Esad’ın Referandumu: Ya Evet Ya Ölüm

27.02.2012 20:01
Esad’ın Referandumu: Ya Evet Ya Ölüm
Suriye pazar günü referanduma gitti. Referandum sonrasında kabul edilecek anayasal değişiklikler ile kağıt üzerinde Esad rejiminin elli yıldır elinde tuttuğu yönetim tekeli ortadan kalkıyor.

CEREN KENAR / TARAF

Suriye pazar günü referanduma gitti. Referandum sonrasında kabul edilecek anayasal değişiklikler ile kağıt üzerinde Esad rejiminin elli yıldır elinde tuttuğu yönetim tekeli ortadan kalkıyor. Bunun doğrultusunda ise doksan gün içinde Suriye’nin seçime gitmesi öngörülüyor. Ancak aktivistlere göre rejimin bu son derece geç ve yetersiz tavizinin başarıya ulaşma ihtimali yok. Rejimin referandum tavizinden tatmin olmayan Suriyeli protestocular, “rejimin tanklarıyla girdiği, nişancıları ile kuşattığı şehirlerde oy vermeye gitmek teatral bir gösteri” diyor ve referandum günü bile rejimin en az kırk kişiyi öldürdüğünü hatırlatıyor.

Baas rejimi tarihinde normal koşullar altında devrimci sayılacak bu adımın neden bugün kimseyi memnun edemediğini anlamak için, Suriye ile Ürdün yönetimlerinin son bir yıl içinde gösterdiği tavrı karşılaştırmak kâfi.

26 Ocak 2011 tarihinde Müslüman Kardeşler Ürdün halkına sokağa dökülme çağrısı yapar. Bundan iki gün sonra 3500 kişi Cuma namazı sonrası rejimi protesto etmek için sokaktadır. Müslüman Kardeşler’in çağrısına sendikalar ve sol örgütler eşlik eder. Başkentin yanı sıra beş farklı şehirde gösteriler eş zamanlı düzenlenir. “Değişim istiyoruz” sloganı ile kimsenin beklemediği barışçı gösteriler başlamıştır.

Bundan yaklaşık beş gün sonra, 1 Şubat’ta, Kral, göstericilerin hedefinde olan başbakanı görevden alır. Müslüman Kardeşler ile masaya oturur. Reform sözü verir.

Gösteriler sona ermez.

25 Şubat’ta on bin gösterici başkentte toplanır. Siyasi ve ekonomik haklarının artması için sokaklara dökülür. İslami Hareket Cephesi ve 19 siyasi parti çağrıcıdır.

Bu süreçte Kral, göstericilerin talebi üzere iki farklı başbakanın görevine son verir. Yeni oluşan mecliste göstericiler arasında olan İslamcı ve solcu grupların temsilini mümkün kılar. Rejim muhalifi olan bir gazeteciyi, İletişim ve Basın Bakanı olarak atar. Göstericilerin hedefinde olan bazı anahtar pozisyondaki bürokratları azleder. İfade ve gösteri özgürlüğüne dair kanunları göstericilerin talepleri doğrultusunda değiştirir. İşçi ve memur ücretlerini arttırır, yakıt ve ana gıda unsurların ücret indirimine gider. Protestocuların temel sorunlarından olan yolsuzluk sorununa ilişkin yeni komisyonlar kurar. Bütün bu süreçte muhalefeti karar alma sürecine iyi, kötü dâhil eder.

Göstericilerin sayısı azalır ama gösteriler devam eder.

Ve en sonunda Kral kendi yetkilerinde kısıtlamaya gider. Başbakanı ve kabineyi belirleme hakkından feragat ederek, bu yetkiyi seçilmiş meclise bırakır.

Bütün bu süreç sonucunda göstericiler açısından yaşanan kayıp Suriye ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Ürdün’de dört gösterici -üçünün ölüm nedeni protesto amaçlı kendileri ateşe vermesidir- hayatını kaybeder. Diğer yandan ise göstericilerin kazanımları muazzamdır.

Ürdünlüler özgürlüğün ve zaferin verdiği özgüvenle protestolarına devam ediyor ve Ürdün’de reform süreci işliyor. Bazı göstericiler haklı olarak reformların yeterli olmadığı kanaatinde ama Ürdün Kralı’nın meşruiyeti sorgulanmıyor. Ürdün Kralı’na ne içerde, ne de dışarıda geri çekil çağrısı yapılmıyor.

Ürdünlü göstericilerin sokakları doldurmasından çok sonra başlayan Suriye protestolarında ise Suriyeli göstericilerin kayıpları 7000’i bulmuş durumda. Daha da vahimi Suriyeliler, Ürdün Kralı gibi hayatının hiçbir döneminde Nobel Barış Ödülü almaya muvaffak olmayacak bir diktatörü minnetle arıyorlar.

Suriyeliler bir yıllık gösterilerin sonunda referanduma gitti. Bağımsız gözlemcilerin ve basının özgür erişiminin rejim tarafından engellendiği göz önüne alındığında elbette bu referandumun mahiyeti konusunda pek de yorum yapmaya gerek yok. Muhaberat (rejimin gizli servisi) ve Şebiha (rejime bağlı paramiliter) “eşliğinde” gerçekleşen referandumdan çıkacak sonucun Suriye halkının iradesini yansıtmayacağı konusundaki endişeler meşru. Hey şeyden öte rejimin bu “tavizi” oldukça yetersiz ve geç.

Suriye’de şu an gelinen noktayı analiz etmek için Suriye halkının “şiddete eğilimi” veya uluslararası güçlerin Suriye’yi bölme planları gibi tarihsel gerçeklikten uzak ve siyaseten sorunlu açıklamalara gitmeye gerek yok. Suriye’de göstericilerin meşru taleplerine sadece şiddet ile karşılık veren Esad’dan rol çalmaya, onun eserine haksızlık etmeye hakkımız yok.

Esad’ın bir iç savaş yaratma sürecindeki başarısı konusunda hakkını verirken, uluslararası kamuoyunun bu süreçte Esad’a katliamları gerçekleştirmesi için sağladığı uygun ortamı da anmadan geçmek olmaz.

Binlerce ölen Suriyeliye, iki Batılı gazeteciye ayırdığı yerin yarısını ayırmayan Batı medyasına, El Kaide’nin sanki Esad’la ortak çalışmaya başlamış gibi protestoculara destek vermesi ile Suriyeli protestocuların bir anda “İslami köktendinci” olduğunu idrak eden Amerikan kamuoyuna, “Suriyeliler ölüyor ama uyguladığımız ekonomik ambargolar ekonomimize zarar veriyor” diyen Türkiyeli kanaat önderlerine bir Arap deyişini hatırlatmak lazım:

Firavuna sorarlar, “Seni kim bu kadar gaddar kıldı.” Firavun’un yanıtı basittir: “Kimse beni durdurmadı ki.”

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim