Esed niçin kimyasal silah kullandı?

04.09.2013 14:18

Rıdvan Ziyade

Suriye devriminin başlamasıyla birlikte ortada rejimin tepkisini ve devrimi bastırmasını uluslararası toplumun tepkisinin belirleyeceği yönünde bir kanaat vardı.

Bu yüzden baskı, Esed'i daha fazla insan öldürmekten ve vahşetler işlemekten alıkoyacak uluslararası kararlar alınması için sürüyordu. Muhalefetin BM İnsan Hakları Konseyi’nden birçok önemli kararlar aldığı doğru ancak bu kararların etkisi Esed üzerinde fiili bir otorite olmadığı için hiç yoktu. Güvenlik Konseyi ise Rus ve Çin vetosu sebebiyle tamamen kapatıldı. Bu da Esed'in kendisine yönelik uluslararası bir adımdan emin olduğunu hissetmesini sağladı. Bu yüzden Esed, attığı her adımla birlikte öldürme noktasında daha fazla güven duydu. Kendisine yönelik tıpkı sivilleri bombalayan Kaddafi'de olduğu gibi uluslararası sert bir tepki getirir korkusuyla savaş uçaklarını hafif şekilde kullanmaya başladı ancak kınayıcı ve endişeli beyanatlar, kurbanları sayan insan hakları örgütlerinin raporları dışında bir tepki görmedi. Esed daha sonra kurtarılmış bölgeleri geri almaktan ümidini kesince Scud gibi uzun menzilli balistik füzeleri kullanmaya geçti. NATO o vakit bu füzelerin sivillerin üzerine düşüşünü engellemek yerine füzeleri saymaya başladı. Esed, Han El Asel, Şeyh Maksud, Gota ve diğer semtlerde olduğu gibi hafif ölçeklerde kimyasal silah kullanarak daha fazla sivil öldürme ve soykırımda bulunma noktasında cesaretlendi. Batılı tepkileri gördü ancak Batı açık biçimde Suriye iç savaşına girmek istemediğini belirtiyordu. Devrimcilerin Şam kırsalında ve Lazkiye'de hızlı şekilde ilerlemesiyle birlikte Esed daha büyük bir umutsuzluk içine girdi ve toplumsal tabanı kendisinden daha fazla sivil öldürmesi ve onları korkutması için baskı yapmaya başladı. Esed uluslararası tepki almayacağından emin şekilde devrimi bitirme ve yok etme amaçlı umutsuz girişimi içinde kimyasal silah kullanmaktan başka bir kaçış bulamadı.

Şimdi Suriye'de insani müdahale konusu Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasıyla birlikte, sivil kurbanlarının sayısının büyük oranda artması ve mültecilerin sayısının ikiye katlanması sebebiyle tekrar gündeme geliyor. Koruma sorumluluğunu öngören ve kısaca “R2P” adı verilen uluslararası hukuk ilkeleri ışığında sivilleri koruma ilkesi güçlendi. ‘Koruma sorumluluğu' Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği uluslararası hukukun ilkelerinden biridir ve uluslararası hukukun insani krizlerin çözümü için aldığı araçlardaki derin değişimi temsil etmektedir. Koruma sorumluluğu ilkesi gereği devlet mutlak egemenliğe sahip değildir, kendi vatandaşlarını toplu soykırımlardan, etnik temizlikten, savaş suçlarından veya insanlık karşıtı suçlardan korumakta başarısız kalırsa egemenliğini kaybetmiş olarak görülür. Suriye rejimi hiçbir şart ve kayıt olmaksızın savunmasız sivillere devam eden saldırılarda bulunarak koruma sorumluluğunun gereğini yerine getirmemiş bir rejim olarak görülmektedir. 2009 yılında yayınlanan BM raporunda Genel Sekreter Ban Ki-moon bu ilkenin dayandığı üç ayağı şöyle niteliyor: “Birincisi kendi vatandaşı olsun veya olmasın her ülkenin omuzlarında kendi topraklarında yaşanan nüfusu toplu soykırım, toplu suçlar, etnik temizlik, insanlık karşıtı suçlardan ve bu suçlara teşvik eden herkesten koruma noktasında daimi bir sorumluluk bulunmaktadır. İkincisi uluslararası toplumun omuzlarında ilk ayakta yer alan görevlerini yerine getirmeleri için ülkelere yardımda bulunma sorumluluğu bulunmaktadır. Üçüncüsü bir devlet kendi halkını korumakta başarısız olursa uluslararası toplumun BM sözleşmesinin 6, 7 ve 8'inci maddelerine dayanarak uygun zamanda ve bitirici şekilde bu görevi yerine getirmesi gerekmektedir.”

Suriye'de iş, vatandaşları korumayı aştı. Esed tanklar, toplar ve savaş helikopterleri kullanarak yoğun şekilde yerleşim birimlerine saldırıyor. Şimdi Güvenlik Konseyi'nin barışçıl seçeneğin vatandaşları korumakta başarısız olması sonrası daha iş bitirici ve güçlü seçenekleri dikkate almak görevi. Şu an Güvenlik Konseyi çerçevesi dışında ve belki Suriye halkının dostları şemsiyesi altında oluşturulacak uluslararası ittifak kapsamında sivilleri korkuma ilkesini uygulama ihtiyacı vardır. *El Hayat gazetesinde (30 Ağustos 2013) yayımlanan yazı kısaltılarak tercüme edilmiştir.

Zaman

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim