1. HABERLER

  2. HABER

  3. Erdoğan'dan Gazetecilere ''Kararlılık'' Mesajı
Erdoğan'dan Gazetecilere ''Kararlılık'' Mesajı

Erdoğan'dan Gazetecilere ''Kararlılık'' Mesajı

Başbakan Erdoğan'ın, bazı gazeteci ve yazarlarla bir araya geldiği toplantıda, 17 Aralık ve devamında yaşananlar karşısında ''kararlılık'' mesajı verdiği belirtildi.

A+A-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık da hükümete karşı düzenlenen operasyon ile ilgili olarak tüm zanlıların suçlu ilan edildiğini belirterek 'Bir savcı eli cebinde 'İki dakika süren var, anlat ve çık' dedi. Böyle bir mantık olabilir mi? 'Gelsin şimdi efendileriniz sizi kurtarsın' deniliyor zanlılara' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık da hükümete karşı düzenlenen komplo ile örgüt içi hiyerarşi gözetilerek Türkiye'de bir yargı darbesi yapılmak istendiğine dikkat çekerek, "Bir savcı, zanlı olarak çağrılan kişiye, eli cebinde söylediği şu. 'İki dakika süren var, anlat ve çık'. Böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir sorgulama, yargı anlayışı olabilir mi? 'Efendilerinizin bundan haberi var. Gelsin şimdi efendileriniz sizi kurtarsın' demiş. Zanlı olarak davet edilen insanlara böyle bir şey yöneltilebilir mi?" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 39 gazeteci-yazar ile 8 STK temsilcisi ve akademisyenle dün Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde kahvaltıda bir araya geldi.

"30 Mart'ta açık fark olacak"

Başbakan Erdoğan, 30 Mart seçimlerinin zor olacağına daha önce de dikkat çektiklerini belirterek "30 Mart seçimlerine giden sürecin son derece meşakkatli ve zorlu olacağını aylar öncesinden başlayarak defaatle ifade etmiştik. 30 mart seçimlerinin sonucuna ilişkin tereddütümüz yok. Partimizin bugüne kadar elde ettiği başarılar, milletimizin artan ilgi ve teveccühü, 30 mart seçimlerinin sonuçlarını şimdiden kestirebilmemizi sağlıyor. Yaptığımız tüm araştırmalarda partimizin alacağı oy düzeyini net olarak görebiliyoruz. 30 Mart'ta yine biz diğer partilere göre açık ara farkla ipi göğüsleyebileceğimizi şimdiden söyleyebilirim. Milletimiz nezdinden müstesna bir yeri olan partimize ve hükümetimize yönelik ilgi ve teveccühün sürekli yükselmesi hiç kuşkusuz belli çevreleri içerde ve dışarıda rahatsız ediyor. Bu belli çevreler kavramını kimleri kapsadığını sizler en az benim kadar biliyorsunuz" dedi.

"İstikrar ve huzur belli çevreleri rahatsız etti"

Erdoğan, "Türkiye'nin istikrar ve huzur içinde büyümesi kimi rahatsız ediyorsa, bu durum kimin çıkarına dokunuyorsa işte onlar bu süreci durdurmanın gayreti içine girdiler. Aktif dış politikamız, bölgemizde ve dünyada artan gücümüz, menfaatleri zedelenen bu çevrelerde rahatsızlık oluşturdu. Büyüyen ekonomimizin, artan refahımızı getirdiği enerji ihtiyacı ve bu ihtiyacı karşılamak için attığımız adımlar aynı şekilde bu çevrelerde rahatsızlık oluşturdu. Dış ticaretimizdeki artış, dünya pazarından aldığımız paydaki yükseliş, yeni pazarlara yönelmemiz yine rahatsızlık oluşturdu. Bunun yanında içerde gerçekleştirdiğimiz reformlar, çözüm sürecinin başarıyla yürümesi, demokratikleşme alanında attığımız adımlar, hem içerde hem dışarıda istikrarsızlıktan çıkar sağlayan kesimleri rahatsız etti. Yani içerde de dışarıda da çıkarları zedelenen kesimler bu süreci durdurmak için kimi zaman tek tek, kimi zaman da ittifak halinde Türkiye'yi ve hükümetimizi hedef aldı. Eski Türkiye milletimiz için kötü ama bu malum çevrelerin çıkarları için elverişli bir ortam sunuyordu. Yeni Türkiye milli iradenin güç kazandığı, milletin faydasına gelişmelerin yaşandığı bir ülke olurken, eski Türkiye'den çıkar sağlayanlar için de adeta bir kabusa döndü" dedi.

"Reform kararlılığımızı kırmaya çalıştılar"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasilerde hükümetlerin milletin iradesiyle gelip gitttiğine dikkat çekerek, "Demokrasilerde hükümetler millet eliyle işbaşına gelir, millet eliyle görevden alınırlar. Bu konuda hiç tereddüt yok. 1946'dan beri demokratikleşmeye çalışan ülkemizde ne yazık ki hükümetlerin millet iradesiyle değil milli irade dışı güçler tarafından tayin edildiği pek çok dönem oldu. Milli irade dışı güç, sadece silahlı güç değildir. Medyanın, sermayenin, ulusal ve ulusalar arası çok sayıda çıkar grubunun hükümetler üzerinde etkili olmaya çalıştıkları, hükümetleri yıpratmak için seferber olduğu biliyoruz. Bu kesimlerin kimi zaman da silahlı güçlerle ittifak halinde hükümetlerin değişmesine öncülük ettiklerine şahit olduk. En son 28 Şubat'ta sadece silahlı güç değil, onunla birlikte bazı sivil toplum kuruluşları bazı medya kuruluşları, bazı sermaye grupları ittifak halinde dönemin siyasetini millete rağmen istedikleri gibi dizayn etti. Bu sorunlu dönem AK Parti'nin iktidar gelmesiyle son erdi. Biz hükümet olarak milli iradenin güçlenmesi, vesayetlerin ortadan kaldırılması için 11 yıl boyunca büyük mücadele verdik. Cumhuriyet tarihinin en cesur adımlarını da attık. 'Yeter söz de karar da milletin' anlayışıyla hareket ettik. Bunun altını doldurmanın gayreti içinde olduk. Çok sayıda reform yaptık. Milli iradenin tüm süreçlere egemen olması için ne gerekiyorsa onu yaptık. Bu adımları attık, atıyoruz, atacağız. Elbette dirençlerle karşılaştık. Süreci durdurmaya yönelik çok sayıda komploya maruz kaldık. Hepsinin de üstesinden geldik, geliyoruz. Bunların hiçbir bizi yolumuzdan döndürmedi, döndürmeyecek. Önümüz kesildi, hızımızı kesmek istediler. Son adımlar da hep buna yöneliktir. Ama biz yine vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. 17 Aralık komplosunun, 30 Mart seçimleri öncesinde bir kez daha reform kararlılığımızı kırmaya, böylece Türkiye'nin yürüyüşünü durdurmaya yönelik bir hamle konusunda en küçük şüphemiz yok" dedi.

"Bir taşla kuş katliamı yapılmaya çalışıldı"

Başbakan Erdoğan, yapılan operasyon ile rutin bir hukuk işlemi olmadığını belirterek,"14 ay boyunca gizlenen 17 Aralık'ta da tüm emniyet ve adalet hiyerarşisi atlanarak yapılan bir operasyon. Yolsuzluk kisvesi altında yapılan, ama aslında çok farklı boyutları olan bu operasyon asla masum, rutin bir hukuk işlemi değildir. Hukuki operasyon görünümlü bir paketin içine birbirinden çok farklı hedefler konulmuş, bir taşla birkaç kuş vurmak değil, adeta kuş katliamı yapılmak istenmiştir. Nitekim operasyon daha ilk anından itibaren ulusal ve uluslar arası medya eşliğinde ilerlemeye başladı. Bütün bu operasyon dosyalarının üzerinde gizlilik kaydı olmasına rağmen, yargının buna uymaması, bunları işleme koymadan önce servis etmesi çok anlamlıdır. Bu operasyona konula isim de manidar. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Yapılan iş tarihin en büyük yolsuzluk operasyonu olanak sunuldu. Sabah saatlerinden itibaren yazılı, görsel, sosyal medyada bu tabirler sıkça kullanıldı ve hemen bir algı oluşturuldu. Ardından yine hukuksuz şekilde, yasal olarak mutlaka gizli tutulması gereken belgeler, bilgiler, fotoğraflar basına sızdırılmaya başlandı.

Buna paralel olarak adeta bir merkezden düğmeye basılmışçasına muhalefet partileri topa girdi. Sabah operasyon yapıldı. Akşam sorgu ve mahkeme süreci bitti, adeta infaz sürecine gelindi. Birkaç saat içinde medya yoluyla tüm zanlılar suçlu ilan edildi" dedi.

"Gelsin efendileriniz sizi kurtarsın"

Başbakan Erdoğan, operasyon esnasında savcının kullandığı dile dikkat çekerek"Bir savcı, zanlı olarak çağırılan kişiye, eli cebinde söylediği şu. 'İki dakika süren var, anlat ve çık'. Böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir sorgulama, yargı anlayışı olabilir mi? Ne yazık ki ülkemiz bunları yaşadı, yaşıyor. Tarihte bunlar yaşandı, biliyoruz. Şu anda da aynı şekilde böyle bir süreç işlendi ve işliyor. Daha da ileri. 'Efendilerinizin bundan haberi var. Gelsin şimdi efendileriniz sizi kurtarsın' bu zanlı olarak davet edilen insanlara böyle bir şey yöneltilebilir mi? Bunlar zaman içinde çok daha farklı bir şekilde medya ile paylaşılacak, bu insanlar yaşadıklarını, muhatap oldukları konuları medyayla paylaşacaklar" dedi.

"Evladım olsa bile"

Erdoğan"Operasyon hukuka aykırı bir şekilde başladığı gibi hukuka aykırı şekilde masumiyet karinesi çiğnenerek yürütüldü. Her şeyden önce böyle bir operasyonla ilgili, önce yargı mensuplarının hukuka uyması şarttır. Yargının dışında olan eğer bir hukuksuzluk yapmışsa gereği neyse bu yapılır. Kim olursa olsun yapılır. Evladım da olsa aynı şekilde biz korumaya değil, hukukun arkasında durmaya gayret ederiz, bunu teyit ederiz. Ama hedefin bir yolsuzluk operasyonu olmadığı, hedefin bir milli irade suikastı olduğu en başından itibaren son derece aşikardır" dedi.

"Bu operasyon küresel bir suikasttır"

Başbakan Erdoğan,"Yolsuzluk kılıfı altında birkaç nokta hedef alınıyor ve oralardan sonuç alınmak isteniyor. Adı yolsuzluk olarak konulan bu operasyonun arkasında ülkemin geleceği vardır, bu ülkemin bekasına yönelik atılmış bir adımdır. Burada çok ciddi bir ülkemin büyümesine yönelik bir suikast vardır. Birçok dev yatırımlara, büyük yatırımlara girmiş ve girmekte olan girişimciler, haklarında dosya açılmak suretiyle, daha henüz işlemler başlamadığı halde, medyaya bunlar verilmek suretiyle, bu insanlar lekelenmiştir. Peki bu insanlar bugüne kadar milyarlarca dolarlık bu ülkede iş bitirmiş insanlar, bizim hükümetimiz döneminde değil, daha önceki dönemlerde de iş bitirmiş insanlar, bundan sonra atacakları adımlarda acaba yatırımlarla ilgili kredi noktasında durumları ne olacak. Birçok banka bu kredibilite lekelendi anlayışıyla yaklaşırlarsa, temenni ederim ki böyle bir şey olmaz, bu yatırımlar ne olacak? Bu bir suikast değil mi? Yıllık kapasitesi 100 milyonun üzerinde olan üçüncü havalimanı alan müteahhit firmaların adını verdiler. Bunların dışında aynı şekilde üçüncü köprüyle ilgili. Yani malum muhalefetin siyasi mücadeleyle yapamadığını, bunlar şimdi farklı yollarla yapmanın gayreti içine giriyorlar. Dolayısıyla bu bir küresel suikasttır. Bu işin içinde bunlar da var. Bütün bu atılan adımlar da devletle hiç işi olmayan iş adamlarının da mal varlıklarına tedbir konulması yoluna gidilmesi manidar değil mi? Öyle bir noktaya getiriyorlar ki sürekli servis yapmak suretiyle böyle bir lekelemenin gayreti içine giriyorlar. Hiç kuşkusuz milletin seçtiği hükümet ve onunla birlikte Türkiye'nin istikrarı burada hedefe konmuştur. Biz bunun şiddetle karşısında durduk" dedi.

"Bu operasyonun olumlu yanı var"

Başbakan Erdoğan, "Yolsuzluklu iddia ve ithamlarını elbette ciddiye aldık ve gereğini yaptık. Ama yolsuzluğun sadece kılıf olduğunu görerek, daha kapsamlı bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzun bilinciyle önlemlerimizi süratle devre aldık. Bu olayın eğer olumlu bir yönü varsa, o da devlet içine sızmış paralel devlet olma heveslisi bir örgütün neler yapabileceğinin tüm millet tarafından açıkça görülmesi oldu. Bu sürecin, bana göre en önemli kazanımı budur. Savcının açıklaması ardından HSYK açıklaması tehdidin boyutunu gözler önüne serdi. Yargı, üst yargı , diğerleri, 'Sayın Başbakan bu noktada biraz üst perdede konuşuyor' diyor. Siz üst perdede bu tür yargılamalar yaptığınız zaman bu ülkede yürütmenin başında olan insanların da herhalde söyleyeceği bir şeyler olacaktır. Çünkü biz de milletin iradesiyle geliyoruz. Siz milletin iradesiyle gelmediniz, atamayla geldiniz. Bir tarafta atamayla gelenler var, öbür tarafta milletin seçimiyle gelenler var. Eğer bu ülkede egemenlik kayıtsız şartsız milletinse milletin seçtiklerinin söyleyecekleri bir şeyler olacaktır. Kararlarınızı verirken millet adına diyorsunuz. Bu millet adına nasıl bir karar olacaktır. Bu da düşündürmektedir" dedi.

"Yargı darbesi yapılmak istendi"

Başbakan Erdoğan yargı darbesi yapılmak istendiğini belirterek,"Eğer bu süreçte örgütsel mantık içinde, örgüt içi hiyerarşi gözetilerek Türkiye'de bir yargı darbesi yapılmak istendi. Biz bunu gördük. Egemenlik milleten alınıp yargıya devredilmeye çalışıldı. Bunu gördük, biz buna karşı çıktık, karşı çıkmaya da devam edeceğiz. Türkiye'de hükümetler sadece sandıkla göreve gelirler, sandıkla da görevlerinden giderler. Millet iradesi dışında hiçbir gücün hükümet değiştirmesine biz asla izin vermeyeceğiz. Geçmişte ülkemize çok ağır faturalar ödeten bir kötü yolun tekrar açılmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Karşı karşıya olduğumuz durum Türkiye'nin istikrarını, istiklalini, istikbalini ciddi şekilde tehdit eden bir hadisedir. Türkiye'nin geleceğinin karartılmasına, bağımsızlığının yıpratılmasına ve istikrarının bozulmasına izin vermeyeceğiz" dedi.

"Bu operasyonu hayırlısı ile atlatacağız"

Başbakan Erdoğan, Türkiye üzerinde oynanan oyunların erken farkına vardıklarını belirterek,"Ülkemiz üzerinde gerçekten küresel bir operasyon yapılma gayreti olmuştur. Fakat ben hamdediyorum, bu operasyon erken ortaya çıktı. Bu operasyonu da inşallah bizler hayırlısıyla atlatacağız. Şer zannedersiniz hayır olur. Her olanda hayır vardır. İnşallah bu olayın sonunun da ülkemiz için hayırlı olacağı inancındayım" dedi.

Yasin Yılmaz / Yeni Şafak


Gazetecilerin Yorumarı:

Mahmut Övür

Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, son günlerdeki gelişmelerle ilgili olarak gazeteci ve yazarlarla Dolmabahçe'deki Ofis'te yaptığı toplantının ardından, basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Toplantıya katılan gazetecilerin kafalarındaki bütün soruları dile getirdiğini belirten Övür, 'Başbakan da bunlara kendi ölçüleri içinde cevap verdi. Benim gördüğüm şey şu: Başbakan kararlı. Ne ile kararlı? 17 Aralıkta Türkiye'ye kurulan tuzakla ilgili kararlıdır. Erdoğan, bunu hem reformlarla hem de yasal süreçte çabalarla atlatmaya çalışacağını, Türkiye'nin bunu başarabileceğini söyledi" diye konuştu. 

"Bir operasyon beklentisi var mı?" sorusu üzerine Övür, "Hayır hayır öyle bir şey yok. Net bir cevap, operasyon olacak veya olmayacak gibi bir cevap vermedi. Söylediği şey şuydu; yasal prosedür içerisinde, yasaların elverdiği ölçüde, hatta diğer davaların yargılanmasıyla ilgili de bunu söyledi, her şey yasal prosedür içerisinde devam edecek" ifadelerini kullandı. 

Övür, "Diğer davalarla ilgili yeni bir gelişme olacak mı?" sorusuna "Onunla ilgili söylediği şey; bu konuda bir çalışma devam ediyor. 'Haklı buluyorum bu talebi' diyor. Ama on konuda da yasal prosedür neyi gerektiriyorsa yasalar neye elveriyorsa o çerçevede bir  çalışma yapılacağını, yasalarda böyle bir hakkın zaten olduğunu söyledi. O doğrultuda da bir çalışma yapıldığını açıkladı" karşılığını verdi.

 Yazar Ali Bulaç

Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 17 Aralık süreciyle ilgili bilgilendirici bir toplantı yaptığını ifade ederek, Erdoğan'ın sürecin nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, neyi amaçladığını anlattığını ve sorulara cevap verdiğini dile getirdi.

Erdoğan'ın, tır olayından önümüzdeki seçim dönemine kadar olabilecek muhtemel olaylardan söz ettiğini dile getiren Bulaç, "Kendilerinin aldığı tedbirleri anlattı. Güzel bir toplantı oldu, bilgilendirici oldu. Sorulara cevap verdi, yararlandım" dedi.

Bulaç, "Cemaat konusu gündeme geldi mi" sorusunu, "Evet cemaat konusu gündeme geldi. Yani o konuda da Başbakan fikirlerini, görüşlerini ifade etti. Tır olayı da tabi gündeme geldi. Bunların birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyor Sayın Başbakan. Tır olayının, 17 Aralık operasyonuyla bağlantılı olduğunu düşünüyor" diye yanıtladı. 

Bu sırada bir gazetecinin, "Nasıl bir bağlantı varmış?" sorusu üzerine Bulaç, "Hükümete, kendisine karşı bir sürecin parçası olarak yorumluyor" dedi.

Ali Bulaç, "Siz neler sordunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Ben hükümete karşı yargıda ve emniyette yapılanma varsa hükümetin tedbir almasının hakkı olduğunu fakat camiaya veya cemaate karşı bir operasyon düzenlenecekse bunun onbinlerce insanı içine alabileceğini, 28 Şubat'ın tekrarı olabileceğini, öğretmenden esnafına kadar birçok insanı mağdur edebileceğini söyledim. Sayın Başbakan 'Bu konuda biz çok dikkatliyiz, öyle bir şeye asla izin vermeyiz, mahal vermeyiz' dedi ama devletin içerisinde bir yapılanma varsa onları hukuk dahilinde kalmak suretiyle tasfiye etme konusunda da kararlı olduğunu söyledi."

"Ergenekon ve Balyoz davalarında yeniden yargılanma konusunda Başbakan Erdoğan'ın fikri nedir?" sorusunu Bulaç, "İade-i muhakeme olabileceğini söyledi. Bu konuda Adalet Bakanlığında bir çalışmadan söz etti. Adalet Bakanı da bu konuda teknik bilgiler verdi" diye cevapladı.

Doğu Ergil

Yazar Doğu Ergil, toplumun kafasındaki karışıklığı gidermek için düzenlenen bilgilendirme toplantısının amacına ulaştığını dile getirdi.

Ergil, şöyle devam etti: "Başbakan'ın bir açılış konuşması oldu, ondan sonra kendisinin ve bakanlarının yanıtladığı bir dizi sorularla devam etti. Pek çok konuya açıklık getirildi ama bu tabi hükümetin bakışıdır, toplumda bunun karşılığının ne olacağını kendisi de çok iyi ifade etti. '30 Mart seçimleri olacaktır.' Kendisinin şahıs ve hükümet olarak sapasağlam durduğunu ve Türkiye'nin uluslararası düzeyde de fazla bir fire vermediğini söyledi, bunu seçimlerde göreceğiz." 

"İkna oldunuz mu? 17 Aralık operasyonu aslında Recep Tayyip Erdoğan hükümetine yapılmış bir operasyon mudur? Başbakanın yolsuzluklar konusundaki açıklamaları sizi tatmin etti mi?" sorusu üzerine Ergil, şöyle konuştu:

"Yolsuzluk konusu ağırlıklı olarak işlenmedi çünkü Başbakan yolsuzluğun bir araç olarak kullanıldığını ve yolsuzluk üzerinden hükümetinin karalanma ve dolayısıyla Türkiye'nin istikrarsızlaştırılmaya çalışıldığına inanıyor. Bu toplumdaki kutuplaşmış kanının yani bir tarafta yolsuzluk vardır ve en önce onun üzerine gidilmelidir. Bir tarafta 'Bu istismar edilerek gerçekten hükümet karalanabilir' görüşü, öteki tarafta 'Bu tamamen bir komplodur, hatta bir milli ihanettir, o yüzden de bunun üzerinde durulmamalı, bunu yapanlar ve niye yaptıkları teşhir edilmelidir' görüşü var. Bu görüşler birbirine yaklaştırılırsa herhalde mesele daha açıklığa kavuşturulacaktır, toplum da ikna olacaktır."

İsmail Kapan

Yazar İsmail Kapan ise toplantının, kamuoyunda son günlerde özellikle 17 Aralık operasyonundan sonra oluşturulan algıya karşı hükümetin duruşunu, medyadaki yayınları genel olarak değerlendirmek için düzenlendiğini anlattı.

Erdoğan'ın bir sunuş konuşması yaptığını dile getiren Kapan, "17 Aralık'ın komplo olduğunu söylediler. Buna karşı hükümetin ve devletin zamanında gerekli refleksi göstererek cevap verdiğini, düne göre bugün daha güçlü durumda olduğunu ve bundan sonra olabilecek şeylere de genellikle hazırlıklı olduklarını söyledi. Sorular soruldu, bir kısmı Sayın Başbakan bir kısmı da bakanlar, ilgililer tarafından cevaplandırıldı" ifadelerini kullandı.

Kapan, 4 saat süren toplantıda hemen her şeyin ele alındığını ifade ederek, "Yolsuzluklar da konuşuldu, Türkiye'nin itibarına yönelik içeride ve dışarıda odakların karışmış olduğu, kurulmak istenen tezgahlarla ilgili geniş değerlendirmeler de yapıldı, bu çerçevede bir toplantı oldu" diye konuştu. 

Bir gazetecinin "Siz ne sordunuz kendilerine?" sorusuna Kapan, şu karşılığı verdi:

"Başbakan'ı gayet rahat gördüm. Sonuç olarak şöyle söyledi; 'Bunun esas göstergesi 30 Mart seçimleri olacak, bu konuda bizim hiçbir endişemiz yok.' Bunun devamı olarak 'Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili çok önemli bağlantılar kurulmak isteniyor' dedi. Sayın Başbakan aynen 'Başbakanlık makamı ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasında bir fitne çıkarılmak isteniyor, bu konuda biz rahatız, hiçbir endişemiz yok, zamanı geldiğinde gerekli adımlar atılacaktır' ifadelerini kullandı."

Hüseyin Yayman

Vatan gazetesi yazarlarından Hüseyin Yayman da toplantıda Başbakan Erdoğan'ın yanı sıra bakanların da gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunduklarını ifade ederek, "Genel değerlendirme yapmam gerekirse, Başbakan ve kurmay heyeti bu olanlar konusunda çok net ve kararlı bir tutum içinde. Hem bundan sonra yapılacaklar konusunda, hem olayı tanımlama, çözümleme ve analiz etme konusunda bence çok net bir kanaat içinde olduklarını gördüm. Bunu zaman içinde göreceğiz" dedi. 

"Fethullah Gülen'den Başbakan Erdoğan'a uzlaşmayı içeren mektup gönderildiği" iddiasının konuşulup konuşulmadığının sorulması üzerine Yayman, "Bu soru soruldu. 'Bir uzlaşma olacak mı? AK Parti'nin tabanıyla cemaatin tabanı arasında benzeşme var. Anadolu'daki evlerde erkekler Fethullah Gülen'i, kadınlar Tayyip Erdoğan'ı destekliyorlar' şeklinde bir soru soruldu. Başbakan'ın cevabı çok net oldu. 'Biz hukuk içinde kalacağız. Anadolu'daki insanlarla herhangi bir şeyimiz olamaz. Ev baskınları ya da başka şekillerde hukukun dışına çıkan hiçbir şey olmayacak ancak yargıdaki, bürokrasideki paralel yapıyla ilgili bunlar belliyse bunun üzerine sonuna kadar gidilecek. Bu konuda taviz verilmeyecek' denildi" şeklinde konuştu.  

Yolsuzluk iddialarının da gündeme geldiğini aktaran Yayman, "(Başbakan Erdoğan) Eğer ki yolsuzluk meselesi benim oğluma, Bilal Erdoğan'a da geliyorsa, biz bunun arkasında durmayız, gerekeni yaparız' dedi. Ancak burada, Türkiye'ye karşı bir operasyon var. Bu operasyon konusunda biz tabii ki gerekeni yapacağız. Türkiye'nin kendi kararını vermesinden, Türkiye'nin bölge gücü olmasından, Türkiye'ye karşı genel bir operasyon yapıldığından bahsedildi" dedi. 

Fikret Bila

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila da "Fethullah Gülen tarafından Başbakan Erdoğan'a mektup yazıldığı" iddialarının toplantıda konuşulup konuşulmadığına ilişkin soruyu şöyle cevapladı:

"Sayın Başbakan, bir uzlaşma arayışı içeren, teklif içeren bir mektup aldığını söyledi. Ancak, mektubun kimin tarafından gönderildiğini söylemedi. Islak imzalı bir mektup olduğunu söyledi. Bir meslektaşımız, 'Fethullah Gülen Hoca'dan mı geldi acaba?' dedi. Ona bir cevap vermedi ama öyle bir algı oluştu. Fethullah Gülen Hoca'dan gönderilmiş bir mektup ve en azından o hareketin en üst düzeyinden gönderilmiş bir mektup olduğu anlaşıldı. O mektupta bazı öneriler, teklifler olduğunu, onu değerlendirdiklerini, 'evet, tamam bir uzlaşma, barış ortamı olsun ama' dedikten sonra da tabi 'Bu yargıdaki gelişmeler ne olacak?' diye sordu. 'Operasyonlar yapılıyor, evler basılıyor bunlar ne olacak?', 'Şantajlar yapılıyor bunlar ne olacak?', 'Şantajın altında mı çalışacağız' gibi soruları gündeme getirerek, o mektubun henüz değerlendirme aşamasında olduğu, en azından Sayın Başbakan'ın da bazı garantiler beklediği anlaşılmış oldu sözlerinden." 

Bila, mektubun tarihinin ise Başbakan tarafından yakın bir tarih olarak beyan edildiğini aktardı.

"Cemaat içindeki çeteye karşı bir operasyon yapılıp yapılmayacağı yönünde Başbakan Erdoğan'dan bir işaret aldınız mı?" şeklindeki soruyu ise Bila, "Bu konuda açık bir ifadesi oldu. Zaten 'paralel yapı' diye tabir ediyor Sayın Başbakan. Bu yapının ortadan kaldırılacağını, demokratik bir devlette böyle bir yapının kabul edilmeyeceğini ifade etti. Bunun ortadan kaldırılacağını da beyan ederek, bu tür bir çalışmanın yürütüldüğünü açıklamış oldu" dedi.

Nihal Bengisu Karaca

Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca ise toplantıda Başbakan Erdoğan'ın her soruya detaylı bir cevap verdiğini ifade etti. Yaşanan sürecin 30 Mart yerel seçimlerini, çözüm sürecini ve cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemeye dönük bir girişim olduğunun vurgulandığını kaydeden Karaca, şöyle devam etti:

"(Başbakan Erdoğan'ın) Son olarak tır meselesi üzerinden sık sık yapılan Türkiye'yi El Kaide ile ilintili gösterme ve ana muhalefet partisinin buna prim vermesi üzerine sert bir çıkışı söz konusu oldu. 'Türkiye ile El Kaide'yi yan yana, aynı cümle içinde zikretmek yapılabilecek en büyük ihanettir' ifadesini kullandı. 'Eğer yeterince takip edilseydi faaliyetlerimizi ana muhalefet partisi veya başka kişiler doğru dürüst izleyebilselerdi, Türkiye'nin Suriye'deki çabalarını, bizim bu radikal örgütlerle yürüttüğümüz mücadelenin farkında olurlardı. Biz onlarla mücadele halindeyiz, birlikte değiliz. Bunun tam tersini ifade etmek büyük bir ihanettir' ifadesini kullandı. İçerideki algı genellikle, evet bir operasyon olduğu belli. Yerel seçimlerde 14 ay süren hiyerarşinin aşılarak yargı içindeki doğal rutin hiyerarşiye uyulmayarak böyle bir operasyonun şüpheli, şaibeli olduğu konusunda hepimiz mutabıkız. Bakan oğullarının da işin içine karıştığı bu olaylarla ilgili algı yönetiminin zayıf olduğu şeklinde sorular geldi. O da konu yargıya gittiği için gerekli kişiler, gerekli bakanlar ister istemez daha sınırlı bir açıklama yapabileceklerinden dolayı Hükümet'in bu tipten algı yönetimine enerjisini harcayamayacağını, şantajlarla yürüyen bir demokrasi olamayacağını, sürekli operasyonlarla, sürekli siyasal iktidarı işleyemez hale getirme hedefi artık sabitleşmiş bir yapıyla mücadele ederken, Türkiye'nin enerjisinin boşa harcandığını ve ülkenin kaybettiğini ifade eden açıklamalar yaptı."

Yasin Aktay

AK Parti MKYK üyesi yazar Yasin Aktay da toplantıda Başbakan Erdoğan'a gündeme ilişkin akla gelen her türlü sorunun iletildiğini ifade etti. Aktay, 17 Aralık operasyonunun bir darbe teşebbüsü olarak değerlendirildiğini kaydederek, "17 Aralık operasyonunun bir darbe teşebbüsü olduğu konusunda hiçbir kuşku yok. Olayın uluslararası boyutları var. Türkiye'ye vurulmak istenen bir darbe var. Türkiye'nin mayıs ayında geçtiği atak, 17 Aralık operasyonun hedeflediği iş adamları kitlesine bakıldığında bu kesimlerin de Türkiye'nin yeni yükseliş trendine açıkça darbe vurma eğiliminde olduğu da açık şekilde görülüyor" ifadelerini kullandı. 

Can Paker

Can Paker de toplantıda, "Bu olay darbe girişimiyse hedefi benim kanaatime göre açılım politikasıdır" dediğini ve buna ilişkin soru yönelttiğini ifade etti. Sorusunu yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın, "Hükümet bu konuda çok kararlıdır. Açılım sürecinde sadece Hükümet değil her iki taraf da çok kararlıdır" ifadelerini kullandığını anlatan Paker, Atalay'ın, yaşananların çözüm sürecinde herhangi bir yavaşlamaya sebep olmadığını belirttiğini söyledi. 

Toplantıya katılan 47 gazeteci ve yazarın isimleri şöyle: 

"Ali Bayramoğlu, Yasin Aktay, İbrahim Karagül, Hilal Kaplan, Markar Eseyan, Abdulkadir Selvi, Salih Tuna, Nuh Albayrak, Yıldıray Oğur, İsmail Kapan, Mehmet Barlas, Sevilay Yükselir, Taha Özhan, Erdal Şafak, Mahmut Övür, Akif Beki, Fikret Bila, Ali Bulaç, Etyen Mahçupyan, Elif Çakır, Osman Can, Sibel Erarslan, Mustafa Karaalioğlu, Orhan Miroğlu, Ahmet Kekeç, Fehmi Koru, Fadime Özkan, Yusuf Ziya Cömert, Ahmet Taşgetiren, Hakan Albayrak, Ersoy Dede, Abdurrahman Dilipak, Hasan Karakaya, Ergün Diler, Gülay Göktürk, Doğu Ergil, Nihal Bengisu Karaca, Turgay Güler, Mehmet Ocaktan, Cengiz Özdemir, Kurtuluş Tayiz, Avni Özgürel, Hüseyin Yayman, Fuat Keyman, Ayhan Ogan, Can Paker ve Vedat Bilgin."

 

HABERE YORUM KAT