1. YAZARLAR

  2. Murat Yılmaz

  3. Ergenekon'dan demokratik, sivil ve özgürlükçü reformlarla çıkılır...
Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon'dan demokratik, sivil ve özgürlükçü reformlarla çıkılır...

A+A-

Cunta ve çetelerle asıl mücadele, onların zayıf olduğu alana taşınmalıdır. Bu da demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşme yolundaki reformlarla cunta ve çetelerin ürediği bataklığın kurutulmasıdır.

Ergenekon soruşturması devam ediyor. Son operasyondan kaynaklanan iddialar, çetenin bu sefer askeri bir cunta ile değil, hukuk yolunu kullanarak yeni bir 28 Şubat türevi darbeyi hazırlamaya çalıştığını gösteriyor. 12 Eylül darbesinin kudretli generallerinden Bedrettin Demirel'in “İhtilalinin olgunlaşmasını bekledik” tespitini hatırlatacak bir şekilde, Ergenekoncuların darbenin hazırlanması ve meşrulaştırılması istikametinde bir eylem planı olduğu anlaşılıyor. Ayışığı ve Sarıkız adlarıyla bildiğimiz ordu içinde zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü ve AK Parti Hükümeti'ni devirmeye yönelik cuntanın başarısız olmasından sonra, bu cuntanın kimi unsurlarıyla eski cuntacıların ve kontrgerillanın dahil olduğu Ergenekon yapılanması aktif bir şekilde çalışmaya başladı.

İlk hedef kendilerine altında çalışacakları bir şemsiye vermeyi reddeden MHP oldu. MHP'de Devlet Bahçeli'yi genel başkanlıktan düşürerek, kendilerine bu şemsiyeyi bilerek veya bilmeyerek tahsis edecek bir ismi genel başkan seçtirmek isteyen bu kesimler, MHP camiasından bekledikleri desteği bulamadılar. MHP Genel Başkanı Bahçeli ise bu planı anlamanın ötesinde kamuoyuna deşifre ederek, bu kesimi sert bir şekilde MHP dışına attı. Böylece 12 Eylül öncesinde olduğu gibi rahat hareket edemeyen Ergenekon, ister istemez MHP dışındaki öz kaynaklarına yöneldi.

Bu yeni durum, sadece MHP'deki ayaklarını deşifre ederek diğer partilerdeki ve bilhassa soldaki ayaklarını saklamayı başaran Ergenekon örgütünü zor durumda bıraktı. Bundan sonra MHP dışındaki ayaklarını kullanmak zorunda kalan Ergenekon giderek bütün cesametiyle ortaya çıkmaya başladı. Ortaya çıktıkça da, hedef haline gelmeye başladı.

Ergenekon Kendine Turuncu Devrime Örnek Aldı

MHP içinden devşirilen Abdullah Çatlı gibi profesyonellerle Özel Harekat polislerinde devşirilen timler, Susurluk skandalından sonra dağıldığından, Ergenekon'un infaz timlerinde bir profes-yonellik sıkıntısı yaşandı. Bu durumda JİTEM içinden gelenlerin ve emekli askerlerin grup içerisindeki rolleri ister istemez arttı. Ancak bütün cinayet ve bombalamalara rağmen, Ergenekon darbe ortamı hazırlayacak kadar kan dökmeyi başaramadı.

Bu durumda, eski Doğu Bloku ülkelerinde yaşanan Turuncu Devrimleri örnek alan çete, kanlı eylemleri ve psikolojik harp vasıtalarıyla laiklik ve ulusalcılık eksenlerinde bir kitlesellik ortaya çıkarmayı başardı. Böylece bu kitlesellik altında MHP'den istediği şemsiyeyi bulduğuna inanan çete, artık umut kestiği Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın emekli olmasından sonra oluşacak ordunun yeni komuta heyetini ikna etmeyi amaçlayan 2008-2009 tarihli yeni bir darbe teşebbüsünü başlattı. Ancak Ergenekon operasyonlarının sonunda JİTEM'ci Veli Küçük'e ulaşılması ve ordunun Kuzey Irak operasyonlarının AK Parti hükümetiyle arasını açma beklentisinin boşa çıkmasıyla büyük bir hayal kırıklığı ve korku yaşandı. Böylece eldeki bütün imkânlar ve kadrolar seferber edildi.

Üzerlerindeki baskıyı hafifletmek ve çetenin hâlâ güçlü olduğunu gösterebilmek için, AK Parti'ye yönelik bir kapatma davasının açılması kampanyası yürütüldü. Bu konudaki hazırlık ve faaliyetlerin Ergenekon operasyonu çerçevesinde dinlemelere takıldığı basına sızan bilgilerden anlaşılıyor. Bu bilgilerin ötesinde bilgi ve belgeler var mı? Varsa bunlar Ergenekon davasında mı kullanılır, yoksa pazarlık amacıyla mı kullanılır? Kamuoyu, bu soruların cevaplarını önümüzdeki günlerde öğrenebilecek. Basına sızan bilgiler, AK Parti'ye yönelik kapatma davasının etrafında bir kitlesellik ve ajitasyon yaratmak amacıyla Danıştay baskınına benzer bir Yargıtay baskını ve Başsavcı'ya suikast planları olduğunu gösteriyor.

Yargıtay Neden Hedef

İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek ile ekibinin gözaltına alındığı son operasyona gösterilen tepkiler, Ergenekoncular üzerinde oluşturulmaya çalışılan Ulusalcı şemsiyenin zayıflasa da devam ettiğini gösteriyor. Bu bakımdan bilhassa operasyonu yapan emniyet ve savcıların Ergenekoncularla Ulusalcıları ayırmaya, yani çeteye mensup olanlarla Ulusalcı hissiyata sahip olanlar arasında fark gözetmeye kesinlikle özen göstermesi gerekiyor. Bu anlayışla, mesela, operas-yonun ismini örgütün adını tekrarlayarak, Ulusalcılar nezdinde onlara propaganda imkanı vermek yerine “Ergenekon'dan Demokratik Çıkış” gibi versiyonlarıyla değiştirmek faydalı olacaktır. Bir başka özen gösterilmesi gereken şey de, gözaltı ve tutuklamalarda hukuka ve nezakete uygun bir usul takip edilmesidir.

Şemdinli Gibi Olmasın

Bu usul, hem doğru olduğu için hem de soruşturmanın selameti bakımından gereklidir. Hatırlanmalıdır ki, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü lüzumsuz tutuklama kararı yüzünden mağdur konumuna düşmüştür. Son gözaltıların gece yarısı yapılması, basında ve hukuk camiasındaki Ergenekoncuların yanısıra herkesin tepkisini çekmiştir. Bu itibarla bilhassa basın, üniversite ve hukuk camialarındaki Ergenekoncuların yürüteceği kampanyalar düşünülerek soruşturmaya devam edilmelidir.

Bu tür soruşturmaların, Şemdinli'den 27 Mayıs darbesi öncesi 9 Subay Davası'na kadar zor davalar olduğu ve çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlandığı akıldan çıkartılmamalıdır. Son Ergenekon soruşturmasının ordunun da tasvibiyle yapıldığı tahmin edilebilir ama, bu soruşturmanın hâlâ hassas dengeler üzerinde yürütüldüğü de ortadadır. AK Parti'ye yönelik kapatma davasından tartışmalı birçok yargı kararlarına kadar vuku bulan gelişmeler, kamuoyunda ciddi şüphelere yol açmıştır.

Son operasyonlarda, belki de gece yarısı gözaltına alınmasına gelen tepkilerin et-kisiyle, serbest bırakılan İlhan Selçuk'un dışarı çıktıktan sonra sergilediği soğukkanlı tavır ve Başbakan'a yaptığı kutuplaşmayı düşürme çağrısı, belki de Ulusalcı Cephe içerisindeki çok başlılığa rağmen bir şefin, pazarlık ve geri çekilmek için anlaşma çağrısı olarak da yorumlanabilir. Bu çağrı, sadece bir korku eseri olmanın ötesinde siyasetin gerçekçi bir güç değerlendirilmesiyle varılmış bir sonuç olabilir. Çünkü bu tür yapılanmalarda bir kurumun veya şefin kesin hakimiyeti olmazsa, hizipler gerçeklikten kopuk kanlı eylemlere yönelerek siyasi hedeflere zarar verebilirler. Ulusalcı akımın ve bu akım içerisindeki Ergenekon örgütünün temel eksikliği ve hatası, tam bu istikamette gelişmiştir. Ordunun arkalarında olmadığını, dünya konjonktürünün darbeye uygun olmadığını ve Türkiye'deki siyasi dengelerin yollarını kapattığını görerek gerçekçi bir değerlendirme yapacak zihni kabiliyetten ve liderlikten mahrum olan Ulusalcılar ve Ergenekon çetesi, kendi sonunu hazırlamıştır. Ancak bu tespite ve Selçuk'un çağrısına rağmen, cuntacıların asla pes etmeyecekleri ve yeni yollar arayacakları kesindir. Peki şu halde Ergenekon çetesi üzerinden cuntacılarla nasıl mücadele edilebilir?

Çıkış Demokraside

Cuntacı çetelerle mücadele sadece polisiye ve adliye perspektifleriyle yapılamaz. Siyasi hedefi olan her mücadelenin, siyasi bir karşılığı olmalıdır. AK Parti, mücadeleyi sadece polisiye ve adliye çerçevesine sıkıştırırsa, mücadeleyi cunta ve çetecilerin aslında en güçlü olduğu alanda kabul etmiş olacaktır. Bu bakımdan bu sahada sağlanan başarılar kısmi ve geçici olabilecektir. Cunta ve çetelerle asıl mücadele, onların zayıf olduğu alana taşınmalıdır. Bu da demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşme yolundaki reformlarla cunta ve çetelerin ürediği bataklığın kurutulmasıdır. AK Parti, AB istikametinde reformlara devam ederek siyasi ve iktisadi rejimini demokratik, sivil ve özgürlükçü bir şekilde yeniden tanzim etmelidir. Böylece Türkiye, cunta ve çetecilerin hapsetmek istediği Ergenekon'dan demokratik, sivil ve özgürlükçü reformlarla çıkılabileceğini gösterebilecektir.

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT