Ermenistan ziyareti

02.09.2008 10:34

Nuray Mert

Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan ziyareti henüz kesinlik kazanmadı, eğer gerçekleşirse, çok tarihi bir olay olacağı kesin. Ben, Türkiye’nin, bir yandan Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesinden, diğer yandan Ermeni meselesini serinkanlı biçimde tartışmasından yanayım.
Bu nedenle, Türkiye’den Ermenistan’a giden ilk sivil girişim grubu (Doğu Konferansı) içinde yer aldım. Hrant’ın rehberliğinde yaptığımız ziyaret çok ilginç ve aynı zamanda çok dokunaklıydı. Ermenistanlı Ermenilerle konuşmak, dünyanın başka yerlerinde yerleşmiş Ermenilerle konuşmaya benzemiyor, alabildiğine kırılgan bir zeminde seyrediyor. Bu kırılgan zeminin kolay kolay güçlenemeyeceğini hissediyorsunuz.
Yine de, bir yerden başlamakta fayda var demiştik, hâlâ o kanaatdeyim. Üstelik, toplumların geçmişleriyle her yönden yüzleşmesi, hesaplaşması,
sadece karşı tarafı hoşnut etmek işi değil, her türden marazi savruluşa karşı sağaltıcı bir şey. Ermeni meselesini konuşmak, tartışmak, sadece komşu bir ülkeyle ilişkileri düzeltmek açısından değil, bu nedenle de çok önemli.
Önemli, ama gidilecek yol uzun ve engebeli. Bir kere, karşılıklı olarak bu derece travmatik bir hal almış bir konuda uzlaşma zemini kurmak azami özen istiyor. Türkiye’de bu konu konuşulur olduğundan bu yana, henüz küçük bir çevrenin dışına taşma başarılmış değil. Hrant’ın katlinden hemen sonra, biz bir denemede bulunduk, bir grup Trabzon’lu yazar çizer, Hrant’ı Trabzon’da anmak için bir toplantı düzenledik, iş orada bile şahsi tartışmalara kurban gitti. Trabzon İnsan Hakları Derneği davetiyle yapılan ve Tarbzon’lu bakan Faruk Nafiz Özak’ın desteğini eksik etmediği zor bir buluşma olmasına karşın bizim basın
olayın şahsi tartışma boyutuna odaklanmayı tercih etti, fazladan olay ‘Trabzon’a sahip çıkma’ gibi görülmenin eşiğine geldi. Son olarak, bu işlerin asıl yapılması gereken yerler olan taşrada yapılan hiçbir şeye, genel olarak itibar edilmediğini bir kez daha gördük.
Diğer taraftan, meselenin bizim kendi hesaplaşmamızı ilgilendiren tarafı dışında uluslararası boyutunu ısrarla görmezden gelmeye devam ediyoruz. Oysa, takdir edersiniz ki, Türkiye’nin ‘Ermeni soykırımı’nı tanıyıp, tanımayacağı konusu, ne sadece Ermeni lobisiyle ne de sadece siyasi-insani evrensel ilkelerle açıklanabilecek bir siyasi konu değil. Bu konunun her zaman, bu çerçeveyi aşan daha geniş siyasi anlamları oldu. Sovyetlerin çözülüşü ardından, Ermenistan’ı Kafkasya dengesinde ABD’ye ısındırmak siyasetinin bir sonucu olarak, ABD’nin Ermeni soykırımını resmen tanıması daha önemli hale geldi. Diğer taraftan, bölgedeki ABD müttefiki cephe içinde yer alan Türkiye’nin bu konuda adım atması da fazladan önem kazandı. Gürcistan’da yaşananlardan sonra, Kafkasya’da tırmanan krizde, bu konu daha da önem kazanacak gibi görünüyor. Yani Türkiye-Ermenistan yakınlaşması aynı zamanda, bölgede Rusya’ya karşı nüfuz mücadelesi içinde olan ABD dış politikasının bir açılımı. 
‘Meselenin bu uluslararası boyutu öne çıkarsa, tarihimizle hesaplaşma, Ermeni meselesinde uzlaşma boyutu gölgede kalabilir’ çekincemiz olabilir ama bu boyutu hiç dikkate almazsak da, bir hatırlatan hep olacak ve bu kez söylediklerimizin ilkesel boyutu gölgelenecek. Diğer taraftan, bölgesel barışta ve tarihsel hesaplaşmada samimi isek, onu uluslararası gündemi izleyerek değil, bu zemininden kurtarmakla gerçekleştirmek, çok daha sağlam ve sağlıklı bir yol diye düşünüyorum.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim