1. YAZARLAR

  2. Erhan Başyurt

  3. Ergenekon'un önünü kesmek istiyorlar
Erhan Başyurt

Erhan Başyurt

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon'un önünü kesmek istiyorlar

A+A-

Erzurum özel yetkili savcısı Osman Şanal, çok ilginç bir "Erzincan" soruşturması yürütüyordu.

Savcı, Albay Dursun Çiçek imzalı "İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın Erzincan'da yürürlüğe sokulduğu gerekçesiyle soruşturma başlattı.

6 subay, 3 MİT mensubu ve 1 başsavcı şu ana kadar tutuklandı.

Demek ki, savcıların elinde çok güçlü deliller var.

Gizli tanıklar, dinleme kayıtları, çok sayıda delilden söz ediliyor.

Mahkeme hâkimi ve heyetleri de bu belgeleri yeterli gördüğü için tutuklama kararı veriyor.

Türkiye'de ilk kez MİT mensupları ofislerinden alındı ve tutuklandılar.

Türkiye'de ilk kez bir İl Alay Komutanı ofisinden alındı ve tutuklandı.

Türkiye'de ilk kez bir Kolordu Komutanı "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılıyor...

Konuyu yakından takip edenler bilir.

Erzincan soruşturmasının da merkezindeki "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" Ergenekon savcıları tarafından soruşturuluyor.

Belgenin altında "ıslak imzası" bulunan Albay Dursun Çiçek iki kez tutuklandı.

Ancak hukuken anlaşılması güç yöntemlerle serbest kaldı.

Halen tutuksuz yargılanıyor.

Dolayısıyla "Erzincan" soruşturması da Ergenekon'un bir parçası...

Son şüpheli Orgeneral Saldıray Berk'in ifadesi alındıktan sonra iddianame hazırlanacak ve dosya ana soruşturmanın yapıldığı İstanbul'daki Ergenekon savcılarına gönderilecek.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) son kararı işte bu kritik soruşturmayı apaçık etkilemeye yönelik.

Son şüphelinin ifadesinin alınması engellendi.

Karar alındığı gün ilginç bir şekilde o şüpheli de Ankara'daydı.

Daha çarpıcı olanı HSYK beş "özel yetkili" savcıyı birden görevden aldı ve mahkemeye sevk etti.

Bunun bir örneği daha yok.  

Savcıların hepsi madem hatalıydı, tutuklama kararlarını veren hâkimlere ne demeli?

HSYK idari bir mekanizma. İcracı değil.

Savcıları direkt görevden alıp mahkemeye sevk etme benzeri bir uygulama geçmişte yok.

Böyle bir karar öncesi, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin inceleme yapmış olması gerekiyordu.

Şemdinli savcısı için bile bu yol izlenmişti.

Bu kez aceleci davranmanın nedeni ne?

Olağanüstü toplantı ve olağanüstü kararın gerekçesi ne?

Böyle bir karar yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına açık şekilde gölge düşürüyor.

Yürüyen yargı sürecine bu şekilde müdahale eden HSYK hukukun üstünlüğüne inancı zayıflatıyor.

Olayı daha da karmaşık hale getiren husus, HSYK üyelerinin bazılarının adlarının geçmişte bazı Ergenekon sanıklarıyla birlikte geçmesi.

Sonuçta Erzincan'daki Ergenekon soruşturması akamete uğratıldı.

HSYK tarafından bundan sonra atanacak savcının bağımsız davranması ya da hâkimlerin bağımsız karar alması nasıl mümkün olacak?

Karar Türkiye'nin "Şemdinli davası"ndan bu yana "bir arpa boyu" ilerleyemediğini gösteriyor.

Yazık!

Anayasa Mahkemesi "yasama"yı, Danıştay "yürütmeyi" ve HSYK da böylece "yargı"yı kilitlemiş oldu.

Türkiye'nin bu kısır döngüden çıkmasının yolu belli, bir an önce yargı reformunu hayata geçirmek.

Umarım herkes yargı bağımsızlığına ihtiyaç duyuna kadar beklemek zorunda kalmayız!

***      ***      ***

Bakan müsteşarını neden gönderdi?

Cevaplanması gereken önemli bir soru da, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın bu toplantıya neden katıldığıdır.

Toplantının amacı bir gün önceden belliydi.

Bakan ve müsteşarı katılmayınca HSYK karar alamıyor.

Bakan katılmadı. Ancak müsteşarı katıldı.

HSYK'da kararlar oy çokluğuyla alındığı için de bu karar çıktı.

Sayın Bakan, müsteşarınız bu toplantıya neden katıldı?

Benzer bir durum Şemdinli'de de yaşanmıştı.

Bakan Cemil Çiçek katılmamış ama müsteşarı hazır bulunmuştu.

Sonuçta da Şemdinli savcısı meslekten atılmıştı.

Başka bir deyişle, Türkiye "ikinci Şemdinli vakası" yaşadı.

Bile bile lades yani... İyi ama neden?

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT