1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Ereğli'de "Ali Şeriati ve Düşündükleri" Semineri
Ereğli'de "Ali Şeriati ve Düşündükleri" Semineri

Ereğli'de "Ali Şeriati ve Düşündükleri" Semineri

Ereğli Özgür-Der’de bu hafta düzenlenen seminerin konusu "Ali Şeriati ve Düşündükleri" idi.

A+A-

Seminer Bartın Özgür-Der’den misafir olarak katılan Emre METİNSAYAR tarafından sunuldu.  1925-1979 İran Pehleviler döneminin hatırlanılmasıyla başlayan seminer’de, 1925’de bir darbe ile başa gelen Rıza Şah Pehlevi döneminin yönetim şekli ve uygulamalarının hatırlatılmasıyla söze girilerek şu konular üzerinde duruldu;

 Batı Rejimlerini ideal olarak gören Rıza Şah Pehlevi, kendisine örnek olarak da Atatürk’ü alır ve Türkiye’de onu ziyaretlerde bulunur. Ancak toplumsal zeminlerin farklı oluşu sebebiyle İran’da Atatürk kadar başarılı olamamıştır. 1941 yılında Rıza Şah iktidarını oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’ye devreder. Babasından farklı bir yönetim şekli ortaya koyan Muhammed Rıza Pehlevi kendisini dindar gösterip, halkın üzerindeki etkisini artırmak ister. Petrolün batılı güçlerin eline geçmesi yönünde ciddi gayret gösterir. Gelir dağılımdaki adaletsizlik, ülkeyi batılılaştırma gayretleri ve İran’ın aleyhine tutumları İran’da gerçekleşen devrim sürecini hızlandıran faktörler olmuştur.

Ali Şeriati’yi bizim için anlamlı ve değerli kılan nedir? Niçin Ali Şeriati gibi kişiler hakkında bilgi sahibi olmak ve onlar hakkında konuşmamız gerekmektedir?

Ali Şeriati’nin bizim için neden önemli olduğunu anlayabilmemiz için, ilk önce 19. Ve 20. Yüzyılı değerlendirerek Şeriati’nin yaşadığı döneme gelmemiz, konuyu daha iyi anlayabilmemiz açısından yararlı olacaktır. Müslümanlar tarih içerisinde Kuran ve Sünnetle olan bağlarını kopardılar. Bu zaaflı durumumuzdan yararlanan Batılı güçler, emperyalistler bir zamanlar Ümmet olan bu toprakları parçaladılar ve sınırlara böldüler. Ve her bölünen toprak parçasını isimlendirerek, O bölgelere kendi çıkarlarını ön planda tutacak Diktatörler yerleştirdiler.

Yıllarca bu Diktatörler Müslümanlara işkenceler, zulümler yaptılar. Ümmet bilincini yitiren, Kitab ve Sünnetle bağları zayıflamış ve bulunduğu şartları değiştirilemez kabul eden Müslümanlar, bir nevi bu durumu kader olarak algıladılar.19.yüzyıl ortalarında Cemalettin Afgani‘nin Kur’an’a yeniden dönme, nefsimizi arındırma ve ıslah çabaları sonucu Muhammed Abduh, Reşid Rıza gibi takipçilerinin de devam ettirdiği ıslah hareketi ortaya çıkarak, Müslümanları yeniden dirilterek ihtiyaçları olan taze kanı onlara taşıyabilmişlerdir. Islah hareketi ekolü takipçileri Türkiye’de Mehmet Akif, Mısır’da Hasan El Benna ve Seyyid Kutub, Hindistan’da Mevdudi  ve Son olarak konumuzun başlığı olan Ali Şeriati olmuştur.

 Ali Şeraiti, 44 yıllık ömrüne 200’e yakın konferans sığdırmıştır.Kitap çevirileri,yazılar ve yayınladığı kitapları ile gerek kendi yaşamış olduğu İran’da devrime katkılarıyla,gerek İslam Dünyası ve   Dünya’nın birçok bölgesini hatırı sayılır şekilde etkilemiş nadir aydınlardan birisi olmuştur.

 HAYATI

Ali Şeriati 1933 yılında Meşhed şehri’ nin Kahek köyün’de doğdu, Mezinan köyün’de büyüdü. Babası Muhammed Taki Şeriati, oğlunun çocukluk yıllarından itibaren kişisel ve fikri gelişiminde çok büyük pay sahibidir. O dönemler Kominizm’in yaygınlık kazandığı ve gençleri etkilemeye çalıştığı yıllardı. 1941 yılında Sosyalist/Komünist Tudeh partisi kurulmuş ve 1947 yılında Muhammed Taki İslam Hakikatlerini Yayma Merkezi’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştı. İslam Hakikatlerini Yayma Merkezi’nin kuruluş amacı toplumdaki modernleşmeye karşı gençleri ve Halkı Kuran’a göre uyarmaktı. Şeriati bu çatı altında yetişmiş, konuşmalar yapmış, ilk tasavvur dünyası burada şekillenerek onda güçlü bir Müslüman söyleme dönüşmüştür. Konuşmalarında sıkça ön plana çıkardığı ‘’hayat,iman ve cihaddır’’sloganı bunun bir yansımasıdır.

 1950’de’’ Allah’a Tapan Sosyalistler ‘’ fikir klubüne katılır. Şeriati’nin bu klübe katılma amacı ülkeye giren batıcı akımlara karşı gençleri korumak  ve İslam’daki Sosyal adalet vurgusunu ön plana çıkarmaktır. Kuran-Sünnet-Ali’nin sözleri klübün temel kaynaklarıdır. 1952 yılında ‘’Ebuzer’’ adlı kitabı Arapça’dan Farsçaya tercüme eder. Bu Şeriati’nin ilk kitap deneyimidir  ve artık Ebuzer onun kişiliğinde şekillenen  bir modele dönüşecektir. 1955 yılında Meşhed İnsani Bilimler Fakültesi Edebiyat Bölümüne girer.1958 yılında Puran hanımla evlenir.1959 Yılında Fransa’ya gider. Yeterli derecede Fransızca bilmeyişi, eşinin hamile oluşu kendisini yalnız hissetmesi nedeniyle bir hayli zor geçer ve bu sıkıntılı dönemi yenebilmek için Alexis Carrel’den ‘’Dua’’ adlı kitabı evden hiç dışarı çıkmadan Fransızca’dan Farsça’ya tercüme eder. Şeriati Fransada 5 yıl geçirmiş Sosyoloji alanında Berkson, Albert Camus, Sartre, Shvartz, Gurvitch, Berk İslami Bilim’de Luis Masingnon, Frantz Fonen’den dersler almıştır. 1963 yılında doktora tezini verir ve mezun olur.1964 yılında İran’a dönüş yaparken Türkiye- İran sınırında tutuklanır ve 6 ay hapis yatar. 1966 yılında göreve başladığı Meşhed Edebiyat Fakültesinde artık öğrencileri tarafından büyük ilgi görmeye başlamıştır ve konuşmaları kayda alınarak ülke genelinde hızla yayılmaya başlar.1968 yılında ‘’Kevir’’ adlı kitabı yazar. 1971 yılında Hüseyniye-i İrşad kurumunda konferanslar vermeye başlar. Şeriati’ye ilgi artık çok fazla yayılmış ev hanımları, öğrenciler, esnaf ve halk ona çok yoğun ilgi göstermeye başlamıştır. Bu Savak için ciddi bir sıkıntıdır. Zamanla ders saatleri azaltılır ve Hüseyniye-irşad kurumu kapatılır. 1972 yılında Savak Şeriati’yi bulamadığı için babasını tutuklar. Bir süre sonra Şeriati babasının serbest bırakılması karşılığında tutuklanır. Şeriati’nin bu en uzun tutkluluk süresidir. 18 ay bir hücrede kalır.1974 Yılında hapisten çıkar ama bu gözetim altında bir özgürlüktür. Yazı yazması, konuşma yapması vb. bütün faaliyetlerine yasak getirilmiştir. Eşi Puran hanım’ın tavsiyesi üzerine hicret kararı alır ve İngiltere’ye gider. Burada bir otel odasında ise hakkın rahmetine kavuşmuştur. Yüksek ihtimaller bu şüpheli ölümüm Savak tarafından yapılmış olabileceği adınadır. Şeriati’nin kabri Suriye’de Hz. Zeyneb’in kabri’nin yakınlarına defnedilir.

Devrim Sonrası, Bugünkü İran Değerlendirmesi

Bugün İran büyük bir daralma ve inhiraf yaşamaktadır. Devrim öncesinde çözümleyici içtihatlar ve ümmetin maslahatını önceleyen siyasi perspektifler üreten kadrolar, Ali Şeriati ve yetişmiş talebeleri suikastlarla yok edilmiş yahut dar ufuklu ve enaniyet dolu yöneticiler tarafından tasfiye edilmiştir. Bugün ümmetin maslahatı yerine statükoyu korumaya çalışan İran’ın elitleri, dışarıdaki devrim çizgisine biatli insanları da yanlış yönlendirmektedirler. Devrim sürecinde en popüler slogan olan ‘’La Şiiyye La Sünniyye  Vahde Vahde İslamiyye ‘’ sloganının muhtevasına sahip çıkanlar gittikçe Sünnilik ve Vehhabilikle suçlanmaya başlamışlardır. Ümmet bilinci terk edilince, zalim ve kâfir Baasçı Suriye rejimini İmam Humeyni zamanından beri kendisine müttefik edinmiş ve bu içtihadını da hiç gözden geçirmemiş olan İran yönetimi ve Lübnan’daki uzantısı Hizbullah, 1982 Hama olaylarında yaşanan zulmün çok daha şiddetlisi karşısında susuyorlar; hatta halkına karşı kimyasal silahlar kullanarak küresel bir suç işleyen Suriye Diktatörü Beşşar Esed’in dostu olduklarını ilan edebiliyorlar. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Suriye direnişcileri tarafından 18 Temmuz günü gerçekleştirilen saldırı sonucu Şam’da ölen Baas yönetiminin üst düzey işkenceci, zalim ve fasık yöneticileri için canlı yayında dua edebilmiş ve onları ‘’şehit’’ ilan edebilmiştir.

Anlatmak istediğimiz sonuç olarak şudur: İran, İslam Devrimi’nin değerlerine yabancılaşmıştır. 1979’dan bu yana gelen devrim süreci siyasi ve ekonomik olarak fark edilir bir özgünlük oluşturamadığı gibi, kültürel ve sosyal alanda da gelişememiş, aksine gerilemiş ve genç nesillere sahip çıkacak bir rehberlik oluşturamamıştır. Gençlerin önemli bir kısmı maalesef İbrahim Tatlıses’i, Hülya Avşar’ı, Türk dizi film oyuncularını Ali Şeriati’den, Beheşti’den, Talegani’den, Mutahhari’den, Muntazeri’den çok daha fazla tanımakta ve sevmektedir.

Şeriati’den Alınacak Dersler

**Birinci ve almamız gereken en önemli ders, cesaret dersidir. Şeriati zalim bir diktatör karşısında yılmadan,azimle bir hak mücedelesi vermiştir.Şiiliğe yönelttiği eleştirilerTakiyye, Batınilik ve  Ulemayı rahatsız edem söylemleri, Hz.Ali’nin kutsanmasına karşı eleştirileri örnek olarak bazılarıdır. ’’Fi Sebilillehi ve la yehafune levmete laimin’’ (Allah’ın yolunda kınayanın kınamasından korkmazlar…Maide 54)

**Şeriati’nin yaşamış olduğu dönem, Sol Sosyalist, Marksist rüzgarının kuvvetli estiği bir dönemdir. Gençliğin, Üniversite’lerin Komunist, Sosyalist,Marksist düşünce dünyasına girme ihtimali’nin yüksek olduğu bir dönemdir.Buna karşın gençliği İslami çerçevede tutmak için vermiş olduğu  mücadele bizim için onur verici ve örnek almamız gereken bir mücadeledir.

** Onun zindan, işkence ve firarilikle geçen hayatı onu hiçbir zaman yıldırmamıştır.O her zaman hakkı söylemiştir ve hiçbir zaman makam,mevki,siyasal hırs ve dünyalık geçici menfaatlere dalmadan ailesinden, akrabalarından daha çok Müslümanlar’ın (İslam’ın) derdini dert edinmiştir.

** ’’Salih amel’’ ve ‘’Hasene’’ kavramlarını yeniden kendine has uslübuyla tanımımlamıştır. Ona göre Allah’ın dininin yüceltilmesi için yapılan çalışmlar yani Kitap yazmak, adam yetiştirmek, İslami mücadele’ye her anlamda destek olmayı ‘’salih amel’’ olarak tanımlar.Yol, cami,çeşme yaptırmayı ise ‘’hasene’’ kapsamında değerlendirir.

 **Şeriati’nin okuma azmi bizim örnek almamız gereken bir özelliğidir. Ama o sorgulayıcı aklını asla devreden çıkarmamıştır.

**Cemil  Meriç  şöyle der: ’’ Şeriati coşkun bir zekaya sahip, inanmış, samimi bir Müslümandı. Genç yaşta şarkısını tamamlayamadan hayata gözlerini kapamış olsa da kardeş İran’ın bu pervasız mücahidini eserleri ve cesaretiyle hatırlamaya ve ondan istifade etmeye devam edeceğiz.’’

Verimli geçen soru-cevap kısmından sonra program sona erdi.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum