1. YAZARLAR

  2. H. Gökhan Özgün

  3. Ergenekon’da Guliver dönemi...
H. Gökhan Özgün

H. Gökhan Özgün

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon’da Guliver dönemi...

A+A-

Mahcup ya da pişkin bir cuntacıyla bir münazara içine düştüğünüzde, münazaranın tartışmaya dönebileceği o ‘umut dolu’ anda, cuntacının ağzından “Zaten dünyanın neresinde demokrasi var ki?” serzenişi dökülüverir. Ya da, bu iddialı ‘mutlak gerçekçi’ cümlenin bir başka terkibi konuşmanın içine ediverir. Birden anlarsınız ki, karşınızdaki cuntacı aslında ‘gerçek demokrat’ır. Dünya ‘gerçek’ demokrasiye şahit olduğu gün, o da demokrat olacaktır. Ama, demokrasinin gökten tam onun tepesine, mümkünse devrimle indiği o ‘nur’lu güne kadar cuntacı olmakta bir beis yoktur.

Ve böylece ‘gerçek demokrat’, sıradan demokratın binbir güçlükle tuttuğu balığı ‘gerçeğin’ engin sularına tekrar atıverir. Hakiki cuntacı bir hamlede ‘gerçek demokrat’ oluvermiştir. Hakikat yine gerçeğin görünmez derinliklerinde gözden kayboluvermiştir.

Ergenekon avukatlığı yer altından çıkan cephaneyle orantılı olarak aniden strateji değiştirdi. Yeni strateji, ‘Ergenekon yoktur’dan, Ergenekon’u büyütmeyin, çünkü Ergenekon bir ‘devrim’ değildir noktasına kayarak kendi ateşinde pişkinleşmeye çalışıyor. Yeni strateji, tamam kardeşim de, bu balık ‘büyük’ değil, denize at, kıvamında seyrediyor.

Şu Ergenekon meselesi öyle bir insanlık müsameresi yarattı ki, Ergenekon avukatlarının ‘inci’lerinden insanın gözünü alması artık mümkün değil. İşte size onlardan bir ‘inci’. Bu alıntı gerçek bir köşe yazısından alınmıştır. Hayalimin mahsulü değildir. Şöyle diyor yazar, “Benim bildiğim bu denli büyük ve köklü dönüşümler ancak topyekûn siyasi iktidar değişimiyle, yani devrimle olur. Bir savcının açtığı davadan veya bir iktidar değişiminden bir devrimle gerçekleşecek sonucu beklemek nasıl bir akıldır anlamakta zorlanıyorum. Bu zorlandığım noktayı açıklığa kavuşturacak hiçbir izahla karşılaşamıyorum.”

İzah edeyim. Haklısınız. Devrim olmamıştır. İzah ettim. İzah etmeye devam edeyim, daha uzun bir süre, benim bildiğim, bir devrim falan da olmayacaktır.

Siz ‘devrimden’ bahsedeni duydunuz mu? Ben duymadım. İlla biri devrimden bahsetmişse, olsa olsa bir ‘ehemmiyet metaforu’ olarak bahsetmiştir. Artık Ergenekon’un varlığını reddedemeyen Ergenekon avukatlığı, önünde duranı ‘devrim şişine’ geçirip birilerine yedirmeye çalışıyor. (Devrim şişi de sanırım her evde her mutfakta mevcut.) Kaç kişinin bu kebabı yiyeceği Türkiye’deki doğuştan ‘gerçek devrimci’ sayısıyla orantılı. Ama kim yerse yesin, bu kebap belli ki ‘gerçek devrimci’lerin karnını doyurmayacak. Ergenekon onların dişinin kovuğuna gitmeyecek. Çünkü onların dişleri çok büyük.

Bir de, dişi de, ağzı da, midesi de, onlar kadar büyümemiş olanlar var. Ki ben de bunların arasındayım. Ergenekon davası biz cücelere epey iyi geliyor.

Türkiye’deki siyaset tartışması bir günde varlık yokluk metafiziğinden Guliver’in seyahatlerine geldi. Şimdi büyük soru şu, cücelerin devrimiyle devlerin devrimi aynı şey midir? Cüce demokratların karnını doyuran devrimci devlerin karnını doyurur mu? Masal gibi bir ülkede yaşıyoruz.

Bu masala bir not düşmek isterim.

Gerçek demokrat yoktur. Gerçek demokrasi de yoktur. Tıpkı ‘gerçek ısı’ olmadığı gibi. Isı nasıl bir hakikatse, demokrasi de öyle bir hakikattir. Dereceleri vardır. Ama bütün bu ‘gerçeksizliğe’ rağmen, insan bünyesi soğukla sıcağın ne olduğu konusunda nasıl doğal bir konsensüs sahibi olabiliyorsa demokrasi konusunda da çoğunlukla iyi kötü bir konsensüs sahibi olabiliyor. Tabii burada söz konusu olan ‘insan bünyesi’dir. İnsandan farklı yaratıkların bünyesi farklı tepkiler verebiliyor.

Devam edeyim. Kimsenin ‘demokrasi vaadi’ beni ilgilendirmez. Hakiki siyasi mesele, kimin, hangi partinin gerçek demokrasi vaadettiği, kimin ‘gerçek demokrat’ olduğu değil, demokrasinin kime ne vaadettiği, demokrasiye kimin hakikaten ihtiyaç duyduğudur. ‘Yükselen’ demokrasinin kimi ısıttığı, kimi üşüttüğüdür. Yükselen demokrasi size bir şeyler vermiyor aksine sizden bir şeyler alıp götürüyorsa, kralcı da olabilirsiniz, cuntacı da. Tabii bunu böyle ifade etmeyip uyanık davranabilir, ‘gerçek demokrat’, ‘gerçek devrimci’ olmayı da tercih edebilirsiniz. Nasılsa ‘gerçek’, hiçbir zaman çıplak kalmayacak tek kraldır.

Kör bir adamın aniden on santim önünü görebilir hale gelmesi ‘gerçek bir devrim’ midir? Değil midir? Hadi tartışın. Türkiye’nin her gün yeni bir metafizik tartışma yaratma kabiliyetine hayran olmamak mümkün değil.

Üşenmeden yine tekrar etmek istiyorum. Ergenekon davası ‘gerçekleştirebileceği’ kadar değişimin önemli bir kısmını gerçekleştirdi bile. Bir de, Ergenekon’da nereye kadar gidilirse gidilsin öyle kolay kolay değişmeyecek şeyler var. Bu zor değişen şeyin adına ‘zihniyet’ deniyor. Bizim özel durumumuzda, kraldan çok kralcılık, deniyor. Geçmişte gördük ki, bildiğimiz devrimler de onu değiştiremiyor. Onu değiştirebilmek için iğneyle kuyu kazma ‘devrimi’ gerekiyor.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT