1. YAZARLAR

  2. Aytekin Yılmaz

  3. Ergenekon’u 12 Eylül’le özdeşleştirmek
Aytekin Yılmaz

Aytekin Yılmaz

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon’u 12 Eylül’le özdeşleştirmek

A+A-

Ergenekon soruşturmasını derinleştirip bu soruşturmayı yeni bir ‘Vakayı Hayriye’ye dönüştürmek yerine, tavırsız kalmayı, ‘üçüncü yol mümkün’ demeyi tercih eden bir sol’un solculuğunu tartışmak kaçınılmazdır

Bazen son sözü başta söylemek iyidir. Eğer Türkiye Ergenekon soruşturmasını derinleştiremezse, tarihsel bir fırsatı kaçırmış olacaktır. Susurluk olayının 1-2 sene içinde unutturulduğunu düşündüğümüzde, bu ihtimal pekte uzak gibi gözükmüyor. Geçmişten dersler çıkaran bir sivil toplum aklına sahip olmadığımız da göz önüne alındığında, Ergenekon konusunda daha bir silkelenmemiz iyi olacak. Birçokları gibi benim de kaygılarım artmaya başladı. Sivil toplum henüz beklenen tepkiyi koyabilmiş değil. Sol akıl ise, daha şimdiden sınıfta kalmış gözüküyor. Soruşturmanın derinleştirilmesi için harekete geçmek yerine, nükseden eski bir hastalığının peşinden gitmeyi tercih etmiş durumda.
Her olayda kutuplaşmaya bayılan ve bunu kendi içinde polemik konusu yapan bir Sol var Türkiye’de. Oysa Ergenekon olayında alınması beklenen tavır, şartsız ama’sız olmalıydı. Ergenekon soruşturmasını derinleştirip bu soruşturmayı yeni bir ‘Vakayı Hayriye’ye dönüştürmek yerine, tavırsız kalmayı, ‘üçüncü yol mümkün’ demeyi tercih eden bir sol’un solculuğunu tartışmak kaçınılmazdır. Aslında Ergenekon, bu yönüyle de sol için bir turnusol işlevi görmektedir. Türkiye’de sol 12 Eylül’den beri ilk kez kendi içinde yüzleşme sürecine girmiş gözüküyor. Bu yüzleşmeye Ergenekon olayının yol açtığını da unutmamalıyız.

Ergenekon soruşturmasıyla tüm Türkiye’yi bir ağ gibi saran karanlığın üzerine gitmek ve bunu tüm topluma mal eden bir mücadeleye dönüştürmek yerine, bunu sadece sol içi bir tartışma derekesine indirgemek, sol’un demokratlığını da ayrıca tartışma konusu yapmaktadır. Çünkü gerçekte Ergenekon tüm toplumun sorunudur.

Ergenekon, paşalarla yüzleşmenin başlangıcı olabilir

Birçok bakımdan Ergenekon, Türkiye’nin önünde bir fırsat gibi gözüküyor. Nedir bu fırsat? En başta Cumhuriyeti demokratik özünden uzaklaştırarak militarist ve gayri-hukuki örgütlenmelerin hâkimiyetine sokmak isteyen zihniyetin teşhir ve mahkûm edilmesi açısından önemli bir fırsattır ve bunu bir demokratikleşme ve sivilleşme imkânına dönüştürmek de verilecek mücadelenin düzeyine göre gelişecektir.

Ergenekon soruşturmasının bir diğer önemli tarafı da toplumun paşalarla yüzleşme fırsatını elde etmiş olmasıdır. Dokunulmaz, soruşturulamaz, eleştirilemez denilen Generallerin hukuk dışı örgütlenmelerin başını çektiklerinin anlaşılması bazı tabuları da alaşağı etmiştir. Birilerinin her gün ‘ Duydunuz mu F tipi cezaevlerinde üç emekli paşa yatıyor’ demesi lazım. Ve bu paşalar, vatanı kurtarmaktan değil, çete kurmaktan, darbe hazırlığı yapmaktan F tipi cezaevlerinde tutukludurlar. O halde darbe girişiminde bulunmuş paşalar, çete kurmuş paşalar içerde diye biz dışarıdakiler sevinelim mi? Hayır! Bin kez hayır! Çünkü Ergenekon’u yaratan zihniyet kurumsal olarak devam ediyor. 28 yıl geçmesine rağmen, 12 Eylül darbesini yapan paşalar hâlâ yargılanamıyor. Ergenekon zihniyetini yaratan darbe anayasası hâlâ yürürlükteyken bu toplum rahat edemez, etmemelidir. Ergenekon soruşturması, 12 Eylül’le yüzleşmek için önemli bir fırsat sunuyor.

İşkenceler, faili meçhul cinayetler, katliamlar, toplu gözaltılar, akla gelebilecek her tür hukuksuzluk 12 Eylül ile birlikte doruğa çıktı. Bu yüzden sadece Ergenekon mağdurları değil, 12 Eylül mağdurları da müdahil olmalı bu yüzleşme sürecine.

Türkiye solunda darbecilikten beslenen bir damar var

Solun bir kesiminin en büyük yanılgısı Ergenekon soruşturmasını AKP ve derin devletin iç temizleme operasyonu olarak değerlendirip Ergenekon olayına mesafeli durmasıdır. Elbette ki bu soruşturmanın başlama biçimi ve içeriği üzerine eleştiriler geliştirmek mümkün. Ama her ne sebeple yapılıyor olursa olsun, bu soruşturmanın daha da derinleştirilmesi için ısrarcı olmak gerekir. Çünkü hâlâ daha bu ülkenin demokratik dönüşümü önünde muhafazakâr-Kemalist bir çizgide ısrar eden ordu ve ordunun etkilediği önemli bir bürokrasi gerçeği var. Ordunun sivil siyaset üzerindeki etkisi ortadayken ve bu karizma Ergenekon’la az da olsa çizilmişken bunu değerlendiremeyen bir sol var, adına ister ulusalcı diyelim, ister ant-emperyalist diyelim, ne dersek diyelim, böylesi bir solun darbeci olduğu anlaşılıyor. Yeri gelmişken, Türkiye’de anti-emperyalist, ulusalcı bir solun mayasında darbe damarı olduğunu belirtmekte yarar görüyorum. 27 Mayıs ve 12 Mart darbelerinde, bu kategorideki sol adı geçen darbelere ‘ilericilik’ misyonu yükledi. Günümüzde ise darbeci solun geleneğinden gelen sol gruplar, Ergenekon olayına uzak durarak ‘üçüncü yol mümkün’ diyerek darbeci siyasete taviz vermiş oluyor. Türkiye de Ordunun siyaset üzerindeki etkisi kırılmadıkça hiçbir yol yöntem mümkün gözükmemektedir. Siyasi güç ve irade olamamış bir solun alternatif önerisi solun sol duygusunu tatmin etmenin dışında pek bir anlam ifade etmiyor. Eğer Sol Türkiye’de birgün bu gerçeği anlarsa seçimlerde yüzde bir olmaktan kurtulma şansını yakalayabilir.

Ergenekon’u Vaka-yı Hayriye’ye dönüştürmek

Öyle anlaşılıyor ki, Ergenekon soruşturmasıyla başlayan süreç, birçok kesimin kafasında net bir görünüme sahip değil. Böylesi önemli ve tarihi değeri yüksek bir olayda algılama bulanıklığı, sorunu daha da karmaşıklaştırıyor. En çok da solun Ergenekon algısında bu karmaşıklığı görmek mümkün. Yukarıda anlatmaya çalıştığımı özetlemek gerekirse; solun büyük bir bölümünün, Ergenekon’u AKP’nin ya da ordunun içinde bir temizlik girişimi olarak görmesi veya tamamen buna indirgemesi, sorunu alabildiğine basitleştirmektir.

Böylesi bir yaklaşım Türkiye gerçeğinde fazlasıyla kolaycı duruyor. Bu bir iç temizlik olsa bile bunun üzerine gitmek gerekir. Ergenekon olayını, sivil toplum iyi değerlendirebilirse, Cumhuriyet tarihinin Vaka-yı Hayriye’si olabilir. Bu konuda sivil topluma, siyasette ağırlığı olmasa da sola önemli sorumluluklar düşüyor. Sivil toplum derken, tüm sivil alanı kastederek söylüyorum. Solcular kabul etmese de, sağ partiler ve sağcılar da Ergenekon olayına duyarlı olmak zorundadır. Cılız da olsa darbe karşıtı bir sağ var artık Türkiye’de. Bu gerçeği görmek istemeyen sola birilerinin hatırlatması gerekiyor. Eğer bu ülke siyaseten düze çıkmak istiyorsa ve hâlâ küçük de olsa bir umut taşıyorsa Ergenekon soruşturmasına kayıtsız şartsız bir tutum içinde olmalıdır. Unutmamak gerekir ki Türkiye’nin sivilleşmesi, yani ordunun siyasetteki etkisinin kırılması, Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme gibi Türkiye’nin yeniden inşası anlamına gelebilecek bir sürecin başlaması Ergenekon soruşturmasının derinleştirilmesine bağlıdır. Bu soruşturma Fırat’ın ötesine taşırılamasa Susurluk Olayı gibi iki yılda kapatılır. Ergenekon’un bu haliyle kapatılması demek, Türkiye’nin geleceğinin kapatılması, karartılması ile eş anlama geldiğini bilmemiz lazım…

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT