1. YAZARLAR

  2. Serdar Arseven

  3. Erdoğan’ın konuşması muhteşemdi, ancak...
Serdar Arseven

Serdar Arseven

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan’ın konuşması muhteşemdi, ancak...

A+A-

Son zamanlarda bu kadar ilgimi çeken, “Çok güzel hazırlanmış” dedirten bir konuşmasına şahit olmamıştım Sayın Başbakan’ın...

Dün farklıydı.

Seçimlere “en fazla” iki yıl kala, “Kürt Açılımı” gibi son derece çetin bir işi “bir şekilde” üstlenen...

Ve de...

“Kıldan ince kılıçtan keskin” bir hatta ilerlemek durumunda olan bir lider, böyle bir süreçte sıra dışı çıkışlar yapmak mecburiyetinde.

Büyük haksızlıklara muhatap olmasına...

“İhanet”le, “işbirlikçilik”le, “taşeronluk”la suçlanmasına son derece müsait olan bu tehlikeli yolculuğun herhangi bir yerinde göstereceği en küçük zaaf, partinin sonunu getirebilir...

Bu öylesine hassas bir süreç.

Başbakan’ın konuşması, bütün hassasiyetleri göz önünde bulunduran ve meseleyi “AK Parti acayip oy kaybedecek!” şeytanlığıyla götürmeye çalışan çevrelerin istismar alanını iyiden iyiye daraltan mesajlar içeriyordu...

Muvazeneyi tamamen kaybetmemiş olan her vatandaşa hitap edecek bir dizi soru, “dur ve düşün”ü telkin ediyordu.

Mesela...

Şu soru:

“Türkiye’nin bugün demokrasiyle elde etmiş olduğu standartları bundan 10, 20, 30 yıl önce elde etmiş olsaydık, Türkiye bugün nerelerde, hangi seviyelerde olurdu, bunun hesabını yaptık mı, kendimize bu soruyu sorduk mu?”

Evet, böyle bir soruya kim nasıl bir karşılık verebilir?..

Ve şu sorulara:

“Demokrasinin üzerindeki vesayet tartışmaları, AK Parti ile birlikte değil de çok daha öncesinde sona erseydi, bugün demokrasimiz hangi seviyelerde olurdu?..”

“Türkiye, çetelerle, mafyayla, karanlık örgütlerle mücadelesini ertelemesiydi, faili meçhullerin üzerini örtmeseydi, hukuk ve demokrasiyi tüm kurum ve kurullarıyla işletseydi; acaba bugün nasıl bir ülkede yaşıyor olacaktık?”

“Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını; bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, boşaltılan köylerle birlikte gencecik fidan gibi delikanlılarını, üzerine ayyıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile, faili meçhullerle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?”

“Eğer sorun daha ortaya çıkarken fark edilip gerekli tedbirler alınabilseydi, eğer mesele büyümeden çözüme kavuşturulsaydı; on binlerce insanımız hayatını kaybetmeden, on binlercesi yaralanmadan ve yüz binlercesi mağdur olmadan bu mesele suhuletle çözülmüş olsaydı bugün Türkiye nerede olurdu?”

Evet, bu sorulara, başta açılıma “ihanet” damgasını vurmaktan çekinmeyen muhalefet sözcülerinin de cevap araması gerekiyor...

Zira, Türkiye’nin yukarıdaki sorularda dile getirilen “zaaf” dönemlerinde, bugün “ihanet” suçlamasında bulunan zatlar iktidardaydı!..

Hiç kimse, “Bu vatan için gerekirse bir otuz bin daha şehit olur!” edebiyatı yapmasın!..

Çok iyi biliyoruz ki; bugüne kadar “şehit” verdiğimiz on binler arasında, bugün açılım çabalarına sert çıkan zatların evlatları, kardeşleri vesaire yoktu!..

Ateş düştüğü yeri yakıyorsa, terör ateşi onları yakmadı!..

Aksine, onlar, “terör sayesinde” (!) vekil oldular, bakan oldular!..

Hayallerinde bile göremeyecekleri oy oranlarına, “PKK terörünü” kullanarak ulaştılar!..

Ve hatırlayacaksınız...

Yaptıkları en çarpıcı icraat da, PKK başına, “lisân-ı hal ile” teşekkür etmek oldu!..

NİÇİN “ANCAK” DEDİK?..

Evet buraya kadar yazdıklarımız, “çözüm çabalarına” büyük ölçüde destek verdiğimizi açıkça ortaya koyuyor.

Tartışmak iyidir, “kafayı kuma gömmenin” faydası yoktur.

Ancaaak...

Bazı durumlar vardır ki, hatta çoğu durum vardır ki “usûl”, “esas”ın önüne geçer... Ben, bu süreçte “birtakım usûl hatalarının” yapıldığını düşünüyorum...

Bu iş olgunlaştırılmadı, sivil toplum örgütlerinin katkı vermesi beklenmeden bir “hükümet projesi” görüntüsü altında ortaya atıldı.

Muhalefetin, “Birilerine söz vermişler anlaşılan” iddialarına boş yere kuvvet kazandıran bir ortam oluşturuldu.

(Hükümet bu işin içine uzun süre girmeyebilir, tartışmayı “sivil toplum” üzerinden yürütebilirdi)

DTP’yi “muhatap almama-alma” politikalarında “tutarlılık” göz önünde bulundurulmadı.

“Başbakan olarak görüşmedim, Genel Başkan olarak görüştüm” yaklaşımı yerine oturmadı.

Bu iş için “Polis Akademisi” gibi sembolik anlamı olan bir mekanın kullanılmış olmasının hiçbir faydası yoktu.

Aksine, muhalefetin eline istismar imkanı verdi.

“Polis camiası”nın da tepkisine yol açtı.

Ve... Şu da dikkat çekici:

Bırakın AK Parti dışındaki çevrelerle teması; vatandaş sorularına direkt olarak muhatap olma konumundaki il ve ilçe başkanlıklarıyla bile bu meseleler doğru dürüst konuşulmadı.

İl ve ilçe yönetimlerindeki tanıdık AK Partililerin, bizleri arayarak, “açılım” hakkında bilgi almaya çalışmaları bunu göstermekte.

BÖLGENİN VE DİĞER BÖLGELERİN VEKİLLERİ NE DÜŞÜNÜYOR?..

Bunlar bizim gözlemlerimiz...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, dünkü Meclis grup toplantısının basına kapalı bölümünde, milletvekillerine “Önerisi olan bir rapor hazırlayıp getirsin” demesi, bu konuda “vekil” kanadının ihmal edildiğini göstermekte.

Neyse...

Gecikmeli de olsa, vekillerden de katkı istenmesi olumlu bir adım.

Güneydoğu’dan gelen vekiller ne düşünüyor, “PKK hassasiyetinin” çok fazla olduğu bölgelerden gelenler ne düşünüyor?..

Vatandaştan kendilerine ne gibi tepkiler geliyor?..

Bunları bilmek lazım...

Bu düşünceden hareketle yaptığım; çeşitli bölgelerden “hatırı sayılır” birikimi olan vekilleri bulmak...

Ve onlarla, yüzyüze bu açılım meselesinin bütün boyutlarını konuşmak oldu...

Kısmetse, yarın yazarım.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT