Ergenekon'da sol ayak

04.07.2008 01:51

Bülent Korucu

Ergenekon terör örgütü soruşturması ve yeni gözaltılar, bir ayrışmayı beraberinde getirdi. Gladyo, derin devlet, çete ve darbe gibi konularda duyarlı izlenimi veren bazılarının hiç de öyle olmadığı anlaşıldı.

Bugüne kadar yalınkılıç çete ve darbecilerle savaşanlar, darbe dönemi benzetmesiyle son operasyonu eleştiriyor. Hukuk içinde ve yargı mekanizmaları eliyle yapılan bir icraat, darbe yöntemleriyle mukayese ediliyor. Savcının somut delillerle talebi ve mahkemenin kararı ile gerçekleşen operasyonu, darbecinin iki dudağından çıkan hükümlerle bir tutmak iyi niyetli yaklaşımlar değil. Yakınlarını, arkadaşlarını savunma refleksi doğal karşılanabilir. İnsanlar fıtraten sevdiklerinin suçlu olduğunu kabullenemezler. Ancak yaşadıklarımızın bu tür açıklamalarla geçiştirilemeyeceği kanaatindeyim. Daha derinlere inen analizlere ihtiyacımız var.

Bugüne kadar devlet içinde çeteleşme deyince akla sağcılar ve emniyet teşkilatı geliyordu. Devletin doğal müttefiki görülen sağcıların devlet adına suç teşekkülleri oluşturması da doğal karşılanıyordu. Nitekim Susurluk skandalı beklenmedik bir anda önümüze döktüğü ilişkiler ağıyla iddiaların mesnetsiz olmadığını gösterdi. Kendini sağcı olarak tanımlayan, devletin içinde daha çok poliste örgütlenmiş ekip Susurluk sürecinde tasfiye edildi. Tasfiyede, polis içindeki temiz ellerin katkısı büyüktü. 'Yok mu bunun sol ayağı?' sorusu sıkça sorulmasına rağmen tatmin edici cevaplara ulaşılamadı. Ergenekon terör örgütünün silueti belirginleştikçe bir yandan meraklar giderilirken öbür yandan yeni sorular gündeme geldi. Şimdi artık devlet içindeki çetenin sol ayağından bahsedebiliyoruz. Başından beri sol, bürokraside askerleri kendine yakın hissetti. Belki de sağ polise, sol askere diye bölüşme de yapılmış olabilir. Yani tavuk-yumurta meselesi. Sol mu askere yanaştı, asker mi solu devşirmeye çalıştı tartışılır. Tartışılmaz olan polisle sağ arasındaki ilişkinin, askerle sol arasında kurulduğu. Polisin gösterdiği 'içimizdeki çürük elmalar ayıklansın' yaklaşımını bugün ordu da kurumsal olarak gösteriyor. 'Askeri lojmanlardan nasıl alırlar?' şaşkınlık kılıflı eleştiriler bu tavrı değiştirmeyecek. Genelkurmay'ın bildirisi duruşu çok net ortaya koydu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın grup toplantısındaki konuşmasını dinleyenler 10 yıl önceye gitti. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in 'Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir.' nutku ile Baykal'ın Ergenekon Operasyonu'na hedef olanları savunan, yargı mekanizmasını siyasetin oyuncağı gibi gösteren açıklamaları birbirine ne kadar benziyor. Şöyle diyor Baykal: Bu tablo eğer gerçekten bir hukuki soruşturmanın, bir yargı incelemesinin, adli sürecin gereği olarak, adli yetkililerin kendi takdirleriyle, 'olayın akışının icabıdır' diye bu noktaya gelinmiş olsaydı, hiç şüphe yok herkesin bunu saygıyla karşılaması söz konusu olurdu. Ama toplumumuzda büyük kuşku var. Bu kuşku, yaşanmakta olan sürecin bir yargı süreci, bir adalet süreci olmanın ötesinde bir siyasi hesaplaşma süreci haline dönüştürülmekte olduğuyla ilgili kaygıdan kaynaklanmaktadır." Necmettin Erbakan'ın başbakan olarak Susurluk'u 'fasa fiso' diye nitelemesi ile Baykal'ın tavrı hiç farklı değil. Süleyman Demirel'in, 12 Eylül'den önce 'Bana sağcılar cinayet işledi dedirtemezsiniz.' sözlerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bunlara 'hukuka inancımı kaybediyorum' gözyaşları döken gazetecileri eklemeliyiz. Susurluk skandalı sırasında ağzından ateş püskürenlerin bugünkü suskunluğunun sebebi buralarda aranmalı. 'Benim darbem iyidir' mantığı aşılmadıktan sonra bu sefer de hedefe ulaşamayız.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim