1. YAZARLAR

  2. Avni Özgürel

  3. Erdoğan-Davutoğlu
Avni Özgürel

Avni Özgürel

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan-Davutoğlu

A+A-

Tarihimizde siyaseti Prof. Ahmet Davutoğlu kadar etkilemiş, lideri Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine hâkim ilkelere yeni bir dil ve işlerlik kazandırıp onları değişik mecralarda farklı kalıplara dökmeye ikna edebilmiş bir başka ‘danışman’ herhalde yok. Hatta cumhuriyet yıllarında bu vasıfta dışişleri bakanı da.
Davutoğlu başarısını kuşkusuz Başbakan Erdoğan’ın kendisine açtığı alana ve homurdanmaları şahsen göğüsleme kararlılığına borçlu.. ‘Dış politika bizim işimiz’ diyen muhafazakâr hariciye bürokrasisi ona yüksek sesle itiraz etmiyor,  işbirliği yapmaktaki isteksizliğini perdeliyorsa; bunun sebebi Erdoğan’ın tavrının bilinmesi..
Erdoğan’ın Davutoğlu üzerinden geleneksel Türk dış politikasını ve ana hatları Atatürk tarafından belirlenmiş siyaseti ters istikamete çevirecek bir yol izlediği iddiaları doğru değil..
Şu sözler Atatürk’ün: ‘Hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe herkese mukabil saygıda asla kusur etmeyeceğiz.. Aksine müsaade edemeyiz.. Harp ancak zaruri ve hayati olduğu takdirde meşrudur... Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye harbe girilebilir. Aksi halde harp cinayettir. Fakat, ne çare ki, zayıf olanların hukukuna saygının noksan olduğunu hatta hiç saygı gösterilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik.. Eğer harp bir bombanın patlaması gibi, birden bire çıkarsa, milletler buna  mani olmak için silahlı mukavemetlerini ve mali güçlerini, saldırgana karşı birleştirmekte kararsızlık göstermemeli; en süratli ve etkin şekilde saldırgana, taarruzunun yanına kar kalmayacağı gösterilmelidir.’
Atatürk’ün sorunların krize dönüşmesini önlemek için bölgesel ittifakların tesisini önemsediğini, hayatta olduğu dönemde hiçbir gizli anlaşma yapmadığını, Musul konusundaki duyarlılığına rağmen Irak Kralı Faysal’ın Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmada çizdiği barış ve güvenlik çerçevesini, İran’la Afganistan arasında hudut anlaşmazlığı ortaya çıktığında ihtilafı çözmek için bizzat devreye girişini de unutmamak lazım..
Bunlara ve Erdoğan’ın son Brüksel ziyaretinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin AB tam üyelik hedefi doğrultusunda 2009 senesi içinde önemli adımlar atacağının işaretlerini vermiş olmasına bakarak ‘Sapma nerede’ diye sormak lazım..
Kaldı ki Erdoğan’ın benimsediği Davutoğlu’nun yaklaşımlarının ve bu yaklaşımların nihai hedefinin sır olan bir yanı da yok..   
“Modernite Avrupa-Merkezli bir tarihi sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlık birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsurlar taşımaktadır. Tarihi birikimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte, Türkiye tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıya. Staretejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslararası konjonktüre daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır.”
Davutoğlu’na Hamas’la ilişkiler penceresinden bakmak ve onu radikal İslami hareketlerin sözcüsü gibi görüp göstermek, şayet bilgi eksikliğine dayanmıyorsa olsa olsa kötü niyetle izah edilebilir.. Zira, Davos’ta Tayyip Erdoğan’ın öfkesine muhatap olan ‘moderatör’ Washington Post yazarı David Ignatius’un fark ettiği gerçeği görmezden gelmek veya önemsememekle siyasi tahlil yapma iddiasını bağdaştırmak zor.. Ignatius  21 Aralık 2008 tarihli yazısında, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk gibi hassas bir zeminde diplomatik girişimleri yönettiğine işaret ettiği Prof. Dr. Davutoğlu’nun, Ortadoğu’yla ilgili geliştirdiği ‘domino etkisi’ teori konusunda ABD Başkanı Obama’nın dikkatini çekmişti... Bölgede her olumlu gelişmenin domino etkisiyle başka olumlu gelişmeleri davet ettiğini, her olumsuz gelişmenin başka olumsuzlukları doğurduğunu savunan Davutoğlu, İsrail’in Gazze’ye saldırmasının, kısa süre içinde yapılacak İsrail, Filistin, Irak, Lübnan ve İran seçimlerini etkileyeceğini ve bu ülkelerin hepsinde radikal hareketlerin güç kazanmasını sağlayacağını savunuyordu.. Sormak lazım ‘Yanlış mı’ diye..
Son bir not: Umarım Prof. Ahmet Davutoğlu’nun günlük tutmak alışkanlığı vardır ve aldığı notlar ilerde bugünü anlamayı sağlayacak çalışmaların kaynağı olur.  Benzer bir dileği ‘ Tarih not tutma alışkanlığı olanlara dayanılarak yazılır’ diyerek geçmişte Tayyip Erdoğan için de söylemiştim.. Başbakan konusunda fazla ümitli değilim, o yüzden keşke Davutoğlu tutuyor olsa diyorum..

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT