1. YAZARLAR

  2. Ergun Babahan

  3. Ergenekon’un avukatları
Ergun Babahan

Ergun Babahan

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon’un avukatları

A+A-

Kurmay Deniz Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen ‘darbe belgesi’ toplumdaki ve medyadaki bölünmeyi iyice su yüzüne çıkardı.

Bir kısım medya, Anayasa Mahkemesi’nin skandal 367 ve başörtüsü kararı, 27 Nisan e-muhtırasında olduğu gibi, askerden çok askerci kesildi.

Adeta Genelkurmay Başkanı’nın emir eri gibi davranıyorlar. Ergenekon fasa-fiso diyorlar, İlker Başbuğ’un bizzat yalanladığı ve ‘Bu silahlar Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait değildir’ açıklamasının Makine Kimya Enstitüsü’nce yalanlanmasına kulak tıkıyorlar.

Şimdi de CHP lideri Deniz Baykal ile birlikte umutlarını belgenin sahte olmasına bağlamış durumdalar.

Taraf’ın konuştuğu emekli orgeneralin açıklamalarını duymazdan geliyorlar.

Tekrar hatırlayalım bu orgeneralin söylediklerini:

‘İlker’i daha Kara Kuvvetleri Komutanı iken bu ekip konusunda uyarmıştım. Bu belgenin çalışması Ocak 2009’da başladı.’

Şimdiye kadar Genelkurmay Başkanlığı bu açıklamayı yalanlamadı.

Başbuğ, ‘Ben böyle bir görüşme yapmadım, uyarı almadım’ demedi.

O zaman bu açıklamaları doğru kabul etmemiz şart.

Önce Ergenekon’un, ardından da darbe belgesinin avukatlığına soyunanlar için böyle bir sıkıntı yok.

Her dediklerinin yanlış, durdukları zeminin ne kadar çürük olduğunun farkında bile değiller.

Halk her seferinde onları hayalkırıklığına uğratıyor, bu sefer de halka hakarete başlıyorlar.

Şimdi de kriminal uzmanı edasıyla belge tartışması yapıyorlar.

Belgeyi polisin yerleştirdiği iddiası tutmayınca, bu kez de sahteliğine umut bağladılar.

Onlarda umut bitmez zaten.

Bu kadar anti-demokrat, kökten laikçi ekibin Doğan Grubu’nda toplanmış olması tesadüf mü acaba?

Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki liberal, demokrat yazarlarını çıkarsak, geriye sadece darbe şakşakçısı bir ekip kalıyor.

Kendi halkından korkan, inancından rahatsız olan, yaşam biçiminden ‘iğrenen’ bir anlayışın temsilcileri.

Omuzlarında bir tek apoletleri eksik.

Böyle bir medya yapısıyla Türkiye’nin demokratikleşmesi, Avrupa Birliği yolunda reformlar gerçekleştirmesi, darbe anayasasını değiştirip çağdaş bir anayasa hazırlaması çok zor.

Sivilleşmenin her adımının karşısında onlar var.

Kürt reformlarına da, Heybeliada ruhban okulunun açılmasına da karşılar.

Kıbrıs’ta çözüm sürecini ‘Ada’yı satmak’, Ermenistan ile ilişkilerin düzelmesini ‘teslimiyet’ olarak görüyorlar.

Yapıcı önerilerden çok her türlü değişimin karşısında direnerek var olacaklarını çok iyi biliyorlar.

Değişim onları layık oldukları yere, yani tarihin çöp tenekesine yollayacak çünkü.

Çok şükür temsil ettikleri zihniyet sandıkta yüzde 20’lerde çakılı.

Yoksa Türkiye gerçekten karanlık çağa dönerdi.

Günümüzde demokratlar da en az darbeciler ve işbirlikçileri kadar cesur olduğu ve gelinen noktayı korumak ve daha ileri götürme konusunda kararlı oldukları için, yarınlar için karamsar olmaya gerek yok.

Son belge skandalı, Türkiye’de demokratik olgunluğun geldiği noktayı açıkça ortaya koydu.

Bu utanç verici olaydan çıkan tek olumlu sonuç da bu oldu zaten.

***

Bizim bir de Kürt sorunumuz var

Darbe belgesi gündeme geldi ve Türkiye’nin diğer konuları gölgede kaldı.

Bunların başında da Kürt meselesi geliyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün de vurguladığı gibi, 2009 bu açıdan kritik.

Ama darbe belgesi gündeme gelince bu konu tartışılmaz oldu.

Şiddetin devamı sağlıklı bir demokrasinin önünde en büyük engel olduğu gibi, askerin siyasete müdahil olmasını da sağlayan bir araç.

Bu mesele hallolmadan böyle kör topal yol alırız.

Demokrasiye tehdit sadece darbe girişimlerinden kaynaklanmıyor, terörden de kaynaklanıyor.

Hep akılda tutalım.

STAR

YAZIYA YORUM KAT