1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Eric Edelman bir Neocon... Dostları da Ergenekon!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Eric Edelman bir Neocon... Dostları da Ergenekon!

A+A-

“Söylenen söz” elbette önemlidir... Ama; “söylenen söz” kadar, o sözü “kimin söylediği” de önemlidir... Bir insan, bir başkasından “gıcık” kapıyorsa, ona karşı “düşmanca hisler” besliyorsa, yani “önyargılı” ise; böyle bir insanın sözüne itibar edilmez.

O halde; “söylenen söz” kadar, “söyleyen kişi”ye de bakmak gerekir...

Hani, “hukuk”ta, “ihsas-ı rey” diye bir kavram vardır ya... Dâvâya bakacak hakim, “daha duruşma öncesinde görüş açıklamış” ise, bu, bir “redd-i hakim” sebebidir ya; bu durum “uluslararası ilişkiler”de de geçerlidir!..

Adam, bir başkasına karşı “düşmanlık” besliyorsa, onun ağzından veya kaleminden çıkan ifadeler kaale alınmaz...

Eski ABD Büyükelçisi Eric Edelman denilen adamın sözlerini de bu açıdan değerlendirmek gerekir!..

Kimdir bu Eric Edelman?..

EDELMAN BİR NEOCON!

Buyrun, bir “Edelman portresi” çizelim.

Tarih, 15 Ağustos 2003.

“ABD’nin Ankara Büyükelçiliği”ne tayin edilen Edelman; eşi ve çocuklarıyla birlikte geldiği Esenboğa Havaalanı’nda gazetecilere kısa bir açıklama yapıyordu... Konuşmasına Türkçe olarak başlayan Edelman, Ankara’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, şunları söylüyordu:

“Türkiye benim için çok ilginç bir tayin... Çünkü, iki ülke arasındaki ilişkiler çok önemli, ayrıca annem İstanbul’da doğdu ve büyük amcam da Ankara Üniversitesi’nde 31 yıl önce profesördü.”

Sadece 3.5 hafta Türkçe dersi aldığını söyleyerek konuşmasını İngilizce sürdüren Edelman, uzun bir yolculuktan sonra ailesiyle birlikte Ankara’ya gelmekten mutlu olduğunu ifade ediyordu...

ABD’de şahin kanadın en etkili isimlerinden biri olarak tanınan Eric Edelman, Bush’un göreve gelmesinden bu yana Cheney’in yardımcılığını yürütüyordu.

Annesi İstanbul Yahudilerinden olan Edelman’ın, 1980’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na girdiğindeki ilk görev yeri, Batı Şeria ve Gazze oldu.

Edelman, buralara özerklik tanınması için görüşmelerde bulunan ABD delegasyonunun üyesiydi.

Katıldığı görüşmelerden birkaç hafta sonra; İsrail, Kudüs’ü başkent ilan etti ve Edelman, böylece binlerce yıllık Yahudi rüyasının tanığı oldu.

İkinci görev yeri Sovyetler Birliği’nde ABD Dışişleri Bakanlığı Özel Danışmanlığı yaptı. Edelman, 1984-1986 yılları arasında görev(!) yaptığı bu ülkede, Sovyetler’in çözülmesine tanıklık etti.

Daha sonra kuruluş amacı Varşova Paktı’nı zayıflatmak olan Doğu Avrupa Masası Direktörlüğü’ne getirildi.

Burada da Berlin Duvarı’nın yıkılışına ve Varşova Paktı’nın çöküşüne tanık oldu.

1993’te Çekoslovakya’ya Prag Büyükelçisi Müsteşarı olarak atandı.

Ayakları Çekoslovakya’ya değer değmez ülke ortadan ikiye ayrıldı:

Çek Cumhuriyeti ve Slovakya.

Sonra Cheney’in özel ekibine girdi. Bush’un seçilmesiyle birlikte Ulusal Güvenlik Şefi oldu.

Afganistan ve Irak savaşlarının önemli fikir babalarından biriydi.

Edelman, İsrail’deki aşırı sağcı Likud Partisi nezdinde efsanevi saygınlığa sahip bir “Neocon”dur!..

“Şahinler” kanadından Zalmay Halilzad, Richard Perle ve Paul Wolfowitz gibi önemli isimlerin “akıl hocası” olan Edelman, 25 Şubat 2003’te Türkiye’de büyükelçi olarak göreve başladı...

“İstanbul’daki patlamalar”ın ise, Edelman’ın gelişinden sonra meydana gelmesi, hayli dikkat çekti...

 

NAM-I DİĞER, BAY MİKSER!

Eric Edelman’ın, elbette “daha başka görev alanları” da var...

Ama, onu en iyi anlatan tabir, “Bay Mikser” tabiridir... Çünkü Edelman, bir “mikser” gibi, gittiği her ülkeyi karıştırmış ve hatta çökertmiştir.

Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi; “Annesi İstanbul Yahudisi” olan Edelman; “Sovyetler Birliği çökerken!.. Berlin Duvarı yıkılırken!.. Çekoslovakya bölünürken...” hep o ülkelerde görev başındaydı.

Türkiye’de görev yaptığı yıllarda da, birçok “sıkıntı”ya yol açmış ve hatta 2004 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan, Edelman’ın randevu isteklerine 6 hafta süreyle cevap vermemişti.

Türkiye’yi sıkıntıya sokan icraatlarından dolayı; Türkiye kamuoyundan büyük tepki görmüş ve bir ara, “Persona Non Grata” yani “istenmeyen adam” ilân edilmişti.

Çünkü Edelman;

Neredeyse “Türk dış politikasına yön verecek” kadar küstah sözler sarfetmişti.

Meselâ; Mart 2005’te, dönemin Cumhurbaşkanı A.N. Sezer’in, Suriye’ye gidecek olmasına, “tehdit” kokan şu sözlerle karşı çıkmıştı:

“Türkiye uluslararası camiada yer almalıdır!”

İşte bu ve benzeri sözler;

Onun “mikser”liğini gösterdiği kadar, niye “istenmeyen adam” ilân edildiğinin de göstergeleridir.

Nitekim, bu “tepki”lere daha fazla sessiz kalamayan ABD, sonunda “Edelman’ın istifa etmesi” için baskı yaptı ve o da; 26 Ağustos 2003’te getirildiği “Büyükelçilik” görevinden 17 Haziran 2005’te istifa edip, defolup gitti!..

Bir küçük ayrıntı daha:

Edelman’ın Türkiye’de görev yaptığı 2003-2005 yılları, aynı zamanda kod adları “Eldiven, Sarıkız ve Ayışığı” olan “darbe plânları”nın yapıldığı yıllardır!..

Yani, Edelman için;

“AK Parti iktidarını devirmek için, cuntacılarla teşvik-i mesaide bulunan bir adam” da diyebiliriz!..

Tam da “kovulmak üzereyken” gitti!..

 

TAM BİR ERDOĞAN DÜŞMANI

İşte bu Edelman, görev yaptığı yıllarda; AK Parti Hükümeti ve Başbakan Tayyip Erdoğan aleyhinde o kadar çalışmış ki; “kenar mahalle karılarının dedikoduları”nı aratmayan “dedikodu”ları bile, “bilgi” diye göndermiş ABD’ye!..

Meselâ; 2004 tarihli bir belgede, ABD Dışişleri’ne “İktidardaki iki yılın ardından Erdoğan ve AK Parti” başlıklı bir analiz gönderiyor. Edelman, AK Partili bakanlar ve milletvekillerinin sürekli olarak kendilerine Gül-Erdoğan çekişmesini anlattığını aktarıyor. Gül’ün Başbakanlık koltuğunu geri almak için Erdoğan’ın “altını oyma” faaliyeti yürüttüğünü iddia ediyor.

Başbakan Erdoğan için de, şöyle bir “karakter analizi” yapıyor:

“Karizmatik, yüz hafızası muhteşem, pragmatik bir lider... Ama şu özellikleri onu dış politikada savunmasız bırakıyor. Çok fazla gururlu. Allah’ın kendisini, Türkiye’yi yönetmek için seçtiğine inanıyor, çevresine güçlü ve etkili danışmanlar almıyor, maço, kadınlara güvenmiyor...”

Ama, Edelman’ı gündeme taşıyan en önemli yazısı, yine Erdoğan’la ilgili bir “dedikodu”yu ABD’ye “bilgi” diye sunması oldu.

Edelman, 30 Aralık 2004 tarihli telgrafında demiş ki;

“İki kaynağımızdan Duyduğumuza göre Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’deki bankalarda 8 ayrı hesabı var!”

“ABD Büyükelçiliği” gibi bir makamda bulunan bu adamın, bu iddiasını belgelemesi gerekmez mi?..

O bankalar, hangi bankalar?..

Hangisinde kaç para var?..

Hangi tarihlerde yatırılmış?..

İddiaların hepsi havada!..

“İsim” yok, “kanıt” yok, “meblağ” yok!

Sadece “duyum” var!..

Bir “kenar mahalle karısı” bile “dedikodu” yaparken, “ayağı yere basan” iddialarda bulunur!..

Ama Edelman’da o da yok!..

 

HERKESİN GÖRÜŞÜ FARKLI

Yazının başında da dedim ya;

“Söylenen söz” elbette önemlidir!..

Ama, “sözü söyleyen” de önemlidir!..

Edelman denilen “mikser”in, “1 Mart Tezkeresi’nin geçmemesinden” dolayı başlayan “kuyruk acısı” ve bunun tabii sonucu olarak “AK Parti ve Erdoğan düşmanlığı”na karşılık, daha sonra gelen “ABD Büyükelçileri”nin, çok daha “objektif” olduğunu, belgelerden anlıyoruz.

Meselâ; Edelman’dan sonra Ankara’ya atanan Ross Wilson döneminde, yani 2007 Temmuzu’nda bir anda karşımıza “mükemmeliyetçi”, “işkolik” ve dışarıdan algılandığından çok daha “demokrat” bir Tayyip Erdoğan portresi çıkıyor...

Edelman döneminde cemaatler ve gizli gündeme yapılan vurgu, Wilson döneminde yok oluyor. Peki, 2005’ten 2007’ye “Erdoğan” mı değişti... Elbette hayır!

Değişen, “Büyükelçi” oldu!..

Belki de; “İstanbul Yahudisi bir annenin oğlu” olmasından ve “tezkereyi geçirememek”ten dolayı “Erdoğan’a düşmanlık” besleyen Edelman gitti, yerine Roos Wilson geldi!..

Tabiî, “bakış” da değişti!..

Edelman, “AK Parti Hükümeti’ni yıkmak” için “cuntacı paşaları” kışkırtırken, yerine gelen Roos Wilson, AK Parti’nin kapatılması için açılan dâvâyı, “Türkiye’nin geleceğine vurulmuş bir yargı darbesi” olarak görüyor ve Washington’dan “darbe karşıtı açıklamalar yapmalarını” istiyor.

En son görev yapan Büyükelçi Jim Jeffrey’in karşılaştığı Türkiye ise bambaşka. Onun döneminde artık iktidarını iyice perçinlemiş ve kolay kolay ABD’ye evet demeyen bir hükümet var Ankara’da...

Jeffrey, Balyoz’dan Ergenekon’a kadar serinkanlı bir üslupla Ankara’da yaşanan bilek güreşlerini bütün netliği ve objektifliği ile anlatıyor.

Wikileaks belgeleri, ABD ve Türkiye arasındaki “zikzaklı ilişkileri” anlattığı kadar, Türkiye’de görev yapan “Büyükelçi”lerin “kafa yapıları”nı da gözler önüne seriyor.

Bir yanda “Neoconların ruh ikizi” bir Eric Edelman!..

Bir yanda Ross Wilson ve Jim Jeffrey.

Sanıyorum, gönderilen “bilgi”(!)ler ABD’nin de kafasını karıştırmış olmalı ki; ABD, son 4 aydır Türkiye’de temsil edilmiyor!.. Evet, 4 ay geçti, hâlâ bir “Büyükelçi” tayin etmediler!..

 

“İSPATLAMAYAN ALÇAKTIR!”

Olayın, “Büyükelçiler” boyutu böyle... Bir de; “diğer büyükelçiler”in söylediklerini dikkate almayıp da, “Edelman’ın dedikoduları”nı ciddiye alan, bu iddiaların üzerine “Sazan” gibi atlayan “Kılıçdaroğlu” ve “gazeteler” boyutu var!..

Taraf gibi bazı gazeteler “Erdoğan’ın İsviçre’de 8 gizli hesabı olduğunu” manşete çekerken, Kemal Kılıçdaroğlu da, “İddialar vahim” dedi ve ekledi:

“Başbakan açıklama yapmalıdır!.. Aksi halde bu iddiaların altında kalır.”

Başbakan da, dün açıklama yaptı.

Özetle dedi ki;

¥ “Bu diplomatların yalan yanlış yorumlarıyla yaptıkları iftiralar birinci derecede Amerika Birleşik Devletleri'ni bağlar. Bunun hesabını ABD'nin sorması lazım o diplomatlara. Hiçbir diplomat yalan yanlış kendine ait yorumlarla bir ülkeyi itham altında tutamaz. Şu anda tüm dünyadaki yapılan bu yorumlar dünyada bir çalkantıya sebep olmuştur.”

¥ “İftiraları sürmanşet veya manşet yaparak, bunlara sarılarak hükümete saldıranlar da aynı seviyesizliğin içindedirler. Bir defa onurlu bir medya veya onurlu bir medya mensubu kalkar bunu sorar, kime bu iftira yapılıyorsa ona sorar. Araştırmadan kalkıp iftira at, tutmasa da iz bırakır mantığıyla hareket edersen işte bu seviyesizliktir, bu ahlaksızlıktır. Biz seviyesizliği kendileri için seviye haline getirmeye çalışanların söylemlerini muhatap almak istemiyoruz”

¥  “İsviçre bankalarında bir kuruşum yok. İspat ederseniz bu makamda durmam. Siz o makamlarda duracak mısınız?.. Bu belgeleri ispatlamayan alçaktır. Belediye başkanlığı dönemimde ‘Erdoğan’ın 1 milyar doları var’ diyen kişi bugün Ergenekon'dan içeride... Benim abdestimden şüphem yok, dolayısıyla namazımdan da şüphem yok”

 

ELİN KASEDİYLE GENEL BAŞKAN!

Evet, “kendi eteklerinde taş” olmayanlar, “söyleyecekleri sözü bulunmayan”lar, hep böyle yaparlar...

Hep, “başkaları”ndan medet umarlar!

Ama, bu da normaldir!..

Özellikle Kılıçdaroğlu için!..

Unutmayalım ki;

“Elin bilmemnesi ile gerdeğe girenler” gibi, Bay Kemal Kılıçdaroğlu da; “kendi becerisi” ile değil, “Baykal’ın zina kasediyle genel başkan” olmuştur!..

Dolayısıyla, “dış desteklere” muhtaçtır!.. Tıpkı, Edelman gibi bir “mikser”in saçmalıklarına muhtaç olduğu gibi!..

Hani, hep deriz ya;

“Bu pilâv, daha çook su kaldırır!”

Bu Wikileaks belgeleri de, daha çook mideler bulandırır, daha çook maskeler düşürür!..

Hele “artçı şokları” bekleyelim!..

 

Otel ücretini kim ödedi?

Osman Kaçmaz olayı, “dallanıp-budaklanarak” devam ediyor... Olayı biliyorsunuz.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Avukat Baykal Doğan ve Hakim Remzi Özdemir’in Hatay’da kaldığı oteli gece yarısı polis bastı... “Fuhuş ve kokain alemi var. İki yabancı uyruklu kadın otelde zorla alıkonuluyor” ihbarı yapıldı... Ve polisler, beraberlerinde kameralarla odaları aradı.

İddiaya göre, odasında bir kadın olan Osman Kaçmaz tepki gösterince otele savcı çağrıldı...

O kadın, meğer Meclis’te çalışıyormuş!..

Olay medyaya yansıyınca, hemen “arkalama”lar başladı... Osman Kaçmaz’ı savunanlar; “Velev ki grup seks yapıyor olsunlar!.. Bu, özel hayat değil mi, kime ne?” demeye başladılar...

“Evli” bir adamın “grup seks” yapabilir olmasını bile savunanlar; “otel ücreti”nin bir “işadamı” tarafından ödenmiş olmasını niye “örtbas” ediyor acaba?..

O işadamı, babasının hayrına mı karşıladı otel ücretini?..

Yoksa, işin içinde başka işler mi var?..

Bu, nasıl “görüşme”dir ki, “gecenin üçünde” bile ayaktalar!?!..

Herkesten “açıklama” bekleyen “medyatör”ler, Osman Kaçmaz’ı niye savunmaya çalışıyor, anlayamadım...

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT