Ergenekon'un hakikati

14.02.2009 04:52

Yasin Aktay

Ergenekon yapılanmasının her tarafa uzanan ilişkiler ağı ve ilişkiler tarzıyla ilgili bilgiler ortaya döküldükçe sorasım geliyor: Sahi bu bilgiler ortaya çıkmadan öncekine nazaran, yani bu bilgiler sayesinde fazladan neyi öğreniyoruz acaba?

Taraf Gazetesinin günlerdir Ergenekon yapılanmasının faaliyet çetelesi olarak yayınladığı iki koldan bilgilere bakın mesela. Birinde JİTEM yapılanmasının doksanlı yıllarda Güneydoğu'da yürüttüğü faaliyetler kapsamında kaldırıp infaz ettiği ve kayıtlara "fail-i meçhul" olarak geçirilmiş cinayetlerin arkaplanıyla ilgili insanın kanını donduran bilgiler var. Bu bilgilerin dedikodusu bile normal bir ülkede toplumsal patlamalara yol açar, bizde aslında doksanlı yıllardan beri biraz olaya vakıf olan herkesin bildiği halde, bilmiyormuş gibi davranmayı başarıyla sürdürdüğü gerçekler.

Diğerinde ise şimdi Ergenekon tutuklusu olan eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un darbe hazırlıklarıyla alabildiğine meşgul olduğu dönemlerde Mehmet Emin Karamehmet'le yaptığı görüşmelerin her bakımdan utanç verici skandal kayıtları var. Bu kayıtlarda Akşam ve Güneş Gazeteleri ile Show TV'nin, Skyturk TV'nin patronu ve Turkcell telefon şebekesinin sahibi olan Karamehmet'le Org. Eruygur'un görüştükleri konuların bugün ortaya çıkan ayrıntıların, aslında Karamehmet'e ait medya grubunun bu dönemde izlediği politikalara bakıldığında fazla sürpriz bir tarafı yok. Dünyanın iyice küreselleşmiş ekonomik yapısına gark olmuş işletmeleriyle yatırım faaliyetlerinin gerektirdiği rasyonaliteyle hiçbir hesapta bağdaştırılamayacak şekildeki abartılı ulusalcı ve kapanmacı yayın politikası ancak böylesi yanaşmacı güvencelerle veya zorlamalarla kotarılabilirdi.

Aslında ne Karamehmet'in ne de onun konumundaki başka bir işadamı medya patronunun o dönemde izledikleri yayın politikasının kendi nesnel durumlarıyla bağdaşır bir yanı vardı. Bu konumdakilerin bu tarz davranışı tipik "davranış bozukluğu" örnekleriydi. Bu davranış bozukluğuna yol açan yanlış bir etkinin altında oldukları son derce açıktı. Dolayısıyla bu görüşme kayıtları ortaya çıkmamış olsaydı da her şey bu kadar açıktı.

Her şey Yunan filozof Platon'un meşhur mağara benzetmesindeki gibi… Medyaya yansıyanların gerçek olmadığını da biliyoruz, ama bu yansıyanların gerçekle hiç ilgisi yok değil. Üstelik mağara duvarlarına yansıtılanlar gerçeğin o kadar çarpıtılmış gölgeleri ki, bu çarpıklığın kendisi gölgelere her türlü inancı baştan itibaren zedeliyor. O yüzden Ergenekon sürecinde gölgelerin ardında ortaya çıkan gerçekler fazla bir hayret ve heyecana yol açmıyor.

Şimdi dava sürecinde başka bir gölgeler oyunu sahneye konulmaya çalışılıyor. Davada ilerleme kaydedildikçe ortaya dökülen bilgilerden değişik odaklar arasında cereyan etmeye başlayan mesaj trafiğinin gürültüsü de bu oyunun cabası… Türkiye'nin her tarafında, parklarda, Ergenekon isimli apartman bahçelerinde, orada burada terk edilmiş bomba ve mühimmat sadece birilerinin suç delillerinden kurtulma paniklerinin sonucu değildir herhalde. Suç delillerinden kurtulmaya daha mantıklı çalışmanın yolu onları gözden ırak bir şekilde imha etmek olmalı. Oysa bu silahların bir yerde görülmesi, belli bir kayda girilmesi arzu ediliyor. Akla gelen bir ihtimal bu silahların zimmetli olduğu ve aslında belli bir hedefe kaydedilmek suretiyle bir mesaj aracı olarak kullanıldığıdır.

Mesaj alışverişi bu örnekten ibaret değil tabi. İbrahim Şahin'in Genelkurmay'ın üst makamlarını sürece dâhil eden ifadelerinde açık bir mesaj vardı ki, bu mesajı okuması gerekenler hemen okudu ve kendilerince cevabını verdile. Şahin'in beklediği cevap bu muydu veya o cevap kendi sorusunun içinde karşılığını buluyor muydu? Şimdilik bunu bilemiyoruz. Ancak bence daha çarpıcı bir mesaj alışverişi Org. Eruygur'un eşinin GATA'daki doktor ziyaretinde yaptığı konuşmanın ortam dinlemesi yoluyla kaydedilip servis edilmesi yoluyla gerçekleşti. Ergenekon davasını yöneten savcıların böyle bir dinleme kaydını tutup servis etmeleri her bakımdan muhal görünüyor. Bu olayda bir şekilde Ergenekon sürecinden kendini sıyırmaya çalışırken bütün sorumluluğu Veli Küçük ve daha aşağısına yükleme gayretkeşliğine karşı bir tepkinin izleri hissediliyor. Normal şartlarda tam bir hukuk skandalı olarak kaydedilmiş olması gereken bu ortam dinlemesi ve bunun servis edilmesine karşı tepkilerin bu kadar cılız kalması bu mesajın da bir şekilde algılanmış olduğunu mu gösteriyor acaba?

Ergenekon'un tutuklu ve tutuksuz sanıkları arasında oluşmuş bulunan bu yol ayrımı operasyonel hedef olarak birbirlerine yönelmelerine yol açıyor.

Karamehmet ile Eruygur arasındaki diyalog "sürekli darbe düzeni" altında bize yansıtılmaya çalışılan gölge-gerçeklerin mutfağındaki pisliği belki midelerimizi bulandıran iğrençliğiyle gösterdi. Mutfağın bu hali Ergenekon'un bizatihi hakikatidir.

Midelerimiz bu görüntüden yeterince bulanmadığı sürece, bu mutfakta pişen aşı kusmadığımız sürece bu hakikatin künhüne vakıf olamayız.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim