Tabya Su isimli kız çocukları için de planları vardır. Anne Nur, 4 yaşındaki kızı Tanya Su’yu yanına alarak Sultanahmet’teki lüks bir otele yerleşir. Sütün içinde erittiği yüksek dozdaki ilacı biberonla kızına içirir. Kızının ölümünü kesinleştirmek için havluyla da boğar. Sonra geriye kısa bir not yazarak kaldığı otelin üçüncü katından kendini atar. Arkada kalan notta şu iki cümle yazılıdır: "Kızı sana vereceğimi mi sandın? Bizi perişan ettin." Anne ağır yaralı olarak hastanede tedavi altına alınırken küçük Tanya ise Sarıgazi Cemevi'nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa veriliyordu.

Genç bir kadını karnındaki bebeğe karşı kürtajla, küçücük kızına karşı zehirli süt ve boğma niyetiyle yüzüne sardığı havluyla cinayet işleten ve ardından da kendisini ölüme yollayan nedir? Bu nasıl bir ümitsizliktir, bu ne biçim bir öfke ve düşmanlıktır?

Bir kadını yavrularına ve kendine karşı canavarlaştıran hislerin, duyguların ve öfkelerin kaynağı üzerinde durmalı değil mi?

Annenin Cinayet ve İntiharı

Aldığı modern eğitim ve hazcı yaşam tarzı Nur Ş.’nin ne kendisine ne de ailesine mutluluk getirmiş. Geride tarifi imkânsız büyük acılar bıraktıysa da gazeteler küçük bir haber ve istatistiklere herhangi bir sayı olarak kaydedildi. Bu acıya sürüklenişin hesabını kim nereden soracak? Anne karnında öldürülen bebeğin veya lüks bir otelin odasında annesinin elinden içtiği zehirli sütle katledilen Tanya’nın acısına, dramına ilişkin söz söylemeye niyetli kimse yok mu?

Tanya gibi, Tanya’nın annesinin karnında öldürülen kardeşi gibi garip ve mazlumların sesi siyasal ihtirasların, ekonomik çıkarların, bedensel hazların peşinde koşanların çıkardığı gürültüde boğulup gitmemeli. Aynı şekilde bir anneden hem evlatlarına hem de kendi canına kast eden bir katil çıkartan sistemin çarklarına karşı esaslı bir savaşım verilmeli. Siyasal, sosyal, kültürel veya ideolojik olarak cinayet ve intiharlara zemin hazırlayan çürüme-kokuşma görmezden gelinemez.

Benzer bir olay kısa bir süre önce Antalya’da yaşanmıştı. Kocası hapse düşen 26 yaşındaki Fatma D. adındaki bir kadın Hakan (3) ve Kaan (2) adındaki iki küçük çocuğunu fare zehiriyle öldürüp kendisini bir arabanın önüne atmıştı. Örnekleri çoğaltmak ne yazık ki mümkün fakat gerekli değil.

Annelik duygularını itibarsızlaştıran, ahlak ve mantık dışı özgürlük söylemleriyle kadını erkeklerle haz yarışına sokan, kariyerist propagandalarla narin bir varlığı makineye dönüştüren, İslami ve ahlaki değerlere karşı gerek sanat-edebiyat gerekse siyasi-iktisadi aktörleriyle suikastlar düzenleyen bir sistem var. İnsani duyguları eritip betonlaştırılmış kalıplar halinde topluma model olarak sunulan bu modern-seküler sistemin daha fazla insana zarar vermesinin mutlaka önüne geçilmelidir.

Kadınıyla erkeğiyle insanı insanlık duygu ve değerlerinden uzaklaştırıp muhtelif depresyonlara sokan işleyiş ve mantık propagandalar marifetiyle çok matah bir hayatmış gibi takdim ediliyor. Fakat bu cinnet toplumunu yaratanları kendi günah ve kurbanlarıyla yüzleştirmekten, tuzaklarla dolu bu yolları kapamaktan başkaca çıkar yolumuz yok.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim