Evet demek için çok neden var

08.09.2010 00:54

Kemal Burkay

Hemşerim Kılıçdaroğlu’yla ilgili olarak önyargılı değilim. Hatta, bir Alevi Kürt olarak ülkenin gerçeklerini anlaması daha kolay diye düşündüğüm de oldu. Aleviler geçmişte, baskı gören, ayrıma uğrayan bir kitle olarak genellikle değişimden yana tavır almışlardı. Kürtler de öyle. Yüz yüze kaldıkları ağır baskı ve zulüm nedeniyle, genel olarak muhalif ve değişim yanlısı idiler, hak ve özgürlük isteyenlerin tarafında idiler. Ne var ki salt Alevi ve Kürt olmak, hatta salt emekçi olmak her zaman değişimin, ilerinin yanında olmak anlamına gelmiyor. Alevilerde ve Kürtlerde geçmişten bu yana, kendilerine yönelik tüm baskıya, ayrımcılığa rağmen, belli zümrelerin çeşitli nedenlerle, kendilerini ezen sistemle birlikte hareket ettiklerini biliyoruz. Kendi siyasal hayatımda buna çokça tanık oldum. Bunlar içinde bürokraside ikbal arayanlar da var. Ben, öğrencilik döneminde hızlı solcu, devrimci, Kürt yurtseveri görünüp, paraya pula, iyi bir makama kavuşunca hızla saf değiştiren çoklarını gördüm. Ama Kılıçdaroğlu konusunda iki nedenle iyimser değildim. Birincisi Kürtler ve Aleviler için Türk devletinin bürokratik çarkında tepelere tırmanmak kolay değildir. Sistem daha baştan Kürt ve Alevi kökenlileri kuşkuyla karşılar, denetler. Yurtsever ve solcu olanları, sisteme karşı eleştirici olanları ayıklar. Ancak sistemle barışık olanların orada kalma ve yükselme şansları vardır. Kılıçdaroğlu da belli ki bunlardan biriydi.

İkincisi de CHP gibi mevcut sistemin kurucusu bir partide siyasete atılan Kılıçdaroğlu’nun ülkenin sorunları ile ilgili olarak belli, özgül hiçbir projesi görülmedi, parti içinde değişimin sözcüsü olarak ortaya çıkmadı. Zirveye tırmanması CHP içindeki ve dışındaki toplum mühendislerinin itmesiyle oldu. Yine de onunla ile ilgili olarak kesin bir kanıya varmadan önce bir süre beklemenin yararlı olacağını düşündüm. 

Ne yazık ki Kılıçdaroğlu, böylesi umutlanmaların boş olduğunu pek çabuk gösterdi. Örneğin Kürt sorununu, bir dönem Ecevit’in de savunduğu biçimde salt bir geri kalmışlık sorunu gibi gösterdi. Tüm olup bitenlerden sonra, böyle bir niteleme gülünçtü. Dersim’in Zaza-Kürt Kureyşan aşiretinin bir mensubu iken, kökenini Türkmenlere götürmeye kalkıştı. Ülkenin başbakanı bile artık Dersim katliamını ve sorumlularını adıyla açık açık verirken, Kılıçdaroğlu “Ben o zaman daha doğmamıştım!” diyerek topu taca attı. Ardından da “Devrim dönemlerinde bu tür şeyler olur!” diyerek, kendi halkına, hatta yakınlarına karşı işlenen bu katliamı, devrimcilik kılıfı altında savunmaya kalktı. Aynen, bu kıyımlardan sorumlu olan 1930’ların Kemalistleri gibi...

Vesayetten kurtulmayı kim istemez?

Gelelim referandum olayına... Bu anayasa değişikliğinin tüm dertlere derman olmadığını elbet tekrara gerek yok. Biz başından beri, Kürt halkının temel haklarını da tanıyan, en azından buna açık olan sivil, demokratik bir anayasayı savunuyoruz ve ülkenin bir an önce cuntanın halka giydirdiği bu deli gömleğinden kurtulmasını istiyoruz. Şimdiye kadar onda yapılan bölük pörçük değişiklikler sorunu çözmedi. 27 maddeyi kapsayan son değişiklik de yetmez. Ancak böyle olması son değişikliğin önemini azaltmıyor.

Bu değişikliğe karşı çıkanların başlıca iki argümanı var. CHP ve onun gibi düşünenler, bununla AK Parti yargıyı denetimi altına alacak, sivil diktatörlük kuracak, diyorlar. Diğer kesim ise (daha çok BDP ve kimi sol çevreler) yukardaki görüşü paylaşmakla birlikte, böylesi kısmi bir değişiklikle 12 Eylül Anayasası’nın meşrulaştırıldığını ileri sürüyorlar... BDP’liler ayrıca, bu değişiklikte Kürtler için bir şey yok, diyorlar... Bu tezlerin gerçekle bir ilgisi yok. Elbet, AK Parti bürokrasinin vesayetinden kurtulmak istiyor. Her sivil hükümetin, her parlamentonun bunu istemesi doğaldır. Söz konusu Anayasa değişikliğinde askerin ve yüksek yargının vesayetini sınırlamaya yönelik önemli maddeler var. AYM ve HSYK üyelerini belirleyen taban genişliyor, yüksek yargının seçimi, Avrupa standartlarına uygun olarak demokratikleşiyor.

Kürtlerin hakkını Kürtlere

Bu değişiklikle sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması önleniyor. Asker kişilerin, askeri görevle ilgisi olmayan suçlarıyla ilgili davalar sivil mahkemelere aktarılıyor. Bu önemli bir değişim. Bugüne kadar askeri mahkemelerde, görüş ve düşünceleri nedeniyle en ağır cezaları alan solcuların, Kürtlerin bu değişikliği gönülden desteklemeleri gerekmiyor mu?

Bu değişiklikle 12 Eylül darbecilerinden ve o dönemde cürüm işleyen sorumlulardan hesap sormanın yolu açılıyor. Buna karşı çıkmak nasıl bir mantık? Bu değişiklikle emekçiler, çocuklar, kadınlar, özürlüler için AB standartlarına uygun olumlu yeni haklar benimseniyor. Bunlar önemsiz mi? Bu ve benzer değişikliklerin salt AK parti için olduğu nasıl ileri sürülebilir? Bu anayasa değişikliğine evet demenin 12 Eylül Anayasası’nı onaylamak anlamına geldiğini ileri sürmek ise tümüyle saçma. Tersine, bu değişiklikle onda büyük gedikler açılıyor.

CHP’nin ve MHP’nin bu değişikliğe karşı yürüttüğü hayır kampanyası daha baştan çığırından çıkarak basit, düzeysiz bir polemikçiliğe, suçlamaya dönüştü. Başbakan Erdoğan da onlara cevap yetiştireyim diye bu atışmaya, polemikçiliğe ayak uydurunca tartışmanın düzeyi çok düştü. Böylece muhalefetin tuzağına düşen Erdoğan da bir kez daha kendi ayağına ateş ediyor, Kılıçdaroğlu’nun genel affa ilişkin sözlerine karşı çıkarken yaptığı gibi, öyle kırmızı çizgiler çekiyor ki Genelkurmay’ın ve yargı oligarşisinin çizgilerine artık ihtiyaç kalmıyor.

Söz buraya gelmişken bir konuya bir kez daha değinmeden geçmeyeyim. Elbet biz, umutlarımızı ‘devlet’e, bağlamadığımız gibi AK Parti’ye de bağlamış değiliz. Bizim Kürt sorununun çözümü konusunda görüşlerimiz bellidir. Militarist ve Kemalist kesimin bu konuda ne denli statükocu, inkarcı, çözüm karşıtı olduğunu biliriz. Öte yandan “Açılım” sürecini başlatan AK Parti ile ilgili olarak da hayalci değiliz, onun da çözüm konusunda bizimle bire bir aynı şeyleri düşünmediğini, örneğin eşitlik temelinde federal bir çözüme istekli veya hazır olmadığını da biliriz. Ama buna bakarak AK Parti ile militarist ve statükocu kesimi aynı kefeye koymak, böylesi bir toptancılık, olan biteni anlamamak demektir.

Sezar’ın hakkı Sezar’a. Bu ülkede, Özal’ın 1993’teki çözüme yönelik olumlu girişiminin ardından, ilk kez Erdoğan Hükümeti Kürt sorununu adıyla dile getirdi, şiddet politikasıyla bu sorunun çözülemeyeceğini, yeni bir yaklaşımın gerekli olduğunu söyledi ve el yordamıyla da olsa barışçı bir çözüm arayışına girdi. İlk kez bu dönemde Kürt sorunu bu denli yaygın ve özgürce tartışılmaya başladı. İlk kez bu hükümet Ergenekon yapılanmasının, darbe girişimlerinin üzerine gitti, davalar açıldı ve anlı şanlı generaller mahkemelerde hesap vermeye başladılar. Bu hükümetin girişimiyle TRT’nin bir kanalı tümüyle Kürtçe yayına başladı. Bunun yanı sıra AK Parti hükümeti, bugüne kadar Türk tarafınca düşman muamelesi edilen, aşağılanan Güney Kürdistan’daki Bölgesel Kürt Yönetimini resmen tanıdı ve kendisiyle diplomatik ilişkiler kurdu. Son Anayasa değişikliği de bu olumlu adımlardan biridir.

AK Parti başka hiçbir şey yapmasa bile, bu yaptıkları onun ötekilerden farklı olduğunu gösteriyor. Bu durumda ilerici ve değişimden yana kesimler için en yapıcı politika AK Parti hükümetine tüm bu olumlu adımlarda destek vermek ve onu daha ileri adımlar için de cesaretlendirmektir. Ama ne ilginçtir ki, bugüne kadar sistemin en ağır baskılarına uğramış bazı kesim ve çevreler anlaşılması zor bir tutum içindeler. Örneğin Kürtler arasında en örgütlü ve geniş kitle desteğine sahip BDP kesimi bu desteği hükümetten esirgedi. İleriye ve değişime açık ve destek olması gereken Alevi örgütlerinin küçümsenmeyecek bir bölümü de aynı tavrı takındı. Bazı sol örgütler ve DİSK de... Bu kesimler,  bu tutumlarıyla ne yazık ki statükoya hizmet ediyor. Militarist kesim, asker-sivil oligarşi, onların bu tutumundan memnun; aynı cephedeler!

Bu tutum Kürt hareketi için de, Aleviler ve sol için de büyük talihsizliktir. Söz konusu kesimler, değişim ve statüko güçlerinin şu dönemdeki diziliminde, ne yazık ki yanlış tarafta duruyorlar. Bu da yaşadığımız dönemin ilginç bir ironisi...

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim