1. YAZARLAR

  2. Rasim Ozan Kütahyalı

  3. Erdoğan: Yoksulların desteklediği parti biziz
Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan: Yoksulların desteklediği parti biziz

A+A-

Başbakan’la olan sohbetimizde sorduğum son konu da yoksulluk meselesi oldu. Özellikle Kılıçdaroğlu klasik CHP çizgisinin laiklik vurgusundan farklı olarak ısrarla yoksulluk ve yoksullar üzerinde duruyordu...


– Sizin hükümetiniz yoksulluğu arttırdı mı? Ülkeyi daha mı fakirleştirdiniz?

Rakamlar ortada, Türkiye biz yönetimi devraldığımızda dünya ekonomik liginde 25. sıradaydı, şimdi 17. sıraya geldi... 3 bin dolar milli gelir devraldık, 10 bin dolara dayandı rakam. Toplam gelir 700 milyar doları geçti. Yaptığımız sağlık reformuyla en yoksul yurttaşlarımız bile sağlık hizmetine kavuştular. Bunları milletim iyi biliyor, boş laflar bunlar.


– Peki, AK Parti sosyal devleti bitirdi sözlerine ne diyeceksiniz?

Bu da gülünç. Hükümeti devraldığımızda devletin sosyal harcamaları toplam bütçenin yüzde 13’ü kadardı, şimdi ise yüzde 28’e dayandı bu rakam. İşte Hüseyin Bey yanımızda, Cumhuriyet tarihinde en çok okul inşa eden, derslik açan hükümet biziz. İlköğretim çağındaki çocuklarımızın tüm ders kitaplarını veren, yoksul öğrencilere düzenli aylık veren hükümet biziz... Tam aksine devletin sosyal olma vasfına yeniden biz hayatiyet kazandırdık


– AK Parti zenginlerin partisi oldu, geldiği yeri unuttular, halktan koptular, havuzlu villalarda oturuyorlar eleştirileri yanlış mı?

Siyaset bilimcilerin hepsinin buluştuğu bir nokta var. Bu ülkenin yoksullarının ve dezavantajlı kesimlerinin en çok oy verdiği parti biziz. Çünkü biz her zaman öncelikle onların yanında olduk. Tam aksine havuzlu villa sitelerinden hep CHP birinci çıkıyor. Bu millet bu samimiyetsiz yoksulluk edebiyatlarına kanmaz, göreceksiniz yine o bölgelerden evet oyu ağırlıklı çıkacak. Sonra “yoksullukta eşitlik” anlayışı iflas etmiş bir anlayıştır, mühim olan bolluğu daha çok yaratmak, herkesin göreceli olarak zenginleşmesini sağlamaktır. Muhalefet politika üretmekte aciz kaldığı için habire içi boş popülizme sarılıyor, zaman zaman da meseleyi kişisel alana çekip seviyeyi düşürüyor. Çareleri yok, n’apsınlar,boş laflara sığınıyorlar...

***

 

Ya Başbakan başaracak ya da...

Bu arada Başbakan’ın Van mitingine davet edilmem üzerine dün yaşadığım kimi abuk sabuk şeyler bana Elif Şafak’ın “Bu ülkede yazı odaklı değil yazar odaklı bir kültür var” sözünü hatırlattı. Önce değerli dostum Yıldıray beni aradı, birkaç kritik ve ciddi meseleyi konuştuktan sonra “Senin Başbakan’la 40 dakika konuşmadığına dair internette zırva zırva şeyler de çıktı, haberin olsun” diye gülerek söyledi... Sonra Hüseyin Çelik beni aradı, şaşırmış bir şekilde “Yahu Ozancığım beni bir yerlerden aradılar, ‘Rasim Ozan yalan söylüyormuş 40 dakika görüşmemiş, iki dakika ayaküstü konuşmuş, uçağa da zorla binmiş, ne diyorsunuz’ dediler. Ben de ‘galiba sizin aklınızdan zorunuz var, siz bunlarla mı uğraşıyorsunuz, tam tamına 40 dakika Başbakan’la konuştuk, ben de oradaydım’ dedim, haberin olsun” diye söyledi... Hayatı boyu ya derinlikli entelektüel meselelerle ya da eğitim hayatının çetrefil sorunlarıyla uğraşmış ciddi bir insan olan Hüseyin Çelik’in böyle şaşırması ve “Bunların akıllarından zoru mu var” diye sorması çok doğal tabii...

Fakat maalesef medyada tamamen bu tür yalan dolan, süfli, kıytırık şeylerle uğraşan düşük profilli bir güruh var. Toplam beş yüz kişinin anca okuduğu, yüksek profilli yazarların ve fikir adamlarının ismini dahi bilmediği dandik sitelerde ne çıkmış, ne yazmış diye kafayı sıyırma eşiğine gelen bir “gazeteci” grubu var. Bu çok acınası bir durum... Ben de bir dönem lüzumundan fazla bu sitelere bakardım, sonra fark ettim ki toplam beş yüz kişinin okumadığı, hiçbir ciddi insanın ismini dahi bilmediği bu ıvır zıvır sitelere bakmak moronluktan ve vakit kaybından başka bir şey değil. Kendime çok kızdım... Bu sitelere bakmak, buralarda görünmek istemek Bali kullanmak gibi bir şey, insan beynini nifak ve yalana alıştırıp yok eden bir işlevleri var. Dediğim gibi düşük profilli medya mensubu takımının tüm gün uğraşıp, konuştuğu konular bunlar... Hele çok sevdiğim, üstelik özü itibariyle asla düşük profilli olmayan ciddi gazetecilik yeteneklerine sahip bir arkadaşım bütün bunları dikkate ala ala tamamen sürreel zırva şeyleri bana soran bir insan hale geldi. O sebeple tüm bu tip gazeteci arkadaşları bu zavallı alışkanlıklarını bırakmaya çağırıyorum, kendilerine de iyilik ederler...

Anladığım kadarıyla “Başbakan’la görüşmek” birçok insan için orgazmik bir olay, o yüzden bana dair de böyle nefsani saçmalıkları dillendiriyorlar... Ben bu mitinge davet edilene kadar Başbakan’ın hiçbir danışmanını fiilen tanımazdım. Nabi Avcı, Kemal Öztürk ve Yalçın Akdoğan’ı eserlerinden bilirdim, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’yı demokrat yöneticiliğiyle bilirdim, hepsiyle uçakta tanıştım. Daha evvel bir kez bile hiçbiriyle telefonda konuşmadım, zaten telefonlarını da bilmezdim. Bir kere bile de “Başbakan’la görüşmek” için talebim olmadı, benim böyle “gazetecilik” hırslarım yok, zaten ben kendimi gazeteci de saymıyorum. Sağolsunlar davet etmişler, ben de icabet ettim. Hem Başbakan’la hem de tüm ANA uçağı kadrosuyla çok yararlı sohbetlerimiz oldu, çok memnun kaldım... Başbakan’la etrafında daha çok kişiyle beraber konuşabileceğimi zannediyordum, daha özel bir konuşma oldu, birçok şeyi daha rahat paylaşma imkânı doğdu. O açıdan da mutluyum...

Bu ülke kritik bir eşikte. Ya bu eşiği AK Parti hükümetiyle beraber özgür, sivil ve demokratik bir rotaya doğru aşacağız ya da yeniden “eski rejim” galip gelecek ve hepimiz mahvolacağız... Benim temel derdim bu, şu an. O yüzden Başbakan’ın iradesi, cesareti ve liderliği çok önemli. Bu işi ya Tayyip Erdoğan başaracak ya da... Gerisinden bahsetmek bile istemiyorum...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT