1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Erdoğan’ın sabrı
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan’ın sabrı

A+A-

Erdoğan'ın bir Başbakan olarak, DTP ve son olaylar üzerine söylediklerini söylememesi, hatta aklından bile geçirmemesi gerektiği konusunda aklı başında olan herkes mutabık. Bir ülkede 'sabrı taşan' herkesin, eline pompalı tüfek almasını anlayışla karşılamak, dahası kafası kızanın esip savurması bile (hele böyle bir dönemde) teşvik edilecek şey değil. Bu konuda Başbakan'ı sonuna kadar kınayalım.
Diğer taraftan, gelelim Kürt meselesi konusunda DTP'nin tavrına. Mevcut DTP politikasının bunca ipleri kopartıcı, bunca kışkırtıcı bir çizgi izlemesinin iki nedeni olabilir; birincisi tek hedef olarak yerel seçimleri belirleyen dar ufukluluk. Bu durumda, Kürt meselesinin çözümü yolunda uzun vadeli, geniş ufuklu, toplumsal barışı esas alan, bu yönde sorumluluk almayı umursamayan bir siyasetle karşı karşıyayız demektir. İkinci ihtimal, uzun soluklu düşünüyor, ama bu uzun yolun şiddetle, gerilimle, kışkırtma ile yürünmesi gerektiğine inanıyor olmaları. Bu ihtimal de son derece sorunlu ve ürkütücü.
AKP ve Erdoğan'dan, seçim ve siyasi rekabet ötesinde, meselenin önemi çapında sorumlu davranmasını bekleyeceğiz, ama son olayların diğer tarafını bu sorumluluktan mazur göreceğiz. Bu olmaz. Daha doğrusu, artık bu yolun da çözüm olmadığını görmek lazım. 'Ezilen ulusların temsilcilerinin her şeye hakkı vardır' diye mi düşünülür, DTP'lilere yönelik olarak, 'tepesi atmış Kürt kardeşlerimiz' şefkati mi devreye girer bilmiyorum, ama ne yaparlarsa yapsınlar mazeret bulmak anlamlı değil, çıkar yol hiç değil.
Dahası, hükümet ve Başbakan olmanın kaçınılmaz sorumlulukları ötesinde, bu sorumluluğu beklediğimiz siyasi çevrenin de, mevcut sistemle sorunlu ve bu açıdan siyasi söylemlerini sürekli gözden geçirme baskısı altında olduklarını hatırlayalım. İslamcı geçmiş ile bağlarını, demokratik siyaseti hazmetmek doğrultusunda (haklı olarak) sürekli sorun yaptığımız AKP iktidarından, bir başka sistemle sorunlu siyasi söylem konusunda sonsuz anlayış beklediğimizi unutmayalım. Adamlar, 'İş bize gelince kılı kırk yaran bir titizlik, Kürt siyasetine gelince sonsuz anlayış beklentisi, bu nasıl bir demokrasi anlayışı' demezler mi?
Bakın, Başbakan, başörtüsüne ilişkin bir soru karşısında 'Velev ki siyasi simge olsun' dedi diye, onca oy almış parti hakkında kapatma davası açıldı. Hepimiz karşı çıktık, eleştirdik, ama sonuçta, iktidar partisi uzunca bir süre, bu koşullar altında ülke yönetmek durumunda kaldı. Bu arada, küçük ama önemli bir detayı hatırlatayım. DTP kapatma davası ile karşılaştığında, biz, bir grup 'aydın' demokratik destek vermek adına Meclis'e gidip, DTP grubunu ziyaret ettik, sıra AKP'ye geldiğinde, benzer bir ziyaret için benzer bir grup kuramadık.
'Onların kimseye ihtiyacı yok, yeterince güçleri var' demek anlamlı değil, ona bakarsanız onların gücü de demokrasinin sınırları içindeki güçleri. Mazlum diye her kusurlarını örtbas etmeye azmettiğimiz diğerleri, silahlı örgütü devreye sokup, ortalığı toz duman etme şantajı gibi bir 'güce' sahip.
Güçlüden değil, güçsüzden yana tavır alalım derken, tüm bunları görmezden gelmek mümkün değil. İktidarda olan siyasi parti, seçmeninin taleplerinden biri olan başörtülü kızların üniversiyete girmesi yasağını kaldıramıyor, 'Aman gerilim artmasın, uzlaşma arayın' diyoruz. Çünkü, demokrasiler, toplumal gerilim fay hatlarındaki konularda çözüm için azami uzlaşma gerektiriyor. Yok, herkes önüne ardına bakmadan aklına eseni yapsın diyorsanız, o başka tabii, ona demokrasi denmiyor. Sonuçta, iktidarda olan siyasi söylemden, demokrasinin bu ince ayarlarına özen bekleyeceğiz, ama onlara bu özeni göstermeyenlere azami sabır önereceğiz. Azami sabrı tabii gösterecekler, ama nasıl bir tablo içinde onlardan sabır ötesinde çözüm beklediğimizi, bunun ne kadar gerçekçi ve anlamlı olduğunu biraz daha derin düşünmekte fayda var.
İktidar konusunda tüm itirazlarıma karşın, Kürt meselesinin çözümü konusunda, AKP'nin çözümden yana samimi bir muhatap olduğunu düşünüyorum. Erdoğan'ın sabrının taştığı noktada söylediklerinin kabul edilemezliği bir yana, AKP'nin içinde olmadığı çözüm arayışlarının, çözüm değil yerel seçim kaygısı veya demokratik çözüm değil çatışmacı, şiddet yanlısı çözüm siyaseti işaret ettiği izlenimi içindeyim.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT