Esame

10.08.2010 14:46

Melih Altınok

Geçtiğimiz hafta boyunca bu memlekette bir kurum, emri altında olduğu halkın tek ve meşru temsilcisi siyasal iktidarla bir hafta boyunca bazı isimlerin atanması için pazarlık etti.

Sizlerse, adına YAŞ krizi denen bu çatışmanın niteliğiyle alakası olmayan isim değişikliklerinden ibaret sonuçları üzerine yürütülen yorumlarla süreci takip ettiniz.

Netice de ortaya yendi yenildi netliğinde bir skor çıkmadığı için, muhtemelen ne olduğunu kimin kaç gol attığına ve çalımların ‘güzelliğine’ bakarak anlamaya çalışıyorsunuz.

“Hükümetin istediği bilmem kim yerine askerlerin istediği Fenerbahçeli general atandı.”

“Askerler, Başbakana ‘alçak’ diyen orgenerali önerdi, hükümetse henüz kendisini muhtıra vermeyen generali tercih etti.”

Yeniçeri ağalarının isimleri üzerinden sürdürdükleri tartışmalarla algılarımızı iğdiş edip bizleri yanlıştan doğru çıkabileceğine inandırmak istiyorlar.

Hükümetin evrensel demokrasi tarihi için küçük, ama Türkiye için son derece büyük bu adımını değersizleştirip, ordunun yıllardır sahip olduğu mevzilerdeki hâkimiyetinin öyle kolay değiştirilemeyeceği mesajını vermeye çalışıyorlar.

Var olan iki iktidar algısının, çağdaş batı demokrasilerinde olduğu gibi teke indirebilmesinin, azıcık cesaret sahibi bir sivil irade sayesinde pekâlâ mümkün olabileceğine dair toplumda oluşmaya başlayan umudu yok etmeye çabalıyorlar.

Evet, yeni KKK Erdal Ceylanoğlu 28 Şubat sürecinde tankların yürütülmesi terbiyesizliğinin hesabını hâlâ vermemiş bir general. Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ise, ulus devleti ve pozitivizmi demokrasinin ön koşulu sayan bir geç dönem aydınlanmacısı.

Evet, Balyoz davası sanığı subaylara, apoletli blogcuya ya da Cumhurbaşkanı Gül’ün eşine saygısızlık yapan generale dur deme basireti gösteren hükümetin, Ceylanoğlu ve Koşaner’e de müsamaha göstermemesi, sicilindeki suçlar “daha tolere edilebilir“ isimleri tercih etmesi kuşkusuz ki iyi olurdu. Ama bu durumda da sonuç çok tatmin edici olmayacaktı, değil mi?

Öyle ya, YAŞ’ta kilitlenmeye yol açan bu iki görev için, Genç Sivillerin önerisine uyularak kariyer sitelerine ilan verilmedi. Netice de Ceylanoğlu ve Koşaner, iddiası devletin ve milletin vasiliği olan ve bu işgüzarlığı açık açık açık dillendiren bir kurumun üyeleri.

Ve bırakın bu kurumun yönetici konumundaki generalleri arasından demokrasiye saygılı birini bulmayı, çok açık söylüyorum, bu atmosferde, TSK içerisinde halka haddini bildirmek için sokaklarda tank yürütmekte tereddüt edecek astsubay bulmakta zorlanabilirsiniz.

Bu yüzden isimlerin çok da bir önemi yok. Bırakın zarfı da mazrufa geçelim. Önce milliyetçi- militarist güruhun terörize ettiği ortamda zor bir iş olsa da askerî itaat mekanizmasının sosyolojisi üzerine kafa yoralım biraz. Sonra da, askerî vesayetin kırılması için nasıl bir psikolojik eşiği daha aştığımızı, ne kazandığımızı anlayalım.

Bence bir daha ki YAŞ toplantısında asker “karşımda halkın temsilcisi amirim var” diye düşünmeye başlayacak ve kriz çıkartmakta bu denli cüretkâr olmaya çekinecektir. Tıpkı biz siviller gibi, onlar da işinde yükselmek için tehdidin işe yaramadığını, mesleklerinde uzmanlaşmalarının şart olduğunu bir nebze de olsa anlamaya başlayacaklardır.

Tabii ki o zaman karşılarında, bir dediklerini iki etmeyecek, efelenmelerine ses çıkartmayacak CHP-MHP’den müteşekkil bir MC hükümeti olmazsa.

Hasılı, O güzel hafızalarınızdaki generallerin adlarını postalayın çöpe. Boşalan yere, çocuğunuzun doğum gününü, sevginizin burcunu, iyi yemeklerin tarifini ya da muhteşem filmlerin yönetmelerini koyabilirsiniz pekâlâ.

Sizin ve sevdiklerinizin hayatını karartan kendini bilmez memurlara haddini bildirecek dirayette sivil siyasi temsilcilerin ya da postal yalayıcısı kukla siyasilerin isimlerini da sandıkta hatırlasanız yeter!

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim