Erdoğan-Kılıçdaroğlu Zirvesine Sabotaj mı?

09.06.2012 00:16
Erdoğan-Kılıçdaroğlu Zirvesine Sabotaj mı?
Kürt sorunu üzerinde yaşanan gerilimleri bitirmesi yönünde olumlu bir adım olarak görülen Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesine KCK tutuklamaları üzerinden koyu bir gölge düşürüldü.

Kürt sorunu üzerinde yaşanan gerilimleri bitirmesi yönünde olumlu bir adım olarak görülen Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesine KCK tutuklamaları üzerinden koyu bir gölge düşürüldü.

Kılıçdaroğlu-Erdoğan görüşmesinin hemen ertesinde Van Belediye Başkanı başta olmak üzere birçok BDP'li belediye başkanının KCK soruşturmaları çerçevesinde gözaltına alınması önemli bir gelişme.

Özellikle Kürt sorunu üzerinden ciddi gerilimler yaşayan Hükümet ve ana muhalefet partisinin uzun bir aradan sonra bir araya gelmesine yönelik ciddi bir karşı hamle yapıldı. Kürt sorunun çözümü yolunda atılması muhtemel adımlara KCK soruşturması üzerinden sağlam bir blokaj konuldu. Ortaya çıkan atmosfer Özel Yetkili Mahkemeler hakkında Gülen Cemaati ile Hükümet arasında süren gerginliğin bir yansıması olarak okunabilir. Konuyu ele alan Cengiz Çandar CHP-AK Parti ilişkisi, MHP ve BDP'nin gözettiği denge durumları hakkında dikkat çekici analizler yaptı. İlgili yazısını sizlerle paylaşmak istedik...

Haksöz Haber

İşte Cengiz Çandar'ın makalesi...

 

MHP'siz olur; CHP'siz ve BDP'siz olmaz

CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL


MHP'nin tavrına bakınca CHP girişiminin üzerine tabut örtüsünü sermeli miyiz?

Van Belediye Başkanı ve onunla birlikte Van’a bağlı Muradiye, Çaldıran, Özalp, Edremit ve Bostaniçi belediye başkanları dün gözaltına alındı.

Diyarbakır Baro Başkanı Emin Aktar, alaycı bir tepki verdi ve 6 belediye başkanının KCK ile ilgili olarak gözaltına alınmasını ‘Tayyip Erdoğan-Kemal Kılıçdaroğlu zirvesinin ilk sonucu’ olarak niteledi.

Gerçekten öyle mi?

Bilemiyoruz. Tayyip Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun, bir başka deyişle iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasında Kürt sorunu için birlikte çaba harcamak konusunda olumlu işaretlerin çıktığı bir sırada, deprem yaralarını saramamış bir ilimizin seçilmiş yerel yöneticilerinin tırpanlanması, iktidarın yolunun üzerine ‘mayın döşemek’ olabilir.

Böyleyse Ak Parti’nin devleti tümüyle kontrol edemediği sonucunu çıkarabiliriz.

Şayet, Van’daki belediye başkanlarını gözaltına alma dalgası, iktidar planlamasıyla ilgiliyse –ki, sanmıyoruz- o takdirde, Erdoğan-Kılıçdaroğlu zirvesinin tam bir aldatmaca olduğu, Kılıçdaroğlu’nun ya da CHP girişiminin, iktidarın ‘çözümsüzlük politikası’na ‘stepne’ olarak kullanıldığı sonucuna varmamız gerekir.

Ancak, böyle olduğunu sanmadığımız için bunu bir yana bırakalım ve Ak Parti-CHP görüşmesine dönelim. Bu görüşmenin sonucu ne oldu? Görüşme, ne getirdi?

En önemlisi, kamuoyunda son derece olumlu bir rüzgâr estirdi. Kamuoyunun, Kürt sorununun çözümüne ne kadar istekli olduğu, şiddet dışı, ‘güvenlik öncelikli yaklaşım’ın dışında bir çözüm arayışına nasıl bel bağladığı bir kez daha ortaya çıktı.

Kürt sorununun çözümüne ilişkin, tünelin ucundaki en küçük bir ışık huzmesi bile, kamuoyunda büyük heyecan oluşturuyor. 2009 yılında, önce Abdullah Gül’ün Tahran yolunda benim de aralarında bulunduğum üç kişiye “Kürt sorununda yakında iyi şeyler olacak” dediği vakit, birkaç ay sonra temmuz sonu-ağustos başında ‘açılım’ gündeme getirildiğinde, kamuoyu ne kadar heyecanlanmıştı, olumlu beklentilere kapılmıştı, bir hatırlamak gerek.

Abdullah Gül, tam o günlerde, Bitlis’e giderken Güroymak ilçesinde “Merhaba Norşinliler” dediği vakit, orası tezahürattan inlemişti; ülkenin her yanında iyimserlik tavan yapmıştı.

Geçen yıl bu zamanlarda şiddetin tırmanmasından bu yana, 2009’un o ‘bahar havası’nı andıran tek şey, CHP’nin girişimi, buna Tayyip Erdoğan’ın “Gelin görüşelim” demesi ve görüşmeden sonra Faruk Loğoğlu ile Ömer Çelik’in yaptığı açıklamalar oldu.

MHP’den vakit geçirilmeksizin gelen ‘pişmiş aşa su katacağını’ açıklaması bile, esen umut havasını tümüyle dağıtamadı.

Peki, Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesinden sonra gerçekten nerede duruyoruz?

Alacakaranlıktayız. Doğru bir yol tutturulursa, gün ışığı yönünde de ilerleyebiliriz; aksi halde karanlık tünellerin içine de girebiliriz.

Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP girişimine “MHP ‘peki’ derse bizce hiçbir sorun yok. Varız” dedi. Kılıçdaroğlu’nun başvurusuyla kendi sahasına gelen topu, Ak Parti iktidarı hakkında herhangi bir olumsuz hükme yol açmadan, CHP sahasına iade etti.

CHP’nin girişimi ‘TBMM zeminli’ olduğuna göre işleyebilmesi için Ak Parti’nin yanı sıra zaten BDP ve MHP’yi dahil etmesi gerekecekti. Ak Parti, “Bende sorun yok; git MHP’yi hallet” tavrını benimsedi.

MHP ise ‘istemezük’ diyor. Hatta sorunun adından vazgeçilmesi bile MHP’yi kesmiyor. Dün yapılan açıklamada “Kürt sorunu demeseler de CHP ile görüşecek bir şeyimiz yok” denildi.

Kamuoyunda esen hava, MHP’yi bugün ‘hayır’ dediğine, yarın ‘evet’ dedirtebilir mi? Sanmıyoruz. Ak Parti, MHP’nin kalbi sayılan Anadolu illerinde, özellikle Orta Anadolu’da, 2010 Anayasa Referandumu ve 2011 seçimlerinde MHP’yi öyle bir kemirdi ki, MHP’yi seçim barajı iplerine doğru itti.

MHP, Ak Parti’ye kaybettiği zemini, Kürt sorunu üzerindeki ‘esneklik’ üzerinden asla geri alamaz. Tersine, şu tavrıyla Ak Parti’yi köşeye sıkıştırarak, belki, geri alabilir.

MHP’nin ‘Kürt sorunu’ üzerinde yapıcı olmasını ve esneklik göstermesini beklemek pek gerçekçi gözükmüyor.

Öyleyse?

MHP, TBMM zemininde çözüm arayışında bir rol almamaya kararlı, tersine o şekildeki çözüm girişimlerinin önünü tıkamaya niyetli göründüğüne göre, CHP girişiminin üzerine tabut örtüsünü sermeli miyiz?

Hayır. Başbakan, MHP’nin tavrını tahmin ederek, CHP girişiminin sonuç vermemesi halinde, ‘arayış’ın toptan gömülmemesi için bir karşı-öneri getirdi. Mealen, “Ola ki bu girişiminiz yürümezse, sizinle birlikte bu konuda bir istişari mekanizma kurarak Kürt sorununa çözüm arayışlarına devam edebiliriz” demiş oldu.

Yani, Ak Parti-CHP arasında sürekli bir ‘danışma mekanizma’ önerdi ve buna katılacak kişileri bile belirledi. Önceki günkü görüşmeye katılanlar. Ak Parti tarafından Beşir Atalay, Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ve grup yöneticisi Mahir Ünal; CHP tarafından iki genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ile Faruk Loğoğlu ve grup yöneticisi Akif Hamzaçebi. Gayet uygun isimler.

Kürt sorununun çözümü yolunda ve gelinen noktada, iki ‘husus’ özellikle önemlidir:

1. Kürt sorunu ‘MHP vetosu’na bağımlılıktan çıkartılmalıdır. Böyle oldukça, yüzde 10-12’lik bir seçmen tabanı, ülkenin yüzde 90’ına yakın seçmen iradesine ipotek koymuş olur. Böyle saçmalık olmaz.

MHP’ye ‘Kürt sorununun çözümü’nde ‘olmazsa olmaz’ statüsü vermemek, Ak Parti’nin de MHP’nin arkasına saklanmasını önleyecektir.

CHP’nin girişiminin sonuç alabilmesi için MHP’ye gereksiz tavizler vermesinin anlamı da yok. Girişimde yer almaya ikna edemezse, fazla uzatmadan MHP’yi kaderiyle baş başa bırakıp, Başbakan’ın karşı-önerisine geri dönebilir. ‘Momentum’u kaçırmamak için bunda yarar vardır. Ülkenin en önemli sorununa ilişkin iktidar-ana muhalefet diyaloğu, hayati önemde ve olumlu bir siyasi iklim değişikliğine yol açıyor.

2. Ana muhalefet partisi olarak CHP, Ak Parti ile oluşturacağı ‘danışma mekanizması’nda, iktidarın ‘yedek lastiği’ durumuna kendisini düşürmemelidir. Bu nedenle benzeri bir ‘danışma mekanizması’nı BDP ile oluşturarak yol almaya çalışmalıdır.

CHP’nin Ak Parti’nin ‘yedek lastiği’ olmak yerine, Ak Parti ile BDP arasında ‘yastık’ rolü oynaması, yani Kürt sorununa ilişkin, etkili bir ‘aktör’ olarak devreye girmesi, sorunun çözümü için hayati değer taşıyor.

Yeter ki, CHP elini taşın altına soksun; kendi kendini ‘süreç’ dışına çıkartan MHP illa gerekmiyor. 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim