Etiyopya nereye ait?

25.01.2015 21:04

Abdullah Muradoğlu

Sömürgecilik tarihiyle ilgilenen okurlar bilirler. Sömürgecilik modern Batı tarihinin bir parçasıdır. Afrika’da sömürgecilikle ırkçılık at başı gitti. Irkçılık, sömürgeleştirilen insanların bunu hak ettikleri gibi şeytanî bir duyguya yaslanır. Afrika’da ırkçılık daha çok ten rengiyle ilgiliydi. Irkçılık ‘Siyah’ Afrikalıların ‘Beyaz’ ve ‘Medeni’ Avrupalılar tarafından zincire vurulup köleleştirilmesini kolaylaştırdı. 18 ve 19. Yüzyıl köleliği ırkçılığın bir sonucuydu. Zincire vurulan Siyahlar satılık bir eşya gibi dünya pazarına sürüldüler. Colomb’un “Yeni Dünya”yı, yani Amerika’yı keşfi daha sonra Afrika tarihinin en aşağılayıcı dönemlerine damgasını vuran gelişmeleri tetikledi. Sömürgeciler Amerika’ya köle akışını sağlamak için en uygun kıta olarak Afrika’yı seçtiler. “Etiyopya” ya da bizim “Habeşistan” olarak andığımız  ülke ise Afrika’nın sömürgeleştirilememiş tek bölgesiydi.

 Etiyopya “Arap Yarımadası”ndan ince bir su yoluyla(Kızıldeniz)  ayrılıyordu. Habeşler yüzlerce yıl ülkelerinin Arap Yarımadası'nın parçası olduğuna inandılar. “Afrika Birliği”nin liderlerinden Etiyopya İmparatoru Haile  Selasiye bile önceleri bu fikirdeydi. 1930’dan 1950’ye kadar Selasiye rejiminin resmi politikasına göre Etiyopya Afrika’nın değil Ortadoğu’nun parçasıydı. Sömürgeci yönetimler “Afrika”yı önce  aşağılayıcı bir terim olarak kullandılar. Batılı coğrafyacılar ise kıtaya “Afrika” adı verdiler. Sömürge sonrasının Afrika milliyetçileri bu ismi benimseyip içselleştirdiler. 1950’lerden sonra İmparator Selasiye radikal rejimlerin tepkisinden ve yalnız kalmaktan ürktüğü için Etiyopya’nın Afrikalılaştırılmasını kabul etti. Gerçekte Etiyopya’nın Arap Yarımadası'yla kültürel benzerlikleri ve ortak bağları Afrika’nın diğer bölgelerine kıyasla çok daha fazlaydı.

Afrika kıtasının Basra Körfezi'nde değil de Kızıldeniz’de sona ermesine karar verenler Avrupalı sömürgecilerin hizmetine girmiş coğrafyacılardı. Batılı sömürgecilerin İslam’ın Kuzey Afrika’dan iç Afrika’ya yayılmasını durdurmak için  buldukları çözümlerden biriydi bu. Afrika’ya giren Müslümanlar Batılı sömürgeciler gibi ten rengini dışlayıcı, küçümseyici bir sebep olarak görmedikleri gibi yerlilerle evlenip aralarına karıştılar. İslam dini renkleri ve dilleri Allah’ın ayetleri olarak görür çünkü. Bugün Kuzey Afrika’da ve Yemen’de atalarının Türk olduğunu söyleyen onbinlerce insana rastlamak kimseye şaşırtıcı gelmez. 

Batılı coğrafyacılar Afrika kıtasını Ortadoğu’dan kopardılar. Sömürge yönetimleri ise  Afrika’yı kendi içinde dilimleyip paramparça ettiler, yerli, özgün, barışçıl yapıları yıktılar. İthal yapılar sömürge sonrasındaki iç çatışmaların kaynağı oldular. Sömürgeciler Afrikalıları ‘Ugandalılar’, ‘Kenyalılar’, ‘Ganalılar’, ‘Fildişi Kıyısı’ olarak ayırdılar. Oysa sömürgeciler kıtaya ayak basmadan önce bir Uganda, Kenya, Gana veya Fildişi Kıyısı yoktu. Afrikalılar birbirlerini daha yerel, daha küçük gruplar olarak çağırıyorlardı. Batılı sömürgeciler Afrika’da da yapay sınırlar, haritalar oluşturdular. Ortadoğu’da olduğu gibi Afrika’da da bu yapay haritalar yırtılıyor. Dikkat ettiyseniz mevcut çatışmalar daha çok bu yırtılan haritalar üzerinde sürüyor. Aradan 50 yıl geçti ama “Afrika Birliği” projesi de Afrikalıların derdine deva olmadı. Yapay haritalar üzerinde temellendirilmiş birlik fikri yerine daha tabii, daha olumlu, daha  motive edici birlik fikirleri üzerinde düşünmenin zamanı gelmemiş midir? 

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim