Erdoğan’a İşkence Yapanlar Nasıl Mazoşist Oldu?

29.12.2013 15:01
Erdoğan’a İşkence Yapanlar Nasıl Mazoşist Oldu?
Yerli Ergenekon’la mücadele edebilenlerin neden sıra küresel Ergenekon’a gelince bir Stockholm Sendromuna (Celladına Meftun Olma) tutulan yeni vesayet unsurlarına dönüştü.

Bahadır Kurbanoğlu’nun analizi:

Taha Özhan, Sabah gazetesi’nde 14 Aralık’ta yazdığı “Taşları Yemek Yasak!” başlıklı makalesinde sormuş;

“Geçtiğimiz haftalar boyunca yaşanan tartışmaların hiç birisi yaşanmamış olsaydı, Gülen Cemaati'nin, 21. yüzyıl Türkiye'sinde ve dünyasında, bu kadar farklı alanda varlığını sürdürerek “ne olmak” istediğine dair verdiği bir cevap var mıydı? Eğer bugünlerde, özellikle Hocaefendi'nin son açıklamalarından sonra, bu suale ciddi, ikna edici ve samimi cevaplar verilebilirse, “sulh yoluna” en ciddi katkı yapılmış olur. Bu sual elbette cevaplanmak zorunda da değil. Tıpkı kapitalizmin sınırsız birikim sorunsalına cevap vermek yerine düzenli krizler yaşamayı tercih etmesi gibi. Lakin İsmet Özel'den ödünç alırsak, herkes için, yani bir birey, devlet, cemaat ve benzerleri için geçerli olan uyarı şu olabilir: “Taşları yeme, taşları yemek yasak! İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun. Öyleyse şunu düşün: insanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir. Sana yaramadığı halde sen de olan hem senin hem başkasının aleyhinedir.”

Özhan, bu süreçteki yazılarında “Cemaat’in siyaset etme ufku”nu sorguladı. Bu ufkun olup olmadığını Kapitalizm karşılaştırmasıyla cevapladı. Kapitalizmin sınırsız birikim sorunsalına cevap vermek yerine düzenli krizler yaşamayı tercih etmesini ve elinde ihtiyacı olandan fazlasını bulundurmasının geniş kitlelere olan zararını, Cemaat’in elinde hak ederek ya da etmeyerek bulundurduklarına ilişkin benzeştirmeyle betimledi.

Yerli Ergenekon’la mücadele edebilenlerin neden sıra küresel Ergenekon’a gelince bir Stockholm Sendromuna (Celladına Meftun Olma) tutulan yeni vesayet unsurlarına dönüşüp, nasıl olup da işi Türkiye’yi dizayn etme hayaline kadar vardırabildiklerini sorguladı.

Ona göre, Cemaat’in iri fiziki yapısına rağmen ufku şu minvaldeydi:

“Yıllarca diyalog çalışmaları yürütmüş, Türkiye'de neredeyse kimse kimseyle konuşamazken herkesle konuşabilmenin yolunu başarıyla bulmuş olan Gülen hareketinin, çok güçlü bir müzakere geleneği ve tecrübesi olduğu farz edilirdi. Maalesef “profesyonel bir münasebetten” ibaret olan diyaloğun steril dünyasından gerçek insanların gerçek sorunlarının konuşulduğu dünyaya gelince, sükûnetin yerini acemi bir telaşın doldurduğu görüldü…

…Siyasallaşma sürecini çok hızlı, günlük siyaset ve istihbarat üzerinden yaşayan zihinlerin en temel sorunu, “siyasalın” tabiatını anlama ve hayata dair başı sonu belli bir felsefi duruş sahibi olma noktasında ortaya çıkmaktadır. Hal bu olunca da tartışma, “bekçi perspektifinin” ürettiği “karanlık odalar” zekâ ve ahlak düzeyini aşamayan bir istifham dünyasına hapsolmaktadır.

Bu durum, maalesef, dershane sorununu kaset tartışmasına, devletin normalleşmesi sorununu liberal nihilist anti-siyaset düzeyine, STK'ların şeffaflaşma sorununu artık mesiyanik bir hal alan Sayıştay tartışmalarına, Türkiye'de devletin ne olması ve nasıl dönüşmesi gerektiğine dair ağır sorunu “Lüksemburg olmalı” düzeyine, neo-vesayet sorunsalını siyasi partiler kanununa, ciddi bir siyasal dil inşasını medyada bol belalı ve imalı kocakarı diline, farklı analizlerdeki samimi ve rasyonel teklifleri tehdit düzeyine kaba ve bir o kadar da naif bir şekilde indirgemektedir…”

Bu tahlillerin ardından 21 Aralık tarihli “Neo-Vesayet Yolsuzluğu” başlıklı yazısında da herkesin üzerinde adeta İcma ettiği şu can alıcı soruyu sordu:

“Nasıl olur da bir yolsuzluk operasyonu toplumun ezici çoğunluğunda rahatlama ve şeffaflaşma yerine tedirginlik ve gizem havası oluşturur?”

Ona göre yolsuzluk konusu, hükümete ve ülkeye döndürülmüş namlunun ucuna takılmış bir susturucu işlevi görmüştü. Ama dahası da vardı:

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim