1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Öztürk

  3. Eve ayakkabı ile girmek sonradan görmüşlerin modasıydı
Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Eve ayakkabı ile girmek sonradan görmüşlerin modasıydı

A+A-

1970’lerin ortalarında sonradan görmüş ve kentli olmak isterken, şehirliliği eline yüzüne bulaştırmış, emek verip, bedel ödeyerek zengin olmamış, helalden uzak durmuş, haramsız kalmamış görgüsüzlerin en çok benimsedikleri adetleri; evlerinin odaları ve yatak odalarına kadar ayakkabılarıyla girmekti.

Bu ilkel davranışı halen özel televizyonlardaki bazı yerli dizilerde de görmek mümkün. Toplumumuzun “ev ve aile” kavramından anladığı ve benimsediği ahlaki değerleri zayıflatmak için dizi patronlarının veya senaristlerinin bilinçli olarak yaptırdıkları bir uygulama olarak biliniyor.

Oysa Müslüman bir millet olarak bizim kültürümüzde bırakın ev ve aile ortamının kutsallığını, ahırlarımızın bile bir kıymeti harbiyesi vardır. İnsanlara saygı duymak bir yana, hayvanlara saygı ve sevginin gereği, ahırlara da evler kadar önem verilir bizde.

Mesela hayvanlar dışarıdan gelip ahırlara gireceği zaman bütün vücutları kontrol edilir, üzerlerindeki toz, toprak, börtü böcek, yara, bere gibi ne varsa bakılır, ayaklara mutlaka ayrıca dikkat edilir ve ahıra öyle girerler. Ayrıca hayvanlar gelmeden ahırlar temizlenir, havalandırılır, yemleri konulur, suları tazelenir ve pırıl pırıl bir yerde dinlenmeleri sağlanır.

Ahırlarına böylesine önem veren bir millet evine vermez mi? Tabii ki verir. Toplumumuzun ekseriyetinin inancına göre; evler namustur, şereftir, güvenliktir, kaledir, barınaktır, doyulan ve doğulan kutsal mekânlardır. Ve aynı zamanda mescit mesabesindedir. Ateistlerin bile evinde ihtiyaten seccade bulunur. Böylesine kutsaldır evler.

Bu sebeple Müslüman evlere ayakkabı ile girilmediği gibi, kirli elbiselerle, kirli el ve yüzlerle oturulmaz ve yatılmaz. Helal ve haramın azami dikkat edildiği huzur yuvalarıdır. Kötülüklerin barınmadığı, korku, endişe ve her türlü tehlikeden uzak yaşam alanlarıdır.

Bizim örf, adet ve geleneklerimizde eve gelen misafir, ayakkabı ile içeri girmek ister ve girerse, o misafir değil, niyeti kötü insan olarak değerlendirilerek tehlikeli addedilir. Ev sahibine ve evin kutsallığına ihanet olarak kabul edilir.

Böyle kişilerin misafir oldukları hanelerde ev sahipleriyle konuşabilecekleri, danışabilecekleri, paylaşabilecekleri hiçbir şey yok demektir. Zaten ayakkabı ile eve girmek, o aileyi yok saymak ve hiç mesabesinde görme anlamı taşıdığından, herkes birbirine “tehlikeli yabancı” olarak bakar.

Bir aileyi ziyaret edeceksiniz, hal hatır soracaksınız, derdine derman olacaksınız, içeri girip, bir bardak ayranlarını veya sularını içeceksiniz, gönül alacaksınız, gönül yapacaksınız, sevgi ve saygı sunacaksınız ama insanların huzuruna ayakkabı ile girip oturacaksınız. Böyle bir anlayışı aklı başında hangi insan geçerli bir mantıkla izah edebilir.

Bizim kültürümüzde misafirler el göğüste, hürmet ve tazim dolu bir anlayış ve beden diliyle karşılanır. Evin en güzel köşesine davet edilir, yine büyük bir saygı ile “Hoş geldiniz” denildikten sonra misafirin oturması beklenir. Misafir oturunca karşıdakiler de diz üstü çökerek gelen konuklarla ilgilenmeye başlarlar. Bu kadar büyük bir saygının karşısında ayakkabılarıyla eve girmeyi ve oturmayı hangi vicdan sahibi kabul edebilir.

Bir dönem malum solcular camilere ve Kur’an kurslarına ayakkabıyla girer, baskınlar yapar, Kur’an-ı Kerimleri ayakları altına alıp ezer, yırtar, yakar ve postallarıyla halıları kirletip; “Haydi bakalım secde yapın” diye insanları zorlarmış. Çok uzaklardan değil, 50 yıl öncesinden söz ediyorum.

Yine o dönemlerde aynı zihniyet, evlere de ayakkabıyla girer, arama yapar, buğday, un, şeker, gaz, yumurta ve benzeri ne kadar yiyecek içecek varsa, “vergisini vermemişsinizdir” diye alır gider, yol üstünde gördükleri bir koyun sürüsünden kuzu veya koyuna el koyarak kendilerine ziyafet çekerlermiş.

İşte bugün halen o zihniyet biraz daha modernize olmuş şekilde benzeri davranışları sergileyebiliyor, evlere ve camilere ayakkabı ile girmeye kalkabiliyorlar. Bu nasıl bir genetik yapıdır ki bütün dünyada her şey değişirken, sadece bu zihniyetin genetik yapısı asla değişmiyor. Bunu izah edecek bir bilim dalı yok mu acaba?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT