1. HABERLER

  2. HABER

  3. Erdoğan: "Bu Süreç İstiklal Mücadelesi Sürecidir"
Erdoğan: "Bu Süreç İstiklal Mücadelesi Sürecidir"

Erdoğan: "Bu Süreç İstiklal Mücadelesi Sürecidir"

Başbakan Erdoğan, "Bu çirkin komplodan güçlenerek çıkacağız ve yeni Türkiye'yi inşaa edeceğiz. Bu süreç yeni Türkiye'nin "İstiklal Mücadelesi" sürecidir" dedi.

A+A-

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, teşkilatından çalışmalarına devam etmelerini isteyerek, "Bu süreç, yeni Türkiye'nin istiklal mücadelesi sürecidir" dedi.

Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, önceki gün İzmir Alaybey Tersanesinde meydana gelen kazada hayatını kaybeden askerlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa dileğinde bulundu.

22 Aralık tarihinin, 1914 yılında Osmanlı ordusu tarafından başlatılan Sarıkamış Harekatı'nın 99. yıl dönümü olduğunu belirten Erdoğan, "Sarıkamış'tan itibaren Kars dahil olmak üzere Kafkasya'nın işgalini sonlandırmak için başlatılan hareket maalesef çetin kış şartları nedeniyle arkasında çok hazin tablo bırakmıştı. Allahuekber Dağları'nı aşmak için çok sayıda Mehmetçik, soğuk ve tipinin etkisiyle şehitlik mertebesine ulaştı. Benim büyük dedem de o harekatta şehit oldu. 99. yıl dönümünde Sarıkamış şehirlerini rahmetle minnetle yad ediyoruz" diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu'ndaki 2014 bütçe görüşmelerine de değinen Erdoğan, muhalefetin görüşmelerde kullandığı red oyuna işaret ederek, "Yani bağırmaları, çağırmaları hiçbir şey oradaki oya yansımıyor" ifadesini kullandı.

Yapılan sözlü, fiili saldırılara rağmen AK Parti Gurubunun tam ciddiyetle bütçe görüşmelerin sürdürerek sonlandırdığını kaydeden Erdoğan,  2014 bütçenin hayırlara vesile olması yönünde Allah'tan niyazda bulundu.

"Milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık"

Erdoğan, Afyonkarahisar'dan yola çıkarken millete bir söz verdiklerini belirterek, şunları kaydetti:

"Milletimizi mahcup etmeyeceğiz. Milletimize, ülkemize hayal kırıklığı yaşatmayacağız. 11 yıldır hükümet görevimizde hamdolsun bu sözümüzü tuttuk. Mahcup olmadık. Mahcup etmedik. Milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık. Buradan aziz milletimize, bizi ekranları başında izleyen tüm kardeşlerime bir kez daha bunun sözünü veriyorum. Milletim müsterih olsun, gönlünü ferah tutsun. Milletim bize güvensin. Biz her zaman hakkı söylemeye, doğruya doğru, eğriye eğri demeye devam edeceğiz. Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz. Bundan da öte hesap gününde mahşerde hesaba çekileceğimizi de biliriz. Her adım bu şuurla, bu anlayışla, bu korkuyla atarız. Bizim partimizi bu seviyelere çıkaran, bizi bu makamlara getiren, 11 yıl bizi burada tutan en başta dürüstlüğümüzdür. Emanete olan bağlılığımızdır. Yolsuzluklar karşısında sert, kararlı, tavizsiz duruşumuzdur. AK Parti yolsuzluklara göz yummaz, müsamaha göstermez. Zira bunu yaparsa var oluş zeminini ortadan kaldırmış olur. Bizi bugünlere dürüstlüğümüz ulaştırdı. Bizi bugünlere dik duruşumuz ulaştırdı. Biz cesur olduğumuz için Türkiye'ye aşkla sevdayla bağlı olduğumuz için, eser ürettiğimiz için, hizmet ürettiğimiz için bugünlere ve buralara geldik. Bundan asla taviz vermeyeceğiz."

"Süt kadar ak bir sicille yürüyoruz" 

Başbakan Erdoğan, kendilerine okul yıllarında hocalarının, "Sizin hayat şeridiniz bembeyaz derlerdi. Eğer tek bir yanlış yaparsanız tek bir kusurunuz olursa o bembeyaz şerit üzerinde o yanlış, o kusur bir leke olarak dikkat çeker derlerdi. Hayat şeridi simsiyah olanların üzerindeki lekeler ise dikkat çekmez derlerdi" şeklinde öğüt verdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizler AK Parti'nin ak kadroları olarak bembeyaz süt kadar ak bir sicille yürüyoruz. En küçük bir çamur parçası, en küçük bir siyahlık bizim sicilimizde hemen dikkat çeker. Çektiğinde de biz bu noktada gereği neyse onu yaparız. Biz böyle bir hassasiyetle yürüyoruz. Bizim başkalarını örnek almamıza gerek yok. İyiler bize örnek olabilir. O ayrı bir konu. Ama bizim sicili siyah olanlar bize örnek teşkil edemez. Onların yaptıkları zaten ortada. Biz kendi sicilimize bakarız ve o sicilin üzerinde en küçük bir leke olmaması için de azami dikkat ederiz.

11 yıl içinde zaman zaman hakkımızda ithamlar oldu, iftiralar oldu, karalamalar, çamur atma girişimleri oldu. Hiç tereddüt etmedik. Sicilimizin bembeyaz kalabilmesi adına kötüleri aramızdan ayıkladık. Hakkından iftira olanların da aklanıp gelmesini sabırla bekledik. Dikkatinizi çekiyorum; bizim bu noktadaki hassasiyetimiz sırf iftiraya maruz kaldı, sırf çamur atıldı diye de söylentiler üzerinden kimse kusura bakmasın, biz o tür operasyonlara da aramızda girmeyiz. Çünkü biz bir şeyi eğer müdellel hale gelmediği sürece kabul etmemiz de mümkün değildir. Burada bir gerçeğin üzerinde özellikle durmam lazım; hukuk hakkın, adaletin, tecelli etmesi, iyinin kötüden ayrılabilmesi için vardır. Mahkemeler, hakimler savcılar hakkı haksızlıktan, haklıyı haksızdan, iyiyi kötüden ayırt etmek için vardır. Meclis mahkemelerin yerine geçemez. Siyasi partiler siyasi parti genel başkanları, hakimlerin yerine geçemez. Özellikle de medya, gazeteler, televizyonlar, yazarlar, yorumcular hakimin savcının yerine geçemez."

"İçeriden dışarıya sürekli bilgi sızıyor"

Erdoğan, 9 gündür, bir operasyon yürütüldüğünü, ilk günden operasyonun adının "büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu' adı konulduğunu kaydederek, şöyle konuştu:

"Ardından bir sıfat daha takıldı. Tarihin en büyük yolsuzluğu. Daha ikinci günden itibaren gözaltı, sorgu, savunma, mahkeme aşamaları geçildi, medya tarafından siyasetçiler tarafından doğrudan infaz yapılmaya başlandı. Bu arada içeriden dışarıya sürekli bilgi sızıyor. Güya gizlilik kaygısı olan bir süreç. Bu nasıl gizlilik kaygısıysa. Bu gizlilik kaygısının olmasına rağmen bu adımların atıldığı bir sistem içerisinde başka şeyler var. O zaman kusura bakmasınlar, burada yürütmenin uzantısı veya yargının belli bir yapı içerisindeki safhası, demek ki bunlar burada servis yapıyor. Şimdi burada bize düşen nedir? Burayı da temizlemektir. Bir taraftan hukuk içerisinde beraati zimmet asıldır diyeceksin, böyle yürüteceksin işi, öbür taraftan da dışarıya servis yapmaya devam edeceksin. Bu insanları kirletmeye kimsenin hakkı yok. Bugüne kadar birçok olaylar yaşandı ve bu olayları yaşayanlar belli bir müddet sonra beraat ettiler. Peki bu beraat eden insanların, o süreç içerisindeki kirletilmelerinin temize çıkarılmasının bedelini kim ödeyecek? Bunları bir kenara koymak mümkün mü? Bunlar da bizim ülkemizde yaşandı."

"Bu mudur hukuk?"

"Fotoğraflar, bilgiler, iddialar her gün manşetlerde, her gün ekranlarda" diyen Erdoğan, "Garip garip bakıyorsunuz ki montajlar. Bunlar bundan sonra da bunu yapabilecek karakter, kabiliyettedir. Bunun üzerine yetiştiler. Bu mudur hukuk? Yürütmenin içerisinde olanlara söylüyorum, bu mudur yürütme? Eğer kararı o operasyonun ikinci gününde anamuhalefetin, yavru muhalefetin temsilcileri verecekse hakime ne ihtiyaç var, mahkemeye ne ihtiyaç var? Eğer kararı medya verecekse, anında infaz yapılabilecekse böyle bir yetkisi varsa bütün bu uzun hukuk süreçlerine ne ihtiyaç var" şeklinde konuştu.

Günlerdir Halk Bankası genel müdürünün evinden çıkan kutuların konuşulduğuna işaret eden Erdoğan, "Ya siz bu kutuların ne olduğunu nereden biliyorsunuz? Kim yaptı bunların servisini? O  paraların ne olduğunu nereden biliyorsunuz? Eğer evinde para çıktı diye bir insan anında suçlu oluyorsa buradan ben şimdi CHP'nin genel müdürüne soruyorum: Evinden 2,5 milyon avro çıkan şahsı siz neden milletvekili yaptınız? Hani çok temizdiniz? Bu iş bu kadar basit mi?" ifadelerini kullandı.

"Şimdi yargıyı savunuyorlar"

Erdoğan, operasyon başlayıncaya kadar CHP'nin  hukuk sistemine, hakimlere, savcılara, polislere demediğini bırakmadığını belirtti.

Silivri'de yargıya yaptıkları hakaretleri herkesin bildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Polisimize yaptığı hakaretleri hepiniz biliyorsunuz. Şimdi maşallah yargıyı da çok iyi savunuyor, polisimizi de çok iyi savunuyor. İnşallah böyle kalırsın. Hatta CHP'nin genel müdürü, hakkında hakimlere hakaretten, mahkemeye hakaretten fezleke hazırlandı. Aynı CHP genel müdürü, şimdi çıkmış bu savunmayı yapıyor. Daha bir hafta öncesine kadar polise demediğini bırakmayan CHP, şimdi sözüm ona polise sahip çıkıyor.  CHP'nin milletvekili polisimize, affedersiniz, kameraların önünde ana avrat sövdü. Buna karşı ne yaptı? Hiç. CHP'nin bir milletvekili kameraların önünde elindeki taşı polisimize fırlattı. Ne yaptılar? Hiç. CHP milletvekilleri, barikatların en önünde oturdular, görevi  başındaki polisi engellediler. Ne yaptılar? Koca bir hiç. Hani hukuka, polise saygınız? Hukuk sisteminde aksayan bir şey varsa hükümet olarak biz yetkilerimiz, sınırlarımız dahilinde onun üzerine gideriz. Devlet kurumları içinde görevini yapmayan, yetkisini kötüye kullanan varsa eğer devlete paralel örgütlenme söz konusuysa biz onun da üzerine gideriz ve gideceğiz. Biz ilkelerle hareket eden bir partiyiz, iktidarız. Hukukla hareket edeceğiz, etmeye devam edeceğiz. Anayasayla yasalarla hareket edeceğiz. Devlet kurumlarının hiçbirini topyekun töhmet altında bırakmayız, çürükleri temizleriz ya da temizlenmesi için gerekeni yaparız."

"Bu olayın uluslararası boyutu vardır"

Bu sene çok farklı bir mayıs ayının yaşandığını dile getiren Başbakan Erdoğan, "Küresel finans krizinin etkileri tüm dünyada çok ağır şekilde devam ederken mayıs ayında biz Türkiye olarak tarihte örneği görülmeyen başarılara, rekorlara imzamızı attık" diye konuştu.

Bunların çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Çünkü şu olay, ulusal bir operasyon değildir. Bu olayın uluslararası boyutu vardır. Uluslararası boyutta bunun en tepe noktası vardır ve onun altında da bunun çeşitli yerlerdeki taşeronları vardır. Olay basit olarak ele alınmasın, bu AK Parti iktidarının, Türkiye'nin büyümesine olan öncülüğü sebebiyle yapılan bir operasyondur" ifadelerini kullandı.

İstanbul'da 46 milyar dolarlık üçüncü havalimanı ihalesini gerçekleştirdiklerini anımsatan Erdoğan, dünyanın en büyük havalimanını yapmak için kolları sıvadıklarını söyledi. "Bakın bu, çeşitli mahfilleri ciddi manada rahatsız etmiştir. Bu havalimanına yönelik her türlü olumsuzluğu her an yapabilirler bunu da bilmenizi istiyorum" ifadelerini kullanan Erdoğan, yapılan projenin dünyada ilk üç içine girebilecek bir proje olduğunu söyledi.

"Bu da hazmedilemedi"

Ankara'da Japonya Başbakanını ağırladıklarını ve Japonya ile Türkiye'de 22 milyar dolarlık bir yatırımla nükleer santral kurulması için ilk adımları attıklarını hatırlatan Erdoğan, "Burayla ilgili de bunu engellemek için her şeyi yapabilirler" dedi.

İstanbul Boğazı'na 2,5 milyar dolarlık bir yatırımla üçüncü köprünün temelini attıklarını dile getiren Erdoğan, "Başından itibaren bunu engellemeye de gayret ediyorlar. Yok imar, yok orman, yok şu, yok bu; söylenmedik şey bırakmadılar" diye konuştu. İstanbul Borsasının 93 binin üzerine çıkarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını aktaran Başbakan Erdoğan, "Bu da hazmedilemedi. Dikkat edin borsaya müdahaleler, borsanın yavaş yavaş inmesi oldu" ifadelerini kullandı.

Merkezi Bankası rezervini 2002'de 27,5 milyar dolar olarak devraldıklarını belirten Erdoğan, Merkez Bankası rezervinin mayıs içinde 135 milyar dolara ulaşarak rekor kırdığını söyledi. Erdoğan, şu anda onun da üzerine çıkarak 136 milyar doları yakaladığını ama bu arada yine bir düşüşün olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, gösterge faizini yüzde 63 seviyesinde devraldıklarını, mayıs içinde bunun tarihin en düşük seviyesi olan yüzde 4,6 indiğini belirterek, "Eğer o gidiş devam etseydi, bu 2,5'a kadar düşebilirdi. Ama tahammül edemediler, dayanamadılar. Oradaki müdahaleyle bir anda tekrar çıkmaya başladı ve 9,5'a kadar tırmandı" diye konuştu.

Türkiye'nin kredi notunun mayıs ayı içinde 4 kredi derecelendirme kuruluşunca artırıldığına dikkati çeken Erdoğan, "Bu da tabii onları ciddi manada rahatsız etti" dedi.

IMF ile ilişkilerde tarihi bir gelişme yaşanarak 23,5 milyar dolardan devralınan borcu 14 Mayıs'ta ödeyerek defteri kapattıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, "IMF ile borcumuzu sıfırladık. 'Sen mı sıfırlarsın', işte burada uluslararası o güçler devreye girdi. 'Hayır sen her zaman borçlu kalacaksın.' Çünkü borç alan emir alır olaya böyle baktılar" ifadelerini kullandı.

"Çözüm sürecinin nasıl güçlendiğini görenler umutlandılar"

Sanayi üretiminde ve dış ticarette yeni rekorlara şahit olunduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Buna da katlanamadılar. İşte tüm bunları sadece bir ay içinde peş peşe yakaladık ve bunu yaşadık. Peki sonra ne oldu? 'Gezi olayları' denilen sokak eylemleri başladı. Uluslararası medya İstanbul'a, Ankara'ya adeta kamp kurdu. Bir yandan uluslararası medya, bir yandan ulusal medya, bir yandan sosyal medya Türkiye'yi dünyaya karalamaya başladı. Bu bir ihanettir, bu vatana ihanettir ve bunu acımasızca yaptılar. Apaçık bir ihanete, apaçık bir ekonomik suikaste bu dönemde şahit olduk. Sadece faizin yükselmesinden Türkiye'nin kaybı 2 milyar doları aştı. Allaha hamdolsun, Gezi'de istedikleri başarıyı elde edemediler, Türkiye'ye daha ağır bedeller ödetemediler. Ekim ayından beri Türkiye, çok parlak bir dönem yaşıyor. Turizmde, ihracatta rekorlar kırdık. Merkez Bankamızın rezervi 136 milyar dolara çıktı. Orada da yine tarihi bir rekoru kırmış olduk. Diyarbakır'da son derece muhteşem, coşkulu, heyecanlı, umut verici bir açılış töreni yaptık. Gerek Sayın Mesut Barzani'nin, 38 yıldır vatanından ayrı kalmış Şivan Perver'in, değerli sanatçımız İbrahim Tatlıses'in katılımıyla unutulmaz bir Diyarbakır tablosu ortaya çıktı."

Diyarbakır'da insanların o meydanda ağladığını, Bismil'e, Ergani'ye gittiklerini oralarda da insanların ağladığını ifade eden Erdoğan, "Ekranların başında 81 vilayette insanlar sevinç gözyaşları döktüler. Çözüm sürecinin nasıl hızlı yol aldığını, nasıl güçlendiğini görenler sevindiler, umutlandılar" diye konuştu.

"Bu aynı zamanda bizim içerideki barışımıza bir suikasttır"

"Geçen hafta başından itibaren en başta çözüm sürecine yönelik, kardeşliğimizi hedef alan bir suikast girişiminde bulunuldu, ayrıca bunu da görmemezlikten gelemeyiz" diyen Başbakan Erdoğan, açıklamalarına şöyle devam etti:

"Gezi'de mayıs ayının başarıları sabote edilmek istendi, 17 Aralık'ta Diyarbakır tablosuna da suikast düzenlendi. Bu aynı zamanda bizim içerideki barışımıza bir suikasttır. Burada hedef sadece çözüm süreci de değil. Bir paket hazırladılar, içine birbirinden farklı, birbiriyle ilgisi olmayan dosyaları koydular ve kamuoyunu etkilemek için bu paketi yolsuzluk ambalajıyla sundular. Manşetlere yolsuzluk iddiasını sundular. CHP'yi, MHP'yi, TÜSİAD'ı diğer bir takım sivil toplum örgütlerini, sermaye kuruluşlarını yolsuzluk üzerinden sahaya iteklediler. Kamuoyunu yolsuzluk iddialarıyla meşgul ederken arka planda Diyarbakır'ın, Mavi Marmara'nın, Oslo'nun, 7 Şubat'ın, bunun yanında Halkbank'ın intikamını almak için tezgah kurdular. Şu anda Halkbank'ın ederi 25 milyar dolara çıkmıştır, daha önce bu eder yüz milyonlarla ifade edilirken şimdi 25 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tabii belli mahfilleri rahatsız ediyor ama ne yazık ki içerideki taşeronlar görevlerini bu süreç içerisinde maalesef bir ihanet anlayışı içerisinde haince yaptılar, yapıyorlar.

Bu süreçte 9 gün içinde sadece Halkbank'ın uğradığı değer kaybı 1 milyar 625 milyon dolardır. Şimdi buna ne diyeceğiz? 'Çok güzel bir iş mi yaptınız' diyeceğiz. Eğer sizin elinizde hakikaten hukuka uygun ciddi belgeler varsa bunları önce bizimle paylaşırsınız, gereği neyse bunun gereğini biz yaparız. Ama şu anda borsaya kota olan bir Halkbank'ı ve dünyada değişik ülkelerde misyonu olan bir Halkbank'ı çökerttiğiniz zaman, bir genel müdürü çökertmiyorsunuz, ülkeyi çökertiyorsunuz."

"Türkiye'ye 76 milyona yapılmış bir komplo"

Başbakan Erdoğan, ''Buradan 76 milyonun tamamına, ekranları başında bizi izleyen sevgili vatandaşlarıma sesleniyorum, bize oy versin ya da vermesin, bizi sevsin ya da sevmesin her bir vatandaşıma, her bir kardeşime sesleniyorum. Bu komplo sadece AK Parti'ye değil, sadece hükümete değil, Türkiye'ye 76 milyona yapılmış bir komplodur. Bu komplo sadece AK Parti'yi değil, milletin tamamını, milli iradeyi, siyaset kurumunu hedeflemiş bir komplodur. Hangi partiye oy verirseniz verin ama bu çirkin komployu lütfen görün'' şeklinde konuştu.

Bu komplonun altında eğitimde, sağlıkta, adalette, ulaşımda, enerjide, gıda tarımda yapılan reformların, Türkiye'nin kalkınmasında yapılan reformların hepsinin hedef olduğu bir tablo olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Bu komplonun Türkiye'nin hayrına değil, şerrine olduğunu lütfen görün. Bu komplonun benzerleri dün merhum Menderes'e yapıldı, merhum Özal'a yapıldı, merhum Erbakan'a yapıldı. Bu komplonun benzerleri inanın merhum Ecevit'e, Sayın Demirel'e Sayın Baykal'a dahi yapıldı. Eğer, bugün bu çirkin operasyonlara en sert, en kararlı cevabı vermezsek, biliniz ki bu komplolar yapılmaya, gelecekte de milli irade üzerinde mühendislik tasarımları yapılmaya devam edecektir'' değerlendirmesinde bulundu.

76 milyonun tamamını, AK Partili, diğer partilerin gönüldaşlarını, siyasetle tüm ilgilenenleri bu noktada birlikte duyarlılığa davet eden, bu komploya karşı tavır almaya çağıran Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

''Milletim, bu medyanın asıl niyetini görsün ve anlasın milletim sermaye çevrelerinin, kimi siyasi partilerin, kimi örgütlerin asıl niyetini görsün ve anlasın. Meselenin yolsuzluk olmadığını, meselenin Türkiye ekonomisi olduğunu, faiz olduğunu, dış politikamız olduğunu... Yani faiz derken faizin artırılmasını kastediyorum. Şu andaki mevcut faizi düşük gören faiz lobisi, bunun artırılması için var gücüyle çalışıyor. En önemlisi de bağımsızlığımız olduğunu milletim lütfen görsün ve anlasın. Bu komployu hep birlikte bozacağız. Onun için teşkilatımın bu noktadaki görevi çok çok önemli. 76 milyon hep birlikte yoğun bir şekilde çalışacağız. Bu çeteleri temizlediğimizde hukuksuzlukları giderdiğimizde Türkiye'nin çok daha farklı bir yer olduğunu hep birlikte göreceğiz. Alışkanlıkları var, şurdan girersek, şu neticeyi alırız, şurdan girersek bu neticeyi alırız... İşte AK Parti böyle bir parti olmadığını 30 Mart sürecinde inşallah hem ulusal bazda hem uluslarası bazda ispat edecektir.''

"Kan ve gözyaşı kapısını inşallah ilanihaye kapatacağız"

Demokratik reformları çok daha hızlı ve güçlü yapacaklarını vurgulayan Erdoğan, ''Çözüm sürecini daha hızlı ilerletecek, kan ve gözyaşı kapısını inşallah ilanihaye kapatacağız'' dedi.

Alevilerin, Sünnilerin, Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Romanların, Arnavutların, Boşnakların, tüm azınlıkların, meselesi olan herkesin sorunlarını daha hızlı çözeceklerine dikkati çeken Erdoğan, hiç kimsenin kendisini tehdit altında hissetmediği, yaşam tarzlarının tehdit edilmediği, özgürlüklerin kısıtlanmadığı, 76 milyonun bir, beraber ve kardeş olduğu Türkiye'yi birlikte inşa edeceklerini söyledi.

"Zihnimizde en küçük bir tereddüt dahi olmayacak"

Şer olarak görünende bir hayır olduğunu aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

"Allah şerleri hayra tebdil eder. Biz yeter ki buna böyle inanalım. Bu çirkin komplodan, bu çirkin operasyondan güçlenerek çıkacak, inşallah çok farklı şekilde yeni Türkiye'yi imar edeceğiz. 30 Mart seçimlerinin çok önemli olduğunu, sürecin çetin geçeceğini, partimize, ülkemize yönelik çeşitli boyutlarda operasyonlar olacağını... Olay sadece 17 Aralık'ta başlayan süreç değildir. Bundan sonra da bunu devam ettirecekler. Uydurma, şöyle böyle, aklınıza ne gelirse. Bütün bir teşkilat olarak yılmayacağız, asla yıkılmayacağız. Zihnimizde en küçük bir tereddüt dahi olmayacak. Göreceksiniz kısa süre zarfında, eğer varsa, tüm tereddütler giderilecektir."

Erdoğan, 81 vilayette hep birlikte sahada olacaklarına işaret ederek, millete oynanan oyunun büyüklüğünü anlatacak, gerçekleri duyuracaklarını vurguladı.

"Bu süreç yeni Türkiye'nin istiklal mücadelesi sürecidir"

En küçük bir ihmale, rehavete, boş vermişliğe hele hele de umutsuzluğa ve moralsizliğe yer olmadığını dile getiren Erdoğan, "Açık söylüyorum, siz çalışırsanız Türkiye kazanacak. Eğer siz ihmal ederseniz bütün Türkiye kaybedecek, milli irade kaybedecek, geleceğimiz kaybedecek. Bu süreç yeni Türkiye'nin unutmayın istiklal mücadelesi sürecidir. Bu kadar önemli. Bu süreç, Türkiye üzerine hesapları olanların, hesaplarının bozulacağı süreçtir" şeklinde konuştu.

Erdoğan, bu sürecin faiz lobisinin Türkiye'den son darbeyi yiyeceği süreç olduğunu ifade ederek, yeise kapılmadan, karamsarlığa asla prim vermeden, moralleri yüksek tutarak, kararlı bir mücadele vereceklerini bildirdi.

"Bize milletin hayır duası yeter"

Milletin dualarıyla birlikte yanlarında olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

 Bırakın onlar manşetleriyle ihanet içinde olsunlar. Bırakın onlar milletin emeğinin faiz lobilerine pazarlama gayreti içinde olsunlar. Bırakın sosyal medyada, iğrenç internet sitelerinde kasetlerinin içinde onlar bulunsunlar. Bırakın o kaset montajcıları, o itibar suikastçıları Müslümanlara beddualar etsinler. Biz beddualara 'lanet', duaya 'evet' diyeceğiz. Biz beddualarla değil, dualarla yetiştik ve arif, alim olan insanlara beddua değil, tam aksine dualar yakışır. O insanlara ıslah ifadesini kullanmak bile yakışmaz. Hele hele bir Müslüman kardeşi için hidayetinin artırılması talebi yakışır. Ama görünüyor ki bu iş şirazesinden çıkmış. Böyle bir sürecin içerisindeyiz. Her zaman söylüyoruz. Bize milletimizin hayır duası yeter. Filistinli mazlumların hayır duası bize yeter. Somalili yoksulların duası bize yeter. Oradaki garip gurabanın duası bize yeter. Suriyeli mazlum çocuğun arşı inleten duası bize yeter. Allah bize yeter, millet bize yeter." 

"Devlet içinde böyle maşalar, böyle taşeronlar var"

Hadisenin bir başka acı tarafını daha bulunduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Türkiye içinde bir takım odaklar, bir takım örgütler, bir takım merkezler, bu kirli komploda maşa olarak kullanıldılar. Şu yaşadığımız 9 gün, Türkiye açısından tam anlamıyla bir turnusol kağıdı olmuştur. Bakın biz bu medyayı, bu sermaye çevrelerini, bu örgütleri 10 yıllardır çok iyi biliyoruz. Çok yakından tanıyoruz. Ama şu süreçte bunların ne oldukları, nereye hizmet ettikleri, kimin çıkarını düşündükleri, kimin değirmenine su taşıdıkları açık ve net şekilde ortaya çıkmıştır.

Burada açık açık söylüyorum, şu son olay göstermiştir ki Türkiye'de kendi ülkesinin değil başkalarının çıkarlarını düşünen, kendi milletinin değil başka çevrelerin rantını düşünen vatana ihanet içinde ajanlık yapan, casusluk yapan medya kuruluşları var, sermaye çevreleri var, örgütler ve çeteler var. Bu kadar açık konuşuyorum. Devlet içinde maalesef böyle maşalar, böyle taşeronlar var.

Hükümet olarak biz, yetkimiz dahilinde, tamamen yine hukuk içinde kalarak bunun üzerine gideceğiz ve gidiyoruz. Demek ki şu ana kadar çetelerle verdiğimiz mücadele yetmemiş. Demek ki bu zincirin daha çok farklı halkaları var ve çetelerle bu mücadeleyi vermiş bir hükümet olarak devlet içinde yeni çetelerin, devlet içinde devletin, devlet içinde paralel yapıların oluşmasına kesinlikle göz yummayacağız.''

"Bir davanın en başta ahlak sahibi olması gerek"

Bir hareketin, bir davanın en başta ahlak sahibi olması gerektiğini belirten Erdoğan, ''Ahlakı olmayan hiçbir hareket başarıya ulaşamaz. Her yolu meşru gören, her yolu mubah gören bir hareket asla başarıya ulaşamaz. Bir taraftan Kur'an diyeceksin, bir taraftan hadis diyeceksin, Allah, peygamber diyeceksin ama adın kasetlerle, adın komplolarla, adın ulusal ve uluslararası kirli işlerle anılacak. Hiç kimsenin bu aziz dine, bu haksızlığı yapma hakkı yoktur'' dedi.

''Müslüman o kimsedir ki elinden ve dilinden tüm insanlar, tüm Müslümanlar sabittir. Bunu bir defa bir kenara koyamayız'' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ordu'da da söyledim. Bu din azizdir. Bu mushaf, indiği andan itibaren korunmuştur. Kendi mensuplarının yaptıklarından bu din yara almaz, Kur'an yara almaz ama yanlış içinde olanlar yara alır. Onların maskeleri düşer. Kim olursa olsun. İster şahsım olsun, ister başkaları olsun, düşer. Kime ve neye hizmet ettikleri açıkça ortaya çıkar. Birliğimizin, kardeşliğimizin, milletimizin bekasını ilgilendiren bir durum ortaya çıkıyorsa biz de anayasa ve yasalar çerçevesinde gereken adımı hiç tereddüt etmeden atarız. Dini bir kisve altındaki örgütlerin birtakım ülke ve çevrelerin maşası olarak benim ülkemde operasyon yapmalarına, ameliyat yapmalarına kesinlikle müsaade etmeyiz.

Türkiye'ye, milletimize, milli iradeye yönelik bir tezgah kurdular ama biz dik durarak bu tezgahı anında deşifre ettik. Deşifre etmeye de devam edeceğiz. Bu kirli tezgahın içinde AK Parti iktidarıyla birlikte çıkarları zedelenen malum çevreler var. Türkiye'nin kazanıyor olmasından rahatsız olan, Türkiye büyüdükçe, Türkiye kazandıkça kaybeden çevreler var. Medyaya yapılan yayınlara bakın bu çevreleri göreceksiniz. Siyasete bakın bu çevreleri göreceksiniz. Maalesef devlet kurumlarında da işte bu anlayışın taşeronlarını, maşalarını göreceksiniz."

"Çünkü CHP'ye bu vazifeyi verdiler"

CHP'nin kendince AK Parti'ye yolsuzluk ithamlarında bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çünkü CHP'ye bu vazifeyi verdiler. Ona düşen rol bu. CHP hükumetlerde hiçbir zaman seçimle görev almış bir parti değildir. CHP, hep atanarak gelen bir partidir. CHP'nin geçmişi budur. Ya darbelerle iş başına gelmiştir ya da işte böyle kirli komplolarla iş başına getirilmiştir. İş başına geldiği zaman da arkasına enkaz bırakarak, onlarca yolsuzluk dosyası bırakarak iktidardan ayrılmıştır. İşte şu anda partisinin içinde yolsuzluktan hüküm giymiş, suçu sabit milletvekilleri var. Bu yetmedi, İstanbul'a yolsuzlukla suçladıkları, kendi kongrelerinde yolsuzluk nedeniyle ihraç ettikleri şahsı, büyükşehir belediye başkan adayı olarak koydular. Hatta bu genel müdür, yolsuzluk klasörünü bizzat kendisi raflardan indiriyor, o teşhir ediyor. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu.

CHP'nin genel müdürü bu şahsın yolsuzluk dosyası önünde biliyorsunuz çok pozlar verdi. Dün yolsuzluk iddiasıyla attıklarına bugün kucak açıyor, kurtuluş reçetesi olarak bakıyorlar. Bu ilkesizliği, bu çarkı örtmek için de AK Parti'ye saldırıyor, iftira atıyorlar. CHP yolsuzluk yapan görmek istiyorsa gitsin kendi geçmişine baksın, gitsin aynaya baksın. 10 yıllardır eleştirdikleri, hatta hakaret ettikleri, hatta kuyusunu kazdıkları o örgütle şimdi ittifak yapıyorlar. Bunların birlikte yapabileceği tek bir şey var. Bunlar birlikte ancak beddua seansları düzenlerler.''

''Bu oyun milletimiz tarafından 30 sandıkta bozulacak''

Kendilerine milletin duasının yeteceğini, milletin duasıyla buralara geldiklerini, öyle yürüdüklerini belirten Erdoğan, bundan sonra da Allah'ın izniyle milletin duasıyla yürümeye devam edeceklerini bildirdi.

Yolsuzluk kılıfıyla Türkiye'ye, millete, Türkiye'nin geleceğine kasteden bir saldırıyla karşı karşıya bulunduklarını ifade eden Erdoğan, ''Şunu herkes görüyor, bu bir yolsuzluk soruşturması değildir. Bu siyasete ve millete karşı açık bir komplodur, açık bir tezgahtır. Allah'ın izniyle bu tezgah, bu oyun milletimiz tarafından 30 Mart'ta sandıkta bozulacaktır'' dedi.

Yeni Türkiye yürüyüşlerini hiç kimsenin durduramayacağını belirten Erdoğan, ''Yeni Türkiye'de yeni vesayetlere yer olmayacak. Yeni Türkiye'de uluslararası operasyonlara, bu operasyonun maşalarına yer olamayacak. Yeni Türkiye'de devlet içinde devlet olmayacak, devlete paralel yapılanmalar asla olmayacak. Yeni Türkiye'de hukuk keyfilik içinde asla yer almayacak. Yeni Türkiye'de maşalar eliyle kardeşliğe, ekonomiye, dış politikaya, milli iradeye suikastler yapılmayacak'' diye konuştu.

İki tabloyla karşı karşıya olduklarını belirten Erdoğan, ''Ya millet, ya zillet. Ben inanıyorum ki millet kazanacak. Zillet içerisinde kalanlar zillete devam edecek. Temenni ederiz ki Rabbim onları da zilletten kurtarır'' dedi.

AA

HABERE YORUM KAT

2 Yorum