Ergenekon tipi yapılanmaların kaynağı gizli bir kararname mi?

18.04.2009 15:07

Adnan Küçük

Ergenekon kapsamında yürütülen soruşturmalara şimdi de 12'si eklendi. Bu kapsamda kamuoyunun çok yakından tanıdığı Üniversite camiasından bazı kişilerin tutuklandığı ya da evlerinin arandığı görülmektedir. Her geçen gün bu yapılanmanın bir başka memlekette emsali pek mümkün olmayan boyutta memleketin kılcal damarlarına varıncaya kadar ne ölçüde örgütlü hale geldikleri gün yüzüne çıkmaktadır. Ben bu gün meselenin şimdiye kadar hiç akla ve gündeme gelmeyen yönü üzerinde durmak istiyorum.

Yazı için seçtiğim başlık belki de çoğu insanı ilk bakışta şaşırtabilir, hatta şok edici bir etki meydana getirebilir, okuyanlar "böyle bir şey olamaz" diyerek bu başlığı tamamen saçma bulabilir. Ama bazı resim ve kareler bir araya getirildiği zaman başlığın içerdiği iddianın hiç de öyle yabana atılır türden olmadığı kanaatindeyim. Anayasanın geneline hâkim güvenlik merkezli otoriter ruh ile bütünlük içerisinde 137/3. madde hükmünü, hukuki metinlerinin yayımlanmasına ilişkin uygulamalarla birlikte değerlendirdiğimizde manzara netleşmektedir.

1982 Anayasasının hukuk devleti ilkesini rafa kaldıran en sorunlu hükümlerden birisi 137/3. maddedir. Bu maddenin 2. Fıkrası: "Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz". 3. Fıkrası: "Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır". Böyle bir anayasal hükme, hukuk devletinin cari olduğu hiçbir demokratik ülkede rastlayabilmek katiyen mümkün değildir.

Bu resmi, hukuki metinlerin yayımlanmasına ilişkin düzenleme ve uygulamalarla tamamlamak istiyorum. Anayasanın 89., 91. ve 115. maddeleri gereğince, Kanun, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve Tüzüklerin Resmi Gazetede yayımlanması zorunludur. Bu konuda Anayasada herhangi bir istisna yoktur. 124. maddeye göre: "Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir". Bu durumda Kanun, KHK ve Tüzüklerin mutlaka Resmi Gazetede yayımlanması gerekir. Yönetmeliklerden ise sadece kanunda açıkça belirtilenlerin yayımlanması zorunludur; diğerlerinin yayımlanma mecburiyeti yoktur. Uygulamaya batkımızda bazı durumlarda bu amir hükümlere, Anayasaya aykırılık pahasına pek uyulmadığı görülmektedir. 17-19 Kasım 1994 tarihlerinde İstanbul'da yapılan sempozyumda sunulan bir Tebliğe göre[1] 1972-1994 yılları arasında çıkarılan 546 KHK'den 100 tanesi Resmi Gazetede yayımlanmamıştır. Ayrıca, Türkiye'de Post-modern darbenin yaşandığı 28 Şubat döneminde çıkarılıp da yayımlanmayan KHK var mı bilmiyoruz. Tebliğde Resmi Gazetede yayımlanmadığı halde uygulanan Bakanlar Kurulu Kararlarından da söz edilmektedir. Bunlara yayımlanmayan kanunları da ilave edebiliriz. Nitekim bir zamanlar Resmi Gazetede yayımlanmayan kanunların bulunduğu da ileri sürülmüş ve 03.05.1934'de çıkarılan 2425 Sayılı Kanun örnek gösterilmişti (Zaman Gazetesi, 20.03.2002). Peki, bu kanundan başka yayımlanmamış gizli saklı kanun var mıdır? Bu konuda bir araştırma mevcut değildir. Anayasanın açık hükmüne rağmen yayımlanmayan 100 tane KHK var ise acaba daha başka gizli-saklı kanunlar var mıdır? sorusu insanın aklına gelmektedir. Aynı şüphe tüzük ve diğer düzenleyici işlemler için de söz konusudur.

137/3. maddeye tekrardan dönmek istiyorum. Bu hükümle "kanunlarla gösterilen istisnai hallerde, konusu suç olan emirlerin yerine getirilmesinin suç olmaktan çıkarılması yolu açılmış olmaktadır". Bu durumda, kamu düzeni ya da güvenliğinin korunması amacıyla çıkarılacak bir kanuni düzenlemeyle, çok sayıda suç teşkil eden fiilleri işlemek suç olmaktan çıkarılabilecektir. Burada bir hususa değinmek istiyorum. Bu hükmün anti-demokratikliğinin tartışılmaz olması bir yana, şayet, bu hükme istinaden bir kanun yapılacak olsa bile, bunun Anayasaya uygun ve geçerli olabilmesi için Resmi Gazetede yayımlanması zorunludur. Aksine bir durum, Anayasaya aykırılık bir yana, hukuk devletinin despotik polis devletine dönüşmesi anlamına gelir.

Şimdi Anayasanın 137/3. hükmünü, yayımlanması zorunlu olduğu halde bazı hukuki düzenlemelerin yayımlanmaması uygulamasıyla birleştirecek olursak, şu sorular ciddi olarak akla gelmektedir: Acaba Anayasal olarak yayımlanması zorunlu olduğu halde yayımlanmayan ve konusu suç teşkil eden bazı emirleri suç olmaktan çıkaran gizli KHK, kanun ya da gizli kanunlardan birisine istinaden çıkarılan (gayrı) hukuki işlemler mevcut mudur? Daha somut ifade etmek gerekirse: Mesela var olduğu çoğu kişiler tarafından ısrarla iddia edilen, arada bir varlığını gösteren belgeler yayımlanan, ama yetkililerce her defasında inkâr edilen JİTEM'in Anayasanın açıkı hükümlerine aykırı bir gizli Kararname ile kurulmuş olması söz konusu olabilir mi; ya da gizli düzenlemelerle oluşturulmuş ve suç işleme konusunda yetkilendirilmiş daha başka oluşumlar var mıdır? Ergenekon yapılanması, gizli bir Kararname ya da bir diğer gizli düzenlemeye dayanıyor olabilir mi? Bilinen-bilinmeyen gizli hukuki düzenlemelerin çokluğu, Anayasanın 137/3. fıkra hükmü ve bir de bu yapılanma içerisinde en üs kademede kamu görevlilerinin hem de yönetici kademesinde yer aldığı yönünde (Ergenekon İddianamesinde) iddiaların bulunması, bu şüpheleri ciddi manada güçlendirmektedir. Nitekim mevcut kanunlara göre suç teşkil eden fiilleri gerçekleştirdiği iddia edilen ve Ergenekon soruşturması kapsamında yer alanların birçoğu şunu söylemektedir: "Efendim biz bütün bu fiilleri üstümüzden gelen emirlerle gerçekleştirdik". Bazı kişilerin işlemiş oldukları suç fiillerini üstlerinin emri ile gerçekleştirdikleri yönündeki iddialar, üstlere, altında bulunanlara, konusu suç olan emirleri verme konusunda yetki veren gizli hukuki düzenlemelerin mevcudiyeti yönündeki şüpheleri daha da güçlendirmektedir. Şayet böyle bir belge yok ise bu kişiler nasıl oluyor da çok rahat bir şekilde bu fiilleri amirlerinin emirleri istikâmetinde gerçekleştirdiklerini iddia etmektedirler?

Belki şu söylenebilir: "Yayımlanması zorunlu olan bir düzenlemenin yayımlanmaması halinde, o metin yürürlüğe girmemiştir, hukuken hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır, bunları hukuken hiçbir mahkeme ya da yönetim organı uygulayamaz". Nitekim aynı sempozyumda Yılmaz Aliefendioğlu bu yönde görüş beyan etmiştir. Ama ya bu tür gizli düzenlemeler uygulandığı halde yargıya intikal etmemişlerse ne olacaktır? Tebliğde, gizli KHK'lerin derin mahfillerde üstü tozlu olarak kalmadığı da ifade edilmektedir. Tebliğde yer verilen bazı mahkeme kararlarından anlaşılacağı üzere, bunlar uygulanmış da. Danıştay 12. Dairesinin bir kararında (24.04.1978 Tarihli), 15.07.1972 Tarih ve 7/4657 Sayılı olduğu belirtilmesine rağmen Resmi Gazetede yayımlanmayan bir kararname ile alakalı olarak şöyle denilmiştir: "...söz konusu kararname Resmi Gazetede yayımlanmamıştır. Bu itibarla üçüncü şahısların bilgisi dışında bulunan bu kararnameyle getirilen düzenlemenin üçüncü şahısları bağlayıcı nitelikte kabulü ve bu düzenlemeye aykırı davranıldığından söz edilerek yaptırım uygulaması tecviz edilemez". Bu tespitin doğruluğu, ancak uygulamaların yargıya taşınması halinde anlamlıdır. Uygulandıkları halde yargıya taşınamayan gizli düzenlemelerin uygulanmasına ilişkin böyle bir şans yoktur. Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirildiği iddia edilen ve konusu suç olan fiiller, şayet gizli bir hukuki düzenlemeye dayanmakta ise, bu soruşturma ve yargılama neticesinde mahkûmiyet kararı ortaya çıkması halinde, bu gizli metinlerin hukuken geçersizliği tescillenmiş olacaktır. Bu kez şu soru akla gelmektedir: Ya yargıya taşınamayan ve kaynağını, yayımlanmadıkları için açıkça Anayasaya aykırı olan gizli metinlerin teşkil ettiği diğer vakalar varsa, peki onların akıbeti ne olacaktır? Muhtemelen bunların bir kısmı ya zaman aşımına uğramış, ya da faili meçhule giderek üstü örtülüp kaybolmuştur. Şimdi "kaynağını gizli metinlerin oluşturduğu, fakat ilgili kişilerce bilinemeyen suçlar var mıdır, var ise bunlar nelerdir?", bilinmemektedir. Şayet bütün faili meçhul cinayetler, bu kabilden Anayasaya aykırı gizli kapaklı hukuki düzenlemelerden kaynaklanan yetkilere dayalı emirlerle yerine getirilmiş ise o zaman bu türden fiillerin sayısındaki çokluk (yaklaşık on yedi bin civarında faili meçhul cinayetin varlığından söz edilmektedir), meselenin dehşetini daha fazla gün yüzüne çıkarmaktadır.

Kişilerin gündelik ve özel hayatına müdahale edecek şekilde üretilen hukuki kurallar dizisinin gizli-kapaklı kalması, insan hakları ve hukuk devleti açısından büyük bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Şayet bir ülkenin Anayasasında hukuk devleti en temel anayasal değerlerden birisi kabul ediliyorsa, hak ve hürriyetlerin alanını belirleyen herhangi bir düzenleyici işlemin gizli olması kabul edilemez. Bir takım gizli hukuk metinlerin vatandaşlar tarafından bilinemeyip sadece bazı devlet personeli tarafından bilinmesinin ve bunların, varlığından dahi haberdar olmayan kişilere uygulanmasının, hukuk devleti ve insan onuru ile bağdaştırılması mümkün değildir. Bu tür uygulamalara ancak polis devletinde rastlanır. Ayrıca böylesine bir tutum sergileyerek gizli düzenlemeler yapmak, esasen Anayasanın rafa kaldırılması anlamına da gelmektedir. Bunun adı bir Anayasal suçtur.

Gizli mevzuata göre icra edilen ve temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ile yakından alakalı olan idari faaliyetlerde, devletin hukuk dışına çıkabilmesi her zaman mümkün olduğu için, kamuoyu nezdinde, güvenlik endişesi ile gerçekleştirilen birçok vakada, derin devlet bağlamında devletin sürekli şaibe altında kalması olgusunun ortaya çıkması ve bu esrarlı perdenin devam etmesi ortamında, her ne kadar devletin masumiyeti resmi ağızlarla vurgulu bir şekilde açıklansa da, kamuoyunda bunun inandırıcılığını sürdürebilmesi zordur.

Bütün bu sebeplerden dolayı, Anayasanın otoriter ruhu+137/3. madde hükmü+bazı gizli hukuki metin ve uygulamalar bütünü, Ergenekon yapılanması ile onu tamamlayıcı nitelikte olan diğer muhtemel yapılanmaların arkasında bazı Anayasaya aykırı gizli hukuki düzenlemelerin varlığı yönündeki şüpheleri artırmaktadır. Türkiye'nin bu durumu ciddi olarak tartışması, şayet bu kabilden hukuki düzenlemeler var ve uygulanmaktaysa evleviyetle bunların ayıklanması, dahası bunların ibret-i alem için kamuoyuna aktarılması gerekmektedir. Şayet ülkemiz hukuk devleti ise, herkesin bunları bilmesi bir Anayasal haktır. Bu konuda yapılacak ciddi ve tavizsiz bir yargılama neticesinde, gizli düzenlemelere dayalı olarak suçların işlendiğinin sabit olması halinde, hem bu kişilere hak ettikleri cezalar mutlaka verilmeli, hem de (şayet mevcut ise) onlara kaynaklık eden Anayasaya aykırı gizli düzenlemeler kamuoyuna açıklanmalı, ta ki, artık hiçbir kimse, ne böyle gizli kapaklı hukuki düzenlemeleri yapmaya yeltensinler, ne de bazıları bu kabilden düzenlemelerle kendilerini suç işleme konusunda yetkili görsünler.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim