Evet, bu karar emsal olmalı!

25.02.2009 00:27

Şükrü Hüseyinoğlu

Bugün Antalya’dan önemli bir haber geldi. Antalya 3. İdare Mahkemesi, Alevi bir ailenin İlköğretim 5. sınıf öğrencisi çocuklarının, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması talebiyle açtığı dâvâyı haklı buldu ve öğrencinin lehine yürütmenin durdurulması yönünde karar verdi. Bu karar, dâvâya konu olan çocuğun zorunlu Din Kültürü dersinden muaf tutulması anlamına geliyor.

Söz konusu dâvâ ve ortaya çıkan kararın bize çağrıştırdıkları konusundaki yorumumuza geçmeden önce, dâvâ süreci ve neticesiyle ilgili özet bilgiler vermeye çalışalım:

Antalya’nın Muratpaşa İlçesi Kaymakamlığı aleyhine açılan dâvânın konusu, okulda zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten müşteki ailenin, çocukları S. D.’nin bu dersten muaf tutulması talebi. Müşteki ailenin avukatı Nusret Gürgöz, dâvâ dilekçesinde, “S.D.’ye eğitim gördüğü ilköğretim okulunda ailesinin iradesine, dini inançlarına ve felsefi görüşlerine aykırı biçimde dinsel eğitim verildiğini, dâvâlı idarenin işleminin hukuka aykırı olduğunu” savunuyor ve başvuruyu değerlendiren mahkeme heyeti, yürütmeyi dâvâcı ailenin çocukları lehine durdurma kararı veriyor. Mahkeme, kararını şu şekilde temellendiriyor:

"Davalı idareye yaptıkları başvuruda veya dava dilekçesinde, okulda zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten davacıların herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan dersten muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden, yürütmesinin durdurulmasına oy birliğince karar verilmiştir."

Müşteki ailenin avukatı Nusret Görgöz, bu sonuç üzerine söz konusu kararın emsal teşkil ettiğini ve zorunlu din dersinden muaf olmak isteyenlerin kendileri gibi dâvâ açmaları gerektiğini söylüyor.

Dâvâdan çıkan karar kadar, müşteki ailenin avukatı Gürgöz’ün “bu kararın emsal teşkil ettiği” yönündeki açıklaması da önemlidir.

Evet, Antalya 3. İdare Mahkemesi’nin bu kararı, resmî ideolojinin eğitim-öğretim süreçleri üzerinden gencecik dimağlara dayatılmasına karşı geliştirilecek bir toplumsal tepkinin çıkış noktası kılınabilir. Bir kişinin dini ve felsefi inançlarına aykırı bir derse mecbur kılınmasını “hukuka aykırı” bulan bu karar, resmî ideolojinin dayatıldığı diğer derslerin de tartışmaya açılması noktasında güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır.

Alevi bir aile nasıl ki dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığı için çocuklarının zorunlu din kültürü dersinden muaf tutulmasını talep ediyor ve haklı bulunuyor, diğer toplum kesimleri de aynı gerekçeyle, ki bu haklı bir gerekçedir, resmî dayatmalara karşı tepkisini ortaya koyabilmelidir. Bu çerçevede, İslami değerleri hayat nizamı edinen aileler de, çocuklarının, İslami değerlere muhalif olan derslerden muaf tutulması için girişimde bulunmalıdır.

Başta, Abdurrahman Dilipak’ın “Bu Din Benim Dinim Değil” isimli kitabına da konu olan zorunlu Din Kültürü dersi olmak üzere, İnkılap Tarihi ve Milli Güvenlik gibi resmî ideolojinin dayatıldığı derslerden muafiyet talebinde bulunmak, İslami değerleri hayat nizamı olarak benimsemiş aileler için hem bir hak, hem de bir sorumluluktur. Antalya 3. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar, bu açıdan önemli bir sürecin başlangıcı kılınabilir.

Bu coğrafyada zorunlu Din Kültürü dersinden en çok rahatsız olması gerekenler Müslümanlardır. Bu ders, 12 Eylül darbe düzeninin bir icadı olarak “Kemalizm'e payanda kılınmış kurgusal bir din”in “İslam” adı altında topluma dayatılması operasyonundan başka bir şey değildir.

Gerek zorunlu Din Kültürü Dersi ve “devlet güdümlü kurgusal din”in diğer sacayağı olan Diyanet Teşkilatı’na karşı en ciddi itiraz Müslümanlardan yükselmelidir. Bu konudaki itirazların cılız kalması, Müslümanlar arasında cahiliyeden ayrışma bilincinin yeterince kök salmadığını göstermektedir. Oysa, inancımızı ve değerlerimizi cahiliyenin tasallutundan kurtarmak, Müslümanlar olarak öncelikli gündemlerimizden biri olmalıdır.

Alevi bir ailenin, çocuklarının “dini ve felsefi inançlarına uygun olmayan” bir derse mecbur kılınmasına karşı verdiği bu mücadele de, resmî ideolojinin dayatmalarına karşı İslami değerleri ve çocuklarımızın fıtrî kimliğini savunmak konusunda bizler için emsal teşkil etmelidir.

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim