1. HABERLER

  2. HABER

  3. “Esed Rejimi” Değil “Esed/Hamaney” Rejimi
“Esed Rejimi” Değil “Esed/Hamaney” Rejimi

“Esed Rejimi” Değil “Esed/Hamaney” Rejimi

Esed’i Nusayri diye, Hamaney’i de Şii diye kınamıyoruz, ikisini de zalim oldukları için kınıyoruz. Vaktiyle “Sünni” Saddam Hüseyin’i, Hüsnü Mübarek’i, Habib Burgiba’yı, Zeynelabidin Bin Ali’yi, Muammer Kaddafi’yi kınadığımız gibi.

A+A-

Diriliş Postası'nın başyazısı:

“Esed rejimi” değil “Esed/Hamaney” rejimi deyişimiz kimi çevrelerde rahatsızlık doğurdu.

Niye ki?

Esed’i alenen destekleyen çevrelerden bahsediyoruz.

Madem Esed’in utanılacak bir şey yaptığını düşünmüyorlar, tam tersine devrimcilerle mücadelesinin Siyonizm’le mücadele olduğunu ileri sürüp onunla iftihar ediyorlar, öyleyse Esed’in yanına Hamaney’i de koymamızdan memnun olmaları gerekir.

Sözkonusu rejimi ille de tek bir kişinin ismiyle anacaksak, Esed değil Hamaney ismiyle analım.

Ahrar-uş-Şam komutanlarından Ebu Hasan’ın dediği gibi: Esed’in bu savaşı sürdürmeye ne parası yeterdi ne de gücü.

Savaşı sürdürmeye onu ikna eden ve gereli parayı, silahı, ilave askeri tedarik eden, Hamaney’dir.

Binaenaleyh, Suriye Devrimi’nin muarızı ve kurtarılmış bölgelerde bombardımana uğrayan sivil halkın katili de Esed’den evvel ve Esed’den ziyade, en azından Esed’le beraber Hamaney’dir.

“Esed/Hamaney” rejimi derken subjektif davranmıyoruz, olanın adını olduğu gibi koyarak objektif davranıyoruz.

Devrimciler her cephede Hamaney’in adamı Kasım Süleymani’ye bağlı İranlı, Lübnanlı, Iraklı vs, vs, vs milsilerle savaşırken “Esed rejimi” deyip geçseydik asıl o zaman –Hamaney’i kollayarak- subjektif davranmış olurduk.

Bu husustaki eleştiriler yersizdir vesselam.

Yine de bu eleştirilere seviniyoruz, çünkü Suriye’de rejimin işlediği korkunç suçlardan duyulan gizli bir rahatsızlığı faş ediyorlar.

“İmam” Hamaney’in hatırı için Esed’i destekleyen ve normalde aşk ve şevkle savunacakları devrime cephe alan kimselerin çektiği vicdan azabına delalettir bu eleştiriler.

Bir de “Hamaney’i kınamakla yetinmeyip bütün İran’a ve genel olarak da Şia’ya cephe almanız lazım” diyenler var.

Olacak şey değil.

Türkiye-İran münasebetlerinin mümkün mertebe iyi olmasını her şeye rağmen arzu ediyoruz ve Cumhurbaşkanı ile hükümetin Hamaney’le dahî diyalogu kesmemesinden memnuniyet duyuyoruz.

“Realpolitik” (Gerçekçi siyaset) abartılmaması gereken bir şey olmakla beraber büsbütün ihmal edilmeye de gelmeyecek bir şeydir.

Zulmeden veya bir şekilde zulme bulaşan her devlete ‘posta’ koymaya kalksa dünyada ilişkimizi sürdüreceğimiz bir tek devlet bile kalmayabilir.

Üstelik, İran’a sıra gelene kadar…

ABD’si var, Rusya’sı var, İngiltere’si var, Fransa’sı var…

“Nizam-ı Alem” yolunda ‘tedricî metod’u tatbik etmeye ve hatırı sayılır 8-10 devletten müteşekkil bir blok oluşturuncaya kadar ‘nokta atışları’yla yetinmeye mecbur olan Türkiye’nin şimdilik İsrail, Mısır’daki Sisi diktatörlüğü ve Suriye’deki kanlı Esed/Hamaney rejimi ile köprüleri -mümkün mertebe- atmakla kalması tabiidir ve de doğrudur.

Şia’yla münasebetlere gelince…

Mezhep savaşına hayır, hayır, hayır!

Esed’i Nusayri diye, Hamaney’i de Şii diye kınamıyoruz, ikisini de zalim oldukları için kınıyoruz.

Vaktiyle “Sünni” Saddam Hüseyin’i, Hüsnü Mübarek’i, Habib Burgiba’yı, Zeynelabidin Bin Ali’yi, Muammer Kaddafi’yi kınadığımız gibi.

Şimdi de “Sünni” Sisi’yi kınadığımız gibi.

HABERE YORUM KAT

4 Yorum