Ergenekon delillerini yok etme çabası

30.01.2009 18:36

İrfan Yıldırım

Ergenekon davası ilerledikçe sanıkların içeride, Ergenekon lobisinin dışarıda yapmaya çalıştığı savunma tamamen çökmüş durumda. Dava, yeni dalgalarla ilerledikçe elde edilen yeni delillerle artık bir savunma hattının kalmadığı anlaşılıyor.

Durumu fark eden ETÖ, dava delillerini yok edecek arayışlar içinde. Malum ETÖ'nün en güçlü olarak örgütlendikleri kesimlerden biri de hukukçular camiası. Şimdi birtakım ayak oyunlarıyla adaletin gerçekleşmesi ve hukuk düzeninin tesisi engellenmek isteniyor. Bu ayak oyunlarının siyasî, bürokratik ve medyatik kısmını şimdilik bir yana bırakarak, hukukî alandakilerin üzerinde duralım.

Hukukî alanda yapılmaya çalışılanlar da birkaç kalemde toplanabilir. İlk olarak savcılar başta olmak üzere, yargıçlar ve soruşturmayı yürüten emniyet kuvvetleri akla hayale gelmeyecek şekilde tehdit edilmeye, yıldırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışılıyor. Bu güçlü kampanyaya rağmen davayı başarıyla yürüten heyet korkutulamadığı ve kamuoyu nezdinde yıpratılamadığı için bu heyetin değiştirilmesi, bu da yapılamazsa bilhassa savcı sayısının artırılarak soruşturmanın sulandırılması ve savsaklanması istikametinde formüller aranıyor. Bu bakımdan kamuoyunda, Ergenekon davasına muhalefetleri ve sanıklara yakınlıklarıyla bilinen eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun ve YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun savcı sayısının 40'a çıkarılması gibi önerileri kuşkuyla karşılandı. Yine ETÖ konusunda taraf olan Aydınlık Dergisi'nin bu istikamette yayınlarla HSYK'yı tesir altına almaya yönelik yayınları bu kuşkuyu artırdı. Bu tavsiyeleri takiben ilgili mahkemeye biri vaktiyle Başbakan Tayyip Erdoğan aleyhinde dava açmış ve içlerinde Mahkeme Savcısı Zekeriya Öz'den kıdemlilerin de bulunduğu üç savcının atanmış olması kamuoyunun duyarlılığını artırdı. Hukukî alanda ETÖ davasını etkileyecek bir başka önemli gelişme ise emniyet kuvvetlerinin "telefon dinleme yetkisine" karşı açılan kampanyadır. Bu kampanya çok önemlidir, çünkü emniyet kuvvetlerinin elinden bu yetki alınırsa ETÖ'nün dışarıda kalan kısmıyla beraber bütün terör örgütlerinin elleri serbest bırakılmış, emniyet kuvvetlerinin elleri bağlanmış olacaktır. Nitekim şimdiden Ergenekon davasında yaptığı tuhaf açıklamalarıyla dikkat çeken Hikmet Sami Türk, bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararla ETÖ davasındaki delillerin geçerli olmaması gerektiğini iddia edebilmektedir. Mahkeme kararının geçmişe teşmil edilemeyeceğini bilmesine rağmen hukukçu kökenli eski bir adalet bakanının böyle bir iddiada bulunması açık tarafgirliğinin bir kanıtı olarak kayıtlara girmiştir.

Her yetkinin denetime açık olması gerekirken Emniyet kuvvetlerinin dinleme yetkisini düzenleyen kanun, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürülmüştü. Hürriyet Gazetesi'nin görüşmenin yapılacağı gün manşetlerine taşıdığı haber ise Manisa 4. Asliye Mahkemesi'nin bu yetkinin tamamen iptaline ilişkin talebi. Mahkeme, bir oto hırsızlığı davasına bakarken önüne gelen dinleme dosyasından hareketle nasıl böyle genel bir hükme varıyor, bu ayrıca tartışılmalı. Mahkeme, bu yetkinin çok geniş olduğu, toplumda dinlenme korkusuyla şizofren ve paranoyak bir anlayışın yer ettiği iddiasıyla bu yetkiyi veren kanunun iptalini istiyor. Basit bir oto hısızlığından buralara nasıl varılıyor, gerçekten insan anlamakta zorlanıyor. Mahkeme somut bir hata tespit etmişse, görevini suistimal eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunabilirdi. Ancak mahkeme, meseleyi bu şekilde değerlendirmemiş. Şimdi mahkemeyi bu tartışmalı kararıyla baş başa bırakarak Anayasa Mahkemesi'nin bugün itibarıyla verdiği karara bakalım.

Anayasa Mahkemesi, ilgili kanunî düzenlemenin iptali ve yürütmenin durdurulmasıyla ilgili Sezer'in başvurusunda sadece bu dinleme ve kaydetmeleri denetleme yetkisini başbakanın atayacağı kişi veya komisyonun yapacağına ilişkin hükmü iptal etti. Bu iptalin "dinleme ve kaydetme" yetkisinin iptali ve sınırlandırılması anlamına gelmediği açıktır. Ancak kamuoyunda yaratılan hava, sanki bu yetki iptal edilmiş gibidir. Bu hava dahi, ETÖ lobisinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu göstermesi bakımından manidardır.

Polis, jandarma ve MİT olmak üzere emniyet kuvvetlerine verilen her yetkinin yürütme, yasama ve yargının denetlemesine tabi olması elzemdir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kararı ve bürokratik genel hava, bu denetlemenin sadece yargı kısmına müspet bir şekilde bakmak yönündedir. Nitekim son kararda da mahkemenin, bu istikamette bir yorumda bulunduğu tahmin edilebilir. "Dinleme ve kaydetme" yetkisi de emniyet kuvvetlerinin sahip olduğu her yetki gibi suistimale açıktır. Lakin bu suistimal ihtimali, emniyet kuvvetlerinin yetkilerinin elinden alınmasıyla çözüme bağlanacak olsaydı, emniyet kuvvetlerinin görev yapacağı bir alan kalmazdı. "Dinleme ve kaydetme" yetkisinin tamamen iptali kampanyası, hukuka aykırı şekilde silah kullanarak yaralama veya ölüme sebep verme dolayısıyla bütün emniyet kuvvetlerinden silahların toplanmasına, işkence ve kötü muamele dolayısıyla bütün karakol ve hapishanelerin kapatılmasına benzetilebilir ancak. Bu mantıkla gidersek yanlış kararlar verdiği için bütün yargı organlarının kapatılması da talep edilebilir. Görüldüğü gibi ETÖ çevreleri, gerçeklik algısını dahi kaybetmiş durumdalar. Yargının bu propagandalara ve adaleti engelleme çabalarına izin vermesi beklenmemelidir. Yargının üzerindeki baskının azaltılması için, yasama ve yürütme ile kamuoyu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını desteklemelidir. Bu tür hatalar karşısında, toptancı hükümlerden kaçınarak yürütme, yasama ve yargı ile kamuoyunun somut olaylarındaki denetimiyle hukuksuzluklar engellenebilir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim