1. YAZARLAR

  2. Atilla Yayla

  3. Ergenekon davasından dersler
Atilla Yayla

Atilla Yayla

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon davasından dersler

A+A-

Ergenekon davasının 1950'de demokrasiye geçişimizden beridir vuku bulan en önemli siyasî ve hukukî olaylardan biri olduğu kanaatindeyim. Bu dava, sonuçları ve yankıları ile ülkemizi her bakımdan etkileyecektir.

Sadece siyasî hayatımızda değil, hukukî yapımızda ve toplumsal hayatta da derin izler bırakacaktır Ergenekon davası demokratik sistemi ve halkın tercihlerinin sonuçlarını hazmedemeyen çevrelerin demokratik iktidarları hukuk dışı ve gayri meşru yollarla alaşağı etme, sarıp sarmalama ve çaresiz hale getirip teslim alma çabalarına ilişkin bir davadır. Dava iddianamesinin suçlamalar yönelttiği kişiler, devlet içinde görev yapan resmî görevliler, zamanında resmî görev yapmış emekliler ve onlarla aynı zihniyet dünyasını paylaşan sözüm ona sivil odaklardır. Ergenekoncuların hedeflerine ulaşmada her yolu mubah gördüğü, cinayetten zıt görüşlü çetelerle işbirliğine, toplu katliamlardan şantaja kadar her yola başvurduğu iddia edilmektedir.

Toplumda bu davanın açılmasından hoşnut olanlar da vardır, olmayanlar da. Olmayanlar demektedir ki; dava hayalî delillere dayanmaktadır, somut maddî temelleri yoktur, AKP muhaliflerini etkisiz hale getirme aracı olarak kullanılmaktadır, suça bulaşmaları düşünülemeyecek saygın kişileri hedef almaktadır, toplumu tedirgin etmiştir, hukukun temel kuralları ihlal edilerek yürütülmektedir.

Davanın hiçbir somut temele oturmadığı iddiasına sarılmak artık imkânsız görünmektedir. Delillerin tam olarak neler olduğu, savcıların sahip olduğu bir bilgi olmakla beraber topluma yansıyan bilgi ve deliller davanın kuvvetli dayanakları olduğu kanaatini uyandırmaya yetmektedir. Bulunan gizli cephanelikler, silahlar, bu silahlarla çeşitli kanun dışı eylemlerde kullanılan silahlar arasındaki akrabalık ilişkileri, bazı sanıklar arasındaki tuhaf ve karanlık ilişkiler ortada gayri meşru bir yapılanma olduğu konusunda kuşkuya yer bırakmayacak niteliktedir. Yani, hukuk dışı, demokrasiye kastetmek isteyen çeteci bir örgütlenmenin mevcudiyeti kesindir. Tam olarak bilmediğimiz ama öğrenmemiz gereken, bu yapılanmanın boyutları, mensupları ve icraatlarının kimler ve neler olduğudur. Bu noktalar hem savcıların gayretleriyle hem de umulur ki sanıkların itiraflarıyla yeterince aydınlatılacaktır.

Davanın AKP muhaliflerini hedef aldığı suçlaması temelsiz görünmektedir. Gözaltına alınanların aynı zamanda AKP'ye karşı olması şaşırtıcı değildir; zira AKP, altı yıldır iktidardadır ve Ergenekon'un kumpaslarının çoğu bu partiye karşı düzenlenmiş kumpaslardır. Ortalığa saçılan bilgi ve belgeler, hatta bazen resmî nitelik taşıyan konuşmalardaki açıklama ve tonlamalar, Ergenekon'un stratejik hedeflerinden birinin AKP hükümetini alaşağı etmek olduğunu zaten açıkça göstermektedir. AKP muhalifliği, kimsenin gözünü kapamasına sebep olmamalıdır. Yapıldığı iddia edilen şeyler hangi demokratik iktidara karşı yapılmış olursa olsun yanlış olacak ve suç teşkil edecek şeylerdir. Davanın AKP zamanında açılmış olması ve AKP'nin çok yerinde bir tutumla hükümet olarak yargısal sürece siyasî destek vermesi, bu davanın sadece AKP'nin davası olduğunu göstermez. Davada demokrasiye inanan ve önem veren herkes taraf olmak durumundadır, iktidarda kim olursa olsun.

Saygın kişilerin suç işlemeyeceği iddiası da tuhaftır. Bütün darbeler, "saygın" olduğuna şüphe duyulmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş ve de alkışlanmıştır. Şüphe yok ki; hukukun temel ilkesi masumiyet karinesi bu davada da geçerli olmalıdır. Ama masumiyet karinesi masuniyet karinesine, yani bazılarına suç işledikleri yolunda kuvvetli deliller bile olsa dokunulamaz karinesine dönüştürülmemelidir.

Bu çerçevede toplumun davadan tedirgin olduğu iddiası da inandırıcı değildir. Herkes gibi ben de toplum kesimlerinin reaksiyonunu gözlüyorum. Toplumda tedirgin olan bir kesim olduğu doğru. Ama bu kesim, ağırlıklı olarak zaten Ergenekon zihniyetini paylaşan bir kesim ve bir azınlığa tekabül etmekte. Toplumun ezici çoğunluğu iki şey hissediyor, düşünüyor. En başta kudretli insanlara dokunulabileceğini görmenin şaşkınlığı ve rahatlatıcılığı içinde. Çünkü dava sayesinde kanunların sadece kendisi gibi zayıflar, korunaksız vatandaşlar için geçerli olmadığını, belki de ilk defa, görüyor. İkinci olarak büyük bir merak içinde. Yargılamada ortaya çıkan bilgileri heyecanla takip ediyor ve davanın sonuçlarının ne olacağını merak ediyor. Bu toplumu tanıyanlar bilir. Politikacıları çok eleştirseler bile insanlar politikacılara kendileri tarafından verilen iktidarın yine kendileri tarafından alınmasını isterler. Bu yüzden, Ergenekon gibi yapılanmaların yaptıklarını kendi yetkilerine bir haksız müdahale olarak görürler. Seçimle gelenin seçimle gitmesini isterler. Darbe zamanlarında sessiz kalsalar bile ilk fırsatta darbecileri ve darbeci zihniyeti sandığa gömerler.

Davaya yönelik eleştiriler arasında ciddiye alınması gerekenler, yargılama sürecinde hukukun hakimiyeti ilkesine uyulup uyulmadığıyla ilgili iddialardır. Bu noktada savcıların ve hakimlerin elbette çok dikkatli olması icap etmektedir. En başta masumiyet karinesine saygı gösterilmelidir. Davada yargılanmakta olanlar suçlu değil, sadece sanıktır. Bütün sanıklar, toplumun ezici çoğunluğuna siyasî bakımdan kabahatli görünseler bile, hukukî olarak suçları ispat edilene kadar masumdurlar. Muhakemede elbette adil yargılama kurallarına uyulmalıdır. Sanıklar ne ile suçlandıklarını bilmelidir. İddianame hazırlama süreci mümkün mertebe kısa tutulmalıdır. Gözaltına alma bir tedbir olmaktan çıkarılıp bir cezaya dönüştürülmemelidir. Kişilerin özel hayatlarıyla ilgili, davayı alakadar etmeyen bilgiler iddianameye dahil edilmemelidir. Bu arada medyaya yansıyan bilgiler ve konuşma kayıtları ile hukukî deliller birbirine karıştırılmamalıdır. Bu bilgilerin bir kısmı muhtemeldir ki; elde edilme biçimleri itibarıyla hukukî meşruluktan mahrumdur ve davada delil olarak kullanılamayacaktır. Doğru olanı budur. Ancak, bu bilgilerin çarpık bir zihniyetin ve karanlık ilişkilerin ifşası bakımından yarar sağlamakta olduğu da unutulmamalıdır.

Medyanın davadaki rolü de gözden kaçırılmamalıdır. Ergenekon zihniyetine âşık gazete ve televizyonların bizi inandırmaya çalıştığının tersine medyada yürütülen asıl büyük operasyon masumları suçlu gösterme operasyonu değil, Ergenekon'un üstünü örtme operasyonudur. Medyada son yıllarda ortaya çıkan çeşitlilik ve çoğulculuk olmasaydı muhtemelen Ergenekon hakkında ya hiçbir şey öğrenemeyecektik ya da çok az şey. Medyada çoğulculuğa gerçekten çok şey borçluyuz. Ergenekon davası hukukî olarak nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye demokrasisi bu süreçten kazançlı çıkacaktır. Demokratik iktidara demokrasi dışı yollarla müdahale çabaları toplum nazarında bu dava sayesinde mahkûm edilmiştir. Dava, benzer müstakbel teşebbüslerin maliyetini yükseltmiştir. Bunlar küçümsenecek kazançlar değildir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT