Evet...

27.08.2010 05:47

Zeki Savaş

Sizin evladınız helikopterden atılarak parçalandı mı?

Sizin torununuz otomatik silahla taranarak ikiye bölündü mü?

Sizin eşiniz tarladan alınıp götürülerek devirki gün gözleri çıkarılmış ve kafatası kırılarak içine taş doldurulmuş şekilde size teslim edildi mi?

Arkasından da eğer sesinizi çıkarırsanız sizi de cezalandırırız diye tehdit edildiniz mi?

Yirmi yıl bu acıyı kamuoyuyla paylaşmadan içinizde sakladınız mı?

Siz, minik ve küçük evlatlarınızın çobanlık yaparken öldürülmesinin, götürülüp işkence edilerek katledilmesinin nasıl bir acı olduğunu tattınız mı?

Siz, babanızın “beyaz torosa” bindirilerek bir daha kendisinden haber alınamamasının ne demek olduğunu yaşadınız mı?

Sizin yeğeninizin kemikleri asit kuyusunda bulundu mu?

Sizin amcanızın cesedi kafasına kurşun sıkılmış bir halde köprü altında keşfedildi mi?

Sizin dayınız köyden götürülüp karakolda öldürülerek gömüldü mü?

Sizin akrabalarınız faili meçhullere kurban gitti mi?

Sizin eviniz yakıldı mı hiç?

Siz göçe zorlandınız mı hiç?

Siz kendi memleketinizde azizken zorla göçe zorlanıp zelil olmanın ne olduğunu yaşadınız mı hiç?

Eğer siz bunları ve bunun gibi sayısız acıyı yaşamadıysanız veya bir yakınınız yaşamadıysa, 12 Eylül günü bunları yaşayanları bir nebze düşünerek hareket edin.

Bu acıları yaşayanların, bu acıları kendilerine yaşatanların hesaba çekilmesine imkan verebilecek bir referanduma hayır demeyecekleri açıktır.

Evlatlarını askerde yitirmenin acısını taşıyan aileler, bu acıyı diğerlerinin de yaşamasını istemiyorsa ve bu acıyı yaşamamış aileler de bu acıyı tecrübe etmek istemiyorsa, tüm bu acıların menşei olan zalimleri geriletecek ve belki de hesaba çekilmelerini sağlayacak bu referanduma evet demesi beklenir.

Mazlumun dininin sorulmadığı gibi zalimin de dini sorulmaz. Her mazlum savunulmayı ve her zalim karşı çıkılmayı hak eder. Mazlumu savunmak ve zalime karşı çıkmak, her şeyden önce insani meseledir. İnsanın dini ve ideolojisi ne olursa olsun, insanlığını yitirmemiş herkes mazlumu savunur ve zalime karşı çıkar.

12 Eylül referandumu din, ideoloji ve parti temelinde bir tavır belirleme, yandaş veya karşıt olma meselesi değildir. Konuyu bu bağlamda değerlendirip dinin ve yöntemin elden gittiğini savunanlar, yanılıyorlar. Bir partiye eklemlenildiğini düşünenler de yanılıyor.

12 Eylül Referandumunda takınılacak tavır, insani olan bir meseledeki duyarlılığın veya duyarsızlığın göstergesidir. 12 Eylülde'ki evet veya hayır, mazlum ve zalime karşı bir insan olarak nasıl hareket edilmesini ifade edecek. Konunun bu bağlamda değerlendirilmesinin daha isabetli olacağı inancındayım. Bu bir.

İkincisi, anayasanın taleplerimize cevap verip vermediği konusudur. Mevcut anayasa değişikliği hiç kimsenin taleplerine yeterince veya hiç cevap vermiyor. "Bu anayasa tam da benim istediğim gibidir" diyen tek bir kişi çıkmadı. Çıkmaz da.

Anayasaya ilişkin taleplerimizi de öncelikle özgürlük talepleri ve ideolojik talepler diye iki ayrı kısma ayırmak gerekiyor.

İdeolojik açıdan bakıldığında anayasayla ilgili toplumsal talebin çeşitliliği ve hatta karşıtlılığı unutulmamalı. Ulusalcı Türkler, Türk ırkı temelinde faşist bir anayasa istiyor. Ulusalcı Kürtler, ne olduğu belirsiz ama din karşıtı olduğu kesin olan bir başka ideolojik temelde bir anayasa istiyor. Solcular, Aleviler, Liberallerin her birinin farklı farklı anayasa talepleri vardır. İslam'ı, hayatın temeline yerleştiren insanların da çok daha farklı bir anayasa talebi ve özlemi vardır. Azınlıkların bir başka talebi vardır. Bu kadar farklı, zıt ve birbirini nakzeden, reddeden taleplerin aynı anayasada karşılanması imkansızdır. Anayasa değişiklikleriyle ilgili ideolojik taleplerin karşılanması cihetinde bir beklenti içinde olmak, gerçekçi değildir. Çünkü biz toplum olarak çoğunluğumuzun üzerinde ittifak ettiği bir fikri temel yoktur. Anayasanın ideolojik beklentilere cevap vermesi, toplumsal çoğunluğun belli bir din veya ideoloji üzerinde ittifak etmesi, bunu istemesi ve bunun için mücadele etmesiyle mümkün olur. Böyle bir imkanın doğması için de toplumun özgürce tartışma, konuşma ve kendi tercihlerini hayata aktarabilme imkanı ve özgürlüğüne kavuşmasıyla mümkün olabilir. Önümüzdeki referandumla ilgili ideolojik tartışmalar zamansız ve yararsızdır.

Sonuç olarak değiştirilen anayasa, ideolojik bakımdan hiç kimsenin beklentisini karşılayacak muhtevada değildir, böyle bir beklenti de doğru değildir.

Mevcut anayasa değişikliğini özgürlük alanlarının genişletilmesi, mütegallibe zümrenin geriletilmesi bakımlarından incelediğimizde, geçmişe oranla oldukça önemli ama olması gerekenlere nisbetle oldukça geri bir anayasadan ve reformdan söz etmek mümkündür. Ancak akıl, tecrübe ve mevcut veriler şunu gösteriyor ki, daha ileri bir anayasaya ulaşmak, zulmü daha bir azaltmak, zalimlerin hesap vermesini sağlamak ve ortak özgürlük alanlarını genişleterek herkes için kabul edilebilir, tahammül edilebilir ortak bir alan var etmek anayasa değişikliğindeki bu ilk adımın kabulüyle mümkündür. Biz daha iyi anayasa istiyoruz gerekçesiyle hayır denirse, daha iyi bir anayasanın uzun yıllar hayal olacağını ve her şeyin tersine döneceğini öngörmek zor olmasa gerek. Bu referandum kabul edilirse, toplumsal bilinç ve talep zaten ikinci ve daha esastan yeni bir anayasa değişikliğini çok daha etkili bir şekilde gündeme getirecek ve hepimiz yeni süreçte makul ve uygulanabilir olan haklı taleplerimizi etkili bir şekilde gündeme getirerek bunun mücadelesini verebileceğiz.

İdrak ettiğimiz konjonktür, minimum düzeydeki toplumsal mutabakatın ancak özgürlük alanlarının genişletilmesi hususunda olabileceğini gösteriyor. Bunca zıt farklılıklar ancak herkes için olan özgürlüklerin genişletilmesi konusunda ittifak edebilir. Şimdilik en gerçekçi ve uygulanabilir ortak payda budur. Bu fırsat doğru değerlendirilmez ise, herkesin her iki yöndeki beklentileri meçhul bir tarihe ertelenir ve bedeli ağır olur. Daha özgürlükçü bir anayasa için hayır demek, hem yanlış hem yanıltıcıdır. Zaten hayır diyenlerin fikri yapısı dikkate alındığında, tümünün özgürlüklere karşı olduğu görülecektir. Red cephesinin mahiyeti, evet demenin isabetliliğinin önemli bir göstergesi durumundadır. Boykotu savunanlar ise, her şeyden önce kendi vicdani muhasebelerinde çıkmaz içindedirler. İdeolojik olarak red veya boykotu savunanlar, bu tezlerinde samimi olabilirler ancak konuyu yanlış bir zeminde tartıştıkları inancındayım.

12 Eylül benim açımdan ayrıca özel bir öneme sahiptir. Bu tarih, Fidan Güngör'ün kaçırıldığı ve bir daha kendisinden haber alınamadığı gündür. Fidan Güngör'ü, JİTEM'in sırtını sıvazladığı insanlar kaçırdı. Güngör, hukuksuzluğun ve çete düzeninin oluşturduğu kaos sonucu acı bir akıbete duçar oldu. Fidan Güngör ile aynı akıbeti paylaşan yüzlerce insan vardır. Çete düzenini dizginlemek için hepimizin aynı acıyı yaşaması veya tümümüzün bir yakınının kurban mı olması gerekiyor? Babamızın, kardeşimizin, evladımızın, amcamızın, dayımızın, yeğenimizin veya çok çok değer verdiğimiz bir arkadaşımızın, bir değerimizin çete düzenine kurban gittiğini varsayalım. Bu çete düzenini nispeten dizginleyecek ve daha insani ve özgür bir iklime imkan sunabilecek referanduma evet mi deriz hayır mı? Bağımsız, özgür ve insaflı bir insan olarak düşünelim, ne deriz?

Ben EVET derim.

FITRAT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim