Eski rejimin eski solu

02.08.2011 10:44

Melih Altınok

Referandumda “yetmez” formülüyle kendimi rahatlatmıştım. Ama 12 Haziran seçimlerinde doğru adresi göstersem de oy kullanmadım.

Cuma günü Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifa haberini alınca, seçim günü haber peşinde olmamı bahane gösterip, “çalışmak oy kullanmanın yarısıdır” diye geçiştirdiğim sekter tavrımın bir kez daha düşündüm.

Karargâhtaki istifaları “dünyanın çeşitli yerlerinde generaller istifa eder” soğukkanlılığıyla karşılayan “sağcı” Ömer Çelikler hükümeti koalisyonla zar zor kursalardı mesela.

Bu gelişme karşısında “Siyasi iktidar orduyu kendi kafasına göre dizayn etmek istemektedir” diye ağıt yakan “solcu” Gürsel Tekinler de statükonun elini rahatlatacak bir oy alsaydılar. Generaller, balyoz davasını protesto için istifa mı ederdi, yoksa alıştığımız gibi siyasileri mi istifa ettirirlerdi?

Yanıt vermek malûmun ilanı olur değil mi?

Peki, bu kara senaryo gerçekleşseydi, bugün komuta kademesinin istifasını kaygıyla izleyen solcular “yeni rejimin yeni ordusu” kurulmadı deyip kendilerini daha mesut mu sayacaklardı?

Gözaltında copla tecavüz iddialarını, “Koç gibi delikanlılarımız dururken...” diye yanıtlayan darbecilerin elinden çekmediği kalmayan solcular, bu durumda eski rejimin eski ordusuna “zarif darbe” yapılmadı diye devrime daha mı yakın sayacaklardı kendilerini?

Havaya bakılırsa öyle.

O halde hâlâ niye havanda su dövüyoruz. Türkiye’de son dönemde yaşanan mucizelerden birinin bile hakkını teslim edemeyen solcuların genişçe bir kesiminin demokrat olmak gibi bir kaygıları yok işte.

Azıcık iyi niyetleri olsa, Türkiye demokrasi tarihinde sınır taşı olan bu gelişmenin ertesi günü işi gücü bırakıp bu çorbada tuzu olan gazeteyi ve onun yazarlarını karalama kampanyasına soyunurlar mıydı? Manşetlerinde Yeniçağ ile Sözcü ile pişti olurlar mıydı?

Komuta kademesinin istifası, “Bir evrensel damar var Türkiye solunda, soldan daha içerü” diye kendimizi avutmayı bırakmamız için bir milattır bence.

Artık birkaç yıldır sürdürdüğümüz tartışmada bir aşama kaydetmeliyiz. Ortodoks solun anti-demokratik tavırlarına şaşırmak üzerine kurduğumuz polemiğin düzlemini değiştirmeliyiz. Tıpkı kendilerine teşrifatçılık hizmeti verdiğimiz milliyetçi cenaha yaptığımız gibi, bu arkadaşları da ürkek kolçağına iliştikleri ulusalcılık koltuğuna buyur etmeliyiz.

Merak etmeyin haksızlık falan yapmış olmayız. Ulusalcılığı, militarizmi hakaret kabul eden solcular, askerin sivil irade karşısındaki geri adımını inatlarına kurban etmeden vicdanlarıyla değerlendiriyorlar.

Yıldırım Türker’i dün yazdığı “Kabul etmek zorundayız, AKP TC tarihinde hiçbir hükümetin kâbusuna bile girmeyen bir gelişmeyi göze almış, başarmıştır” satırları bunun en güzel örneği.

Eskiden beri çok yakından takip ettiğim ancak son dönemdeki duruşunu dillendirmesem de eleştirdiğim Türker’le belki yine ters düşeceğiz.

Olsun. Hakkaniyetli çıkışı, siyasal iktidarın, kendine bağlı askerî bürokratlar üzerinde tasarrufa gitmesini hazmedemeyen, halkın tek ve meşru temsilcisi parlamentonun muktedir olmasından ödü kopanların çoğunlukta olduğu sol kubbede hoş bir seda olarak kalacak.


Kaynakçalı internet andıcı uygulama dersi

Türkiye’nin “en” steril TV’sindeki gündem toplantılarını istisnasız “Taraf’a ve yazarlarına medya siteleri aracılığıyla nasıl çakarız” seremonisiyle sonlandıran “çıkma gazeteciler” hafta sonunda da işbaşındaydı.

O gün ülke “İnternet Andıcı” iddianamesinin şok ayrıntılarını konuştuğu için, rahatsız genç solcular, adlarına çıkan celbi teslim almakta daha bir hevesliydiler.

Çoğu zaman olduğu gibi ilk hedef yerli yersiz evrensel sol’dan(*) bahsedip yüzlerine ayna tutan bir yazarın haberini ameliyat masasına yatırdılar. Bir taşla iki kuş vurulacaktı(**). Hem, gelişmeler karşısında umuda kapılan ahalinin kafası bulandırılmaya çalışılacak, hem de yayınlarıyla bu demokratikleşme iklimine önayak olan gazete ve yazarına, ya tutarsa, çamur atılacaktı.

Karargâh muhipleri, Kemal Burkay’ın hayat hikâyesini anlatan bir haberdeki “PKK silahlı mücadelede ısrar eden bir örgüttü” türünden “orijinal” tesbitlerin bu gerçeği ilk kez dile getirme iddiasında olan bir metinden araklandığı bombasını tavaya atıverdiler.

Kanıtları olan “bilimsel bir makaledeki” biyografik bilgilerin hangi internet sitesinde kopyalandığının bir önemi yoktu. Ama Taraf yazarının neşter attıkları haber metninde, herhalde “sır” olan “bir siyasi partinin kurucularının isimlerini” nereden alındığını belirtmemesi, kuşkusuz ki intihal sayılabilirdi.

Gazeteciliğin duayeni bazı medya siteleri, haber metinlerinde biyografik bilgiler için bile kaynakça gösterilmesinin(***) komik olduğunu bilmeyecek kadar “acemi” değillerdi elbette. Ama rahatlardı, statükonun şu zor günlerinde intihalin tanımını yeniden yapmak internet andıcının ruhuna ortaklık sayılacak değildi ya.

Kaynakça: (*) “Sol” için bkz. Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu

 (**) Çocuklar İçin Atasözleri, Selçuk Yıldırım

 (***) Başlangıç için, Tatil Kitabım (ilkokul 3) mantık alıştırmaları bölümü.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim