1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Ertuğrul Özkök'ün umresi
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Ertuğrul Özkök'ün umresi

A+A-

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün, yazar Ahmet Hakan ile birlikte umreye gitmesi epey ilgi çekti. 'Sosyete' olarak adlandırılan çevrelere mensup kişilerin, sanatçıların, mankenlerin umre ziyaretleri de magazinleştirilerek bir süredir haber yapılıyor. Özkök'ün umresi onlardan farklı tabii.

Umre; özü itibarıyla Müslümanların Kâbe'yi ziyaret etmesidir. Küçük hac olarak da ifade edilen umre; arefe ve onu izleyen Kurban Bayramı günleri olmak üzere, yılda beş günün dışında yapılıyor.

Sayın Özkök'ün umresi şundan ilgi çekiyor: Kendisi "laik kesim"in bir temsilcisi sıfatıyla konuşuyor. Önce şunu söylemeliyiz: Bir Müslüman'ın kendisine "samimi ve saygılı bir laik" demesi yanlıştır. İnsanların, ben Müslüman'ım, Hıristiyan'ım, Musevi'yim, Budist'im, Hindu'yum, ya da agnostiğim, ateistim demesini anlarız. Fakat "laikim" demesi yanlıştır. Doğrusu, "laikliği benimsiyorum, savunuyorum" demektir. Çünkü laiklik, bir inanç değil, demokrasilerde; farklılıkların ortak yaşama alanını oluşturan zemindir. İnsan farklı dinlere, inançlara ya da inançsızlığa sahip olur ama demokrasiyi, laikliği, hukukun üstünlüğünü, evrensel insanî değerlerde buluşmayı savunabilir.

Türkiye'de belli bir zihniyet, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren laikliği; dine karşı kullandı. Dindarlar, gericilik, irtica suçlamaları ile baskı altına alındı. Laiklik; Müslümanlığın nasıl anlaşılması ve yaşanması gerektiğine dair bir devlet dayatmasının vasıtası oldu. Başörtüsü ile ilgili tartışmalarda da bunu ciddi bir kutuplaşma olarak yaşadık. Hâlbuki Avrupa'nın söylediği laiklik, "demokratik laiklik"tir ve kastedilen de inançlara saygıdır. Dolayısıyla, Sayın Özkök'ün, umre izlenimlerini, "laikliği benimseyen, savunan bir Müslüman olarak" yazması, daha başta yanlış anlamaları ve yeni tartışmaları önleyecektir.

Sayın Özkök'ü, umreye gittiği için ağır şekilde eleştirenler var. Bunu doğru bulmadığım için o eleştirileri de sıralamayacağım. Bir insana, "sen şu ibadeti yapıyorsun ama aslında niyetinin ne olduğunu biliyoruz" demek yanlıştır. Bu, niyet okumak demektir. Kalpleri ancak Allah bilir. Daha önce bir insan, inkârcı da olabilir. Hatta Peygamberimiz hakkında, yakın çevresinde ileri-geri konuşmuş da olabilir. Müslümanları üzen, karalayan, horlayan tavır ve duruşlar da sergileyebilir. Ancak dinde tövbe, yürekten duyulan pişmanlık ve Allah'ın affediciliği vardır. Efendimiz döneminde Müslümanlarla savaşmış, hatta Hazreti Hamza'yı şehit etmiş insanlar bile daha sonra Müslüman olmuş, sahabe adını almıştır. Kelime-i şahadet getirdiği halde, bir kâfiri öldürmesini, "Korkudan söyledi." diyerek savunan sahabeye, Peygamberimiz; "Kalbini yardın da baktın mı?" demiştir.

Daha önce de, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'den nakletmiştim. Şöyle demişti:

"Bela okumak seviyeli insan işi değildir. İnsana seviye kaybettirir. Doğrusu, 'Hidayet eyle Rabbim. Onlardan kötülük yapma duygusunu al ve kalplerini iyilikle doldur. Değilse Sen bilirsin' demektir..."

Ramazan iklimindeyiz. Kimseye beddua etmeyelim. Yine Hocaefendi'den duyduğum birkaç ifadeyi daha yazayım: "Günah ne kadar büyük olsa da, Allah'ın rahmeti (merhameti, acıması, şefkati) daha büyüktür. Affedilmeyi bekleyenler, seccadelerinde af edilmek için yalvaranlar, affetmeyi bilmelidirler. Sevmeyen sevilmeye, affedemeyen affa layık değildir. Ancak affettiğiniz gönüllere girebilirsiniz. Affetmek, İlâhî ahlâkın bir derinliğidir. Kutsî hadiste, Allah (cc) 'Bana bir karış gelene ben bir adım gelirim. Bir adım gelene yürüyerek gelirim. Yürüyerek gelene koşarak gelirim.' diyor. İşte ahlakımız bu olmalı. Ama biz böyle yapmıyoruz."

Müminlere göre hayatı anlamlandıran; iman, ibadet ve Allah'ın rızasını kazanmaktır... Hayırlarda yarışmak, iyilik peşinde koşmak, kötülüklere mani olmaya çalışmaktır. Muhterem Gülen'in sözü ile bitireyim: Allah'la irtibat olmayınca hayat kocaman bir yalan. Sıfıra sıfır elde var sıfır...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum