Esed’in Şebbihası Bu Kez Libyalı Darbecilerin Sözcülüğüne Soyunmuş!

13.05.2015 19:54
Esed’in Şebbihası Bu Kez Libyalı Darbecilerin Sözcülüğüne Soyunmuş!
Fehim Taştekin Türkiye’yi dış politikasından ötürü muaheze ederken aslında Ortadoğu’da İslami hareketlere düşmanlık ortak paydasında buluşanların kimlere sözcülük yaptığını itiraf ediyor.

HAKSÖZ HABER

Türkiye’nin Mısır’dan Suriye’ye Filistin’den Libya’ya kadar her yerde Müslüman halklardan yana tavır takınması sadece emperyalist çevreleri rahatsız etmiyor. İçeride de Kemalistinden solcusuna, ulusalcısından İrancısına kadar geniş bir çevre had safhada rahatsız. Bilhassa Esed rejiminin savunuculuğunu üstlenmiş bu çevreler Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta her yerde öncelikle AK Parti’ye vurma kaygısıyla ve elbette İslami hareketleri karalama mantığıyla en kirli ilişkilere, girmekten, en olmadık iftiraları atmaktan çekinmiyorlar. AKP düşmanlığı gözleri kör etmiş, aklı örtmüş halde adeta! Atılan her adım karalanıyor, her türlü söylenti, iftira önce iddia diye öne çıkartılıp ardından , fasit bir daire şeklinde üretilen bu yalanlar dolaşıma sokulmak suretiyle köpürtülüyor.

Libya’da Amerikan-Sisi uşağı darbeci Hafter’in sivil bir Türk gemisini uçakalrla vurma alçaklığı bile bu tipler nezdinde AKP dış politikasının zaaf görüntülerinden biri olarak okunmaya müsait bir gelişme! İşte bu yeminli AKP düşmanı tipler arasında öne çıkan isimlerden biri olan Fehim Taştekin’in Monitor sitesinde yazdıkları. Bir dizi laf kalabalığını aradan çıkardığınızda özetle gemi vurulmayı hak etti diyor! Suç ise tabi ki, darbeci zorbalarda değili her zamanki gibi AKP hükümetinin omuzlarında!

Şebbihanın yazısında kendi tezlerine destek sağlamak için başvurduğu isim de ilginç. Gülen yapılanmasının akademisyenlerinden Savaş Genç. Uyanık Fehim, her akşam Samanyolu’nda hükümete söverken izlediğimiz bu çok bilmiş uluslararası ilişkiler uzmanının, çok orijinal görüşleriyle yazısını süslemiş! Yakışmış da! Ne demişler? Körler, sağırlar birbirini ağırlar!  

Fehim Taştekin'in Al-Monitor'daki yazısının tamamı:


Bir Türk şirkete ait gemi Libya Hava Kuvvetleri tarafından vuruldu

Türkiye ile Libya'nın uluslararası toplum tarafından tanınan hükümeti arasındaki gerilim açık düşmanlığa dönüşüyor. Bir Türk şirketine ait Cook Islands bayraklı Tuna-1 isimli kuru yük gemisi, 10 Mayıs akşamı Tobruk’a giderken Derne açıklarında Libya hükümetine bağlı güçler tarafından vuruldu. 15 kişilik mürettebattan üçüncü kaptan İlker Büyükdere ölürken Türkiye ve Gürcistan uyruklu 5 kişi yaralandı.

Türk Dışişleri “Uluslararası sularda sivil bir gemiye karşı gerçekleştirilen bu alçakça saldırıyı şiddetle kınıyor, saldırıyı gerçekleştirenleri lanetliyoruz” derken Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gemiyi Fethiye limanına getirmek üzere iki firkateyn gönderdi.

Saldırıyı üstlenen Tobruk merkezli Abdullah el Sini hükümetine bağlı Hava Kuvvetleri Komutanlığı, geminin Derne’ye yaklaşmaması konusunda uyarıları dinlemediği için 10 mil açıkta vurulduğunu açıkladı. Hava Kuvvetleri Komutanı Sakr Curuşi, ‘Türk gemisinin Libya açıklarında sınır ihlalinde bulunduğunu ve uyarılara rağmen seyrine devam ettiği gerekçesiyle vurulduğunu’ söyledi.

Tobruk hükümeti 5 Mayıs'ta Derne şehrinin doğusundaki Ras el Tin ila batısındaki Ras el Hilal bölgeleri arasındaki sahil bölgelerinde balıkçı tekneleri dahil tüm deniz araçlarına dolaşım yasağı getirmişti. Türkiye’yi Libya’daki bazı gruplara silah göndermekle suçlayan Sini hükümeti ayrıca şubatta ülkede projeleri olan tüm Türk şirketlerini uzaklaştırma kararı almıştı.

Tuna Holding’e ait olup Bergen Denizcilik tarafından işletilen gemiye saldırıyla ilgili Türk tarafının hikâyesi biraz farklı. Türkiye uyarı yapılmadan ateş edildiğini söylerken Tuna-1’in İşletme Müdürü Refik Yeğiner “Onlar kendi dilinde uyarı yapmış olabilir. Ancak herkesin Arapça bilmesi söz konusu olmayabilir. Bizim gemimizin adı dahi kullanılmış olsaydı arkadaşlarımız gerekli uzaklığa çekilirlerdi zaten” dedi.

Ankara’da Libya dosyasıyla ilgilenen bir hükümet kaynağı, Al-Monitor’a şu bilgileri verdi: “Bu saldırıyı bilerek yaptılar. Kaptanla detaylı bir şekilde konuştum. Meselenin problemli tarafı şu: Kaptan diyor ki ‘Bize uyarı yapılmadı. Biz kıyıya 10 mil uzaktayken önce füze atıldı. Alarm sinyalleri verdik. Yunanistan, Fransa ve Malta cevap verdi. Taşıdığım yükün askeri mühimmat olmadığını söyledim. Ama ateş durmadı, biz daha da açıldık, 10 dakika geçtikten sonra bu kez uçaktan bombalar yağdırıldı. 17 mil kadar öteye gittik üçüncü saldırı oldu. Makine dairesini ve mürettebatın yaşam mahallini hedef aldılar.’ Bu iki yerin seçilerek vurulması geminin batırılmasına yönelik hamledir. Gemi Tobruk merkezli bir şirkete teslim edilmek üzere inşaat malzemesi taşıyordu.”

Bu saldırı karşısında Türkiye’nin seçenekleri nedir? Türkiye saldırıya misilleme yapma niyetinde değil. Diplomatik yollarla tepkisini koymak, tazminat talep etmek ve uluslararası mekanizmalarla baskı oluşturmaktan yana.

Dışişleri Bakanlığı yazılı açıklamasında saldırının 10 değil 13 mil açıkta yani uluslararası sularda gerçekleştiğini vurgularken “Bu menfur saldırı ilgili Libya makamları nezdinde şiddetle protesto edilmiş, Türk gemilerinin güvenliğine yönelik eylemlerin derhal sona erdirilmesi ve saldırının sorumluları hakkında gerekli hukuki işlemlerin yapılması talep edilmiştir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan tazminat dahil her türlü hakkımız mahfuzdur” ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, Libya’nın İstanbul Başkonsolosluğu ve Ankara Büyükelçiliği nezdinde gerekli uyarıların yapıldığını ve nota verildiğini belirterek “(Londra’daki) Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde girişim yapıyoruz. BM Daimi Temsilcimize aynı şekilde talimatımızı verdik. Onlar da BM nezdinde girişimlerini yapıyorlar. BM Özel TemsilcisiBernardino Leon’a bilgi verildi. Bir ticari gemiye, yük gemisine hiç uyarı yapmadan; hele hele karaya yanaşırken herhangi bir şey varsa kendileri kontrol altında da tutabilirlerdi. Gerekli araştırma, soruşturma neyse bunları yapabilir ama doğrudan böyle karadan bombayla saldırmaları, toplarla saldırmaları barbarca bir yaklaşım” dedi.

Al-Monitor’a konuşan hükümet kaynağı da, Türkiye’nin Libya hükümetine vereceği yanıtla ilgili “Türkiye, Tobruk tarafını dövmek gibi bir eyleme kalkışmayacak. Bütün Libya halkının yanında durduk, durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Söz konusu kaynak, ‘Neden kasten yaptılar’ sonucuna varıldığı sorusu üzerine saldırının arkasında siyasi hesaplar olabileceğine dikkat çekti:

“BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino Leon’un Trablus ve Tobruk hükümetleri arasındaki krizi çözmek için getirdiği çözüm önerisi tamamen Tobruk lehine. Trablus buna karşı. Türkiye de bu teklifin kalıcı barışı hedeflemediğini düşünüyor. Britanya da Türkiye gibi düşünüyor. Tobruk hükümeti, Trablus hükümetinin tek uluslararası dayanağının Türkiye olduğunu düşünüyor. Onlara göre Türkiye geri çekilirse Trablus hükümeti de Leon’un önerisini kabul etmek zorunda kalır. Belki bu açıdan gemiye saldırı Türkiye’ye bir mesaj amacı taşıyor olabilir. Ancak beri tarafta şöyle bir durum da var: Abdullah Sini hükümeti Türkiye’nin etkisini kullanarak Trablus tarafının ikna edilmesini arzuluyor. Çünkü ülkenin iç savaşa gittiğini görüyorlar. Ayrıca uzlaşma sürecini hükümetin görev süresinin dolacağı 16 Ekim’e kadar tamamlamaları gerekiyor. Eğer tamamlamazlarsa (Onur Operasyonu Güçleri Komutanı) General Halife Hafter’in tüm yönetime el koyacağından korkuyorlar. İş o noktaya varmadan Türkiye’den çözüm için devreye girmesini ve Trablus hükümetini ikna etmesini umuyor. Bu yüzden Tobruk hükümetinin Dışişleri Bakanı Muhammed el Dairi Ankara’dan randevu talebinde bulundu.”

Türkiye'nin Libya Özel Temsilcisi Emrullah İşler de Ankara’nın bundan sonraki politikasına ilişkin “Türkiye, Libya'daki mevcut krizin sona erdirilmesi için tüm taraflarla iyi niyetli görüşmelerini sürdürecektir" dedi.

Türkiye’de hükümet yetkilileri Tobruk hükümetinin Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin esiri olduğunu düşünüyor. Hatta saldırıyı ‘Sisi’den Türkiye’ye dolaylı mesaj’ olarak okuyanlar da var.

Libya Başbakanı Abdullah el Sini, şubatta Eş-Şark-ul Evsat gazetesine demecinde Libya’da güvenlik ve istikrarın sağlanamamasından dolayı Katar ve Sudan ile birlikte Türkiye’yi sorumlu tutmuştu. Ardından Sini hükümeti, Türk şirketleriyle yapılan kontratların iptal edileceğini duyurmuştu.

Bu karar daha çok Tobruk hükümetinin kontrol ettiği Tobruk, Beyda, Ecdebiye, Zintan ve Zaviye kentlerinde etkisini gösterdi. Tobruk’un kararını reddeden Trablus hükümetinin kontrol ettiği Trablus, Misrata ve Beni Velid gibi yerlerde doğrudan Türk şirketlerine yönelik bir tehdit yok. Ancak çatışmalar nedeniyle buralardaki Türk şirketleri de çekilmek zorunda kalmıştı. Peki Türkiye’nin Libya’daki gruplara silah gönderdiği suçlamasının kaynağı nedir?

Ocak 2013’te Türkiye’den Libya’ya giderken fırtınaya tutulduğu için Yunanistan’ın Volos limanına yanaşan gemide av tüfekleri, ses silahları ve fişekler bulunmuştu. Bu olayın ardından ‘Türkiye silah sevkiyatı yapıyor mu sorusu gündeme gelmişti. Yine ocakta Ansar el Şeria’nın lideri Muhammed El Zehavi’nin Bingazi’de yaralandıktan sonra Türkiye’ye getirildiği ve burada bir hastanede öldüğü öne sürüldü. Bu olay da Türkiye’nin radikallerle ne tür bir ilişki içinde olduğu sorusunu gündeme taşıdı.

Ankara’daki yetkililer ısrarla Türkiye’nin Libya’ya silah göndermediğini ve her hangi bir tarafı tutmadığını savunuyor. Türkiye’nin taraf tutmadığı savına inanmak için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın defalarca Trablus hükümeti lehine yaptığı çıkışları ve krizin nedenlerine dair Türk hükümetinin Trablus lehine kullandığı argümanları görmezden gelmek gerekiyor.

Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Savaş Genç, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Libya’da nükseden Türkiye düşmanlığını AKP yönetiminin Trablus hükümetinin baş aktörü Müslüman Kardeşler’e koşulsuz desteğine bağladı. AKP yönetiminin Arap Baharı sürecinde Suriye, Libya, Tunus ve Mısır’da ‘düzen kurucu’ olmak için sabırsızlanan Müslüman Kardeşler’in yanında yer alıp diğer demokratik aktörleri görmezden gelerek tek zarda bütün kazanımlarını yitirdiğini anlatan Genç, “Aslında Tük gemisi Libya açıklarında vurulmadı. O gemi Ankara’nın evrensel demokratik değerler yanında değil de sadece ‘Müslüman Kardeşler’in yanında durması ile vurulmuştu” dedi. Erdoğan’ın Tobruk hükümetine karşı açıkça Trablus hükümetini desteklediğini hatırlatan Genç şunları kaydetti: “Bölge halkının büyük çoğunluğu Ankara’yı Libya’nın içişlerine müdahil olmakla suçluyor. Libyalı entelektüellerle yaptığım mülakatlarda edindiğim izlenim Türkiye adına hiçte iç açıcı değil. Bir Türk gemisinin vurulması Ankara’ya yönelik duyulan nefretin dışa yansımasıdır. Daha önce uçağı düşürülen, sınır kapıları havaya uçurulan Türkiye’nin Mavi Marmara’dan sonra ikinci kez sivil bir gemisi hedef alındı. Türkiye askeri ve ekonomik kapasitesinin çok üstünde bir dış politika hedefine odaklandı. AKP iktidarının kredisi, bir iki Körfez ülkesi haricinde büyük ölçüde tükendi.”

Bütün bunların ışığında Libya’da sadece Türk gemisinin değil Türkiye’nin taraflı ve tartışmalı dış politikasının bir kez daha vurulduğunu söylemek abartılı olmaz.

 

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim